19 °c

Yahudi Mezalimi (23) Yahudiler Allah’ın emrine karşı geldi

Yahudîler, kendilerine melik tayin edilen Tâlut'u beğenmeyip “Tâlût fakîr bir insan, bizim gibi zengin bir topluluğa nasıl hükümdâr olabilir. Onun hükümdarlığını kabul etmiyo­ruz” diyerek Allah’ın emrine karşı geldi

Yahudi Mezalimi (23) Yahudiler Allah’ın emrine karşı geldi

Yahudîler, kendilerine melik tayin edilen Tâlut'u beğenmeyip “Tâlût fakîr bir insan, bizim gibi zengin bir topluluğa nasıl hükümdâr olabilir. Onun hükümdarlığını kabul etmiyo­ruz” diyerek Allah’ın emrine karşı geldi

Uzun süre Yahudiler, peygambersizdi. İşmuil Aleyhisselâm, Hârun Aleyhisselâm'ın neslindendir. "Hâkimler" dönemiydi. İsrâil tarihinde "Hâkimler", din büyüklerinin idâresi demektir. Ayrıca hükümdârları yoktu. Din büyükleri onları idâre ediyordu. Maddeye yönelmişlerdi. Musa Aleyhisselâm’ın getirmiş olduğu İlâhî dini bir tarafa bırakmışlardı. İnsanlar, dinlerinden, tarihle­rinden, kültürlerinden ve ahlak değerlerinden soğu­dukça, Al­lâh’da onların başlarına düşmanlarını musallat edi­yordu. İsrâil oğul­larına saldıran Amâlikalılar, büyük bir tahri­bat yaptılar. Yetmiş bin’den fazla Yahudî'yi öldürdüler. Bir çoğunu esir ettiler. Geride kalanları haraca bağladılar. İçinde Tevrât ve mukad­des emâ­netler bulunan, birlik ve beraberliğin sembolü olan ta­butu alıp götür­düler.  İsrâil oğulları kendilerine doğru yolu göstere­cek bir peygamberin gönderilmesi için Cenab-ı Allâh’a dua ettiler. Hızır Aleyhisselâm’da onların dualarına “âmin” dedi. On­lara İşmuil Aleyhisselâm, (1) nebi (peygamber) olarak gönde­rildi. İsrâil oğulları İşmuil Aleyhisselâm’a gelip:

-“Düşmanlarımız ile savaşmak için bize bir melik tayin et,” dediler.

İşmuil Aleyhisselâm sordu;

-“Meliki ne edeceksiniz?”

-“Onun maiyetinde düşmanlarımız ile savaşmak istiyo­ruz,” diye cevap verdiler. İşmuil Aleyhisselâm onlara güven­medi. Bir daha sordu:

-“Üzerinize savaş farz olduktan sonra, savaşmaktan kaç­manızdan korkarım,” dedi. İsrâil Oğulları:

-“Efendimiz onlar düşmanlarımızdır. Biliyorsunuz ki, yakınlarımızı, çocuklarımızı öldürdüler. Kız ve kadınlarımızı elimiz­den alıp câriye olarak götürdüler. Namusumuzu kirletti­ler. Bizden ağır vergiler almaktadırlar. Biz kanımızın son damlasına kadar düş­manlarımız ile savaşmaya hazırız. Yeter ki sen başımıza bir Me­lik tayin et.” (2)

 

TALUT’UN MELİK TAYİN OLMASI

  İşmuil Aleyhisselâm’a vahiy geldi. İşmuil Aleyhisselâm İsrâil oğullarını topladı. “Allâh, Tâlût’u size hükümdâr olarak gönderdi” dedi. Yahudîler isyan ettiler. Allah'ın kendilerine Melik tayin ettiği Tâlut'u beğenmediler.

-“Tâlût, fakirdir. Fakîr bir insan, bizim gibi zengin bir topluluğa nasıl hükümdâr olabilir. Onun hükümdârlığını kabul etmiyo­ruz,” dediler. İşmuil Aleyhisselâm:

-“Ey Yahudîler! Her şeyi para ve zenginlik sanmayın. Dünya’da para’dan daha kuvvetli nesnelerde vardır.”

Yahudiler:

-“Bu laflara karnımız tok. İktidâr, servet ve sermâye sa­hiplerinin elinde olmalıdır... Biz hep böyle gördük. Bunu de­ğiştire­mezsin. Hükümdârlığı fakir bir insanın eline veremez­sin,” diye peygamberlerine karşı geldiler. İşmuil Aleyhisselâm öfkeli Yahu­dîlere baktı:

-“Tâlût, sağlıklı bir kişiliğe ve ilme sahip olduğu için Cenab-ı Allâh onu başınıza hükümdâr olarak seçti. İçinizde idareciliğe en ehil insan odur.

O ilminin sayesinde size karşı adâletli davranacak­tır. İşi ehline vermek en sağlıklı bir yoldur. Onun hüküm­dârlığının alâmeti meleklerin taşıdığı Sekine Tâbutunu (3) size geri getirmesi­dir.” Tâbut geri geldi. Yahudîler savaşa katıldı­lar. Susuz­lukta günlerce yol yürüdüler. Bir ırmağın yanına geldiler. Tâlût on­lara:

-“Bu ırmaktan elinizle bir avuç içebilirsiniz. Fazla içme­yin. Kim fazla içerse o benden değildir. Onun savaşma gücü kalmaz,” bu­yurdu. Hepsi içtiler. Ancak üç yüz on üç (313) kişi içmedi. Suyu içenlerin içine bir korku girdi.

-“Bir Câlut ile savaşamayız,” deyip geri döndüler. Tâlût, 313 kişilik ordusu ile Câlüt’ün yüz binlerce kişilik ordusuna karşı savaş düzeni aldı. Hızır Aleyhisselâm askerlere seslendi:

-“Korkmayın!  Allâh bizimle beraberdir. Câlût’ün ordusu­nun çokluğuna bakıp korkuya kapılmayın. Çünkü nice az sayı­daki imanlı bir ordu 

Allâh’ın izni ile çok sayıdaki kâfir asker­leri yenmiş­tir. Sabredin.  Allâh sabredenler ile beraberdir. Âhir zaman peygamberi Hazret-i Muhammed Mustafa (s.a.v.)e sa­lavât getire­rek düşmana saldırın. O yüce Peygamberin hürme­tine inşallâh Cenab-ı Allâh size yardım edecektir.” Öyle ettiler. Müminlerle hep bir ağızdan: Sallallâhü alaa Muhammedin diyerek düşmana saldır­dılar. Derhal düşmanı denize batırdılar. (4) Tâlût’un ordusunun içinde bulu­nan Dâvud Aleyhisselâm, Câlüt’ü öldürdü. (5) İşmuil Aleyhisselâm, 52 yaşında iken vefat etti (6)

 TALUT VE CALUT’U KABUL ETMEDİLER

 -" (Ey Habibim Ahmed! Rasûlüm Ya Muhammed! Görmedin mi (işitmedin mi), İsrail oğullarının Musa'dan sonra ileri gelenlerine! Hani onlar, bir peygamberlerine: "Bize bir kumandan gönder de Allah yolunda savaşalım" dediler. O da: "Size savaş farz kılınırsa, acaba yapmamazlık eder misiniz?" dedi. Onlar: "Bize ne oldu da yurtlarımızdan çıkarıldığımız ve çocuklarımızdan ayrıldığımız halde Allah yolunda savaşmayalım?" dediler. Bunun üzerine savaş kendilerine farz kılınınca da onlardan pek azı hariç, yüz çevirdiler. Ama Allah, o zalimleri bilir. Peygamberleri onlara: "Allah, size hükümdar olmak üzere Talût'u gönderdi." demişti. Onlar: "Ona bizim üzerimize hükümdar olmak nereden geldi? Oysa hükümdarlığa biz ondan daha lâyıkız, ona maldan bir genişlik, bir bolluk da verilmemiştir." dediler. Peygamberleri de "Onu sizin başınıza Allah seçmiş ve ona bilgi ve vücut bakımından bir güç, bir genişlik vermiştir." dedi. Hem Allah, mülkünü dilediğine verir. Allah'ın rahmeti geniştir, o her şeyi bilir. Peygamberleri, onlara şunu da söylemişti: Haberiniz olsun, Onun hükümdarlığının alâmeti, size o tabutun gelmesi olacaktır ki onda Rabbinizden bir sekine (sükûnet, gönül rahatlığı), Musa ve Harun ailelerinin bıraktıklarından bir bakiyye (kalıntı) vardır. Onu melekler getirecektir. Eğer iman etmiş kimselerden iseniz, bunda sizin için kesin bir ibret, bir alâmet vardır. Talut, ordu ile hareket edince dedi ki: "Allah sizi mutlaka bir nehirle imtihan edecek. Kim ondan içerse, benden değildir. Kim de onu tatmazsa, işte o bendendir. Ancak eliyle bir avuç alan başka (bu kadarına ruhsat vardır)." Derken içlerinden pek azı hariç, hepsi de varır varmaz ondan içtiler. Talut ve beraberindeki iman eden kimseler nehri geçtiklerinde. "Bizim bugün, Calut ile ordusuna karşı duracak gücümüz yok." dediler. Allah'a kavuşacaklarına inanıp, bilenler ise şu cevabı verdiler: "Nice az topluluklar, Allah'ın izniyle nice çok topluluklara galip gelmişlerdir. Allah, sabırlılarla beraberdir." Calut ve ordusuna karşı savaş meydanına çıktıkları zaman da şöyle dediler: "Ey Rabbimiz! Üzerlerimize sabır dök, ayaklarımızı sabit tut ve kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et!" Derken, Allah'ın izniyle onları tamamen bozdular. Davud, Calut'u öldürdü ve Allah, kendisine hükümdarlık ve hikmet (peygamberlik) verdi ve ona dilediği şeylerden de öğretti. Eğer Allah'ın, insanları birbirleriyle savması olmasaydı, yeryüzü mutlaka bozulur giderdi. Fakat Allah, bütün âlemlere karşı büyük bir lütuf sahibidir. (7)

  YAHUDİLER YİNE İFTİRAYA SARILDI

  Yahudiler, baştan beri sevmedikleri, Talut'u yermek için çalışmalar yaptılar. Yahudiler, hiçbir zaman, Tâlut'u sevmediler. Tâlut fakir olduğu için onu hep hakir gördüler. Târih önünde Talutu karalama hareketlerine başladılar. İftira ettelir. Cenab-ı Allah, Kur'an-ı Kerim'de, övmüş olduğu Talut'u Yahudiler karalamaya başladılar. Yahudiler, Talut'un kızını verdiği DAvud Aleyhisselâm'a düşman olduğunu, onun sürgün ettiğini, Davud Aleyhisselâm'ın Tâlut'un elinden hicret ettiğini, Talut'un kendisine nasihat eden âlimleri öldürdüğünü," (8) uydurdular. İlâhî bir vahiy ile tayin edilen ve Cenab-ı Allah'ın Kur'ân-ı Kerim'de övmüş olduğu bir şahsın dünya hırsı ile bir peygambere düşman olması asla mümkün değildir. Bu olsa olsa Yahudi kafasının bir örünüdür. Yahudi uydurmasıdır. Talut, savaşta şehid oldu. (9)

 

      HZ DAVUT ALEYHİSSELAM     

  Dâvud Aleyhisselâm, Yakub Aleyhisselâm'ın neslindendir. Beytüllahm kasabasında dünya'ya geldi. Bir çiftçinin oğluydu. Gençlik yıllarında çobandı. Çok güzel sapan kullanırdı. Sapanıyla attığı taşlar ile kurt ve aslan gibi vahşî hayvanları yere seriyordu. Dâvud Aleyhisselâm daha on sekiz yaşlarında bir genç iken, İşmuil Aleyhisselâm ve Hükümdâr Tâlut'un Câluta karşı açmış olduğu savaşa katıldı. Câlut, dev gibi bir adamdı. Korkunç bir görüntüsü vardı. Câlut meydana çıktı. Karşısına çıkabilecek bir bir kahraman istedi. Câlut, çelim çelim dolaşmaya başladı. Dolaştıkça Câlut, azgınlaşıyordu. Onun heybeti karşısında herkes sinmişti. Zaten sayıları 313 kadar olan mü'minlerin içinden kimse, Câlut'a çıkabilecek cesâreti kendisinden bulamıyordu. Dâvud Aleyhisselâm, er meydanına çıktı. Herkes hayret etti. Çoğu Dâvud Aleyhisselâm'a acıdılar.

-"Yazık bu gence," dediler. Câlut, Dâvud Aleyhisselâm, ile alay etti. Dâvud Aleyhisselâm, sapanı ile Câlut'u yere serdi. Câlut'un öldürülmesi üzerine, orada bulunan bütün insanlar, Dâvud Aleyhisselâm'a büyük bir hayret ve saygınlıkla baktılar. Düşmanlar yenildi. Dâvud Aleyhisselâm'ın bu kahramanlığı üzerine isrâil oğulları ona saygı duymaya başladılar. Tâlut, Dâvud Aleyhisselâm'ı kızı Mekiyâl ile evlendirdi. Tâlut'un, Filistinliler ile yaptığı savaşta şehid düşmesi üzerine Dâvud Aleyhisselâm, İsrâil oğullarının hükümdârı oldu. Davud Aleyhisselâm'a peygamberlik verildi. İsrâil oğullarını Hazret-i Musa'nın dinine çağırdı. Dâvud Aleyhisselâm'a dört kitaptan biri olan Zebur verildi. Zebur, ilâhî kitap Zebur yüzelli elli âyetti. (10) Zebur'da haram ve halal yoktu. Öğütler vardı. Davud Aleyhisselâm'a mucize olarak, kimsenin bilmediği kuş dili verildi.

Dâvud Aleyhisselâm kuşlar ile konuşabiliyordu. Dâvud Aleyhisselâm sadece kuş değil bütün hayvanların dili verildi. Demir, o yüce rasûlün elinde hamur gibi oluyordu. O demire istediği şekli verebiliyordu. Demirden zırhlar yapıp satarak geçimini sağlıyordu. Davud Aleyhisselâm, bütün ordusunu zırhlar ile donattığı gibi, onların geleri ile fakirlere yardım ediyor; kimsesiz ve çâresizlerin yardımına koşuyordu. Davud Aleyhisselâm'ın güzel bir sesi vardı. Davud Aleyhisselâm, Zebur-i şerifi okumaya başladığı zaman, dağ, taş inler, ağaçlar, otlar cezbeye tutulur. Vahşi ve ehlî hayvanlar, kuşlar, tesbih ve zikrin sesiyle coşar, insanlar ve cinler, aşka gelirdi. Bir uğultu alırdı. Her taraftan tesbih ve zikir sesleri gelirdi. Ama Yahudîler, o yüce sese pek kulak vermiyorlardı. Yahudîler, o yüce peygamberin o mübârek sesine kulak vermedikleri gibi ona karşı düşmanlık besliyorlardı. Yahudîler, Dâvud Aleyhisselâm'a iftiralar ettiler. O büyük peygamberi, dedikodular ile bütün insanlığın önünde küçük düşürmeye çalıştılar.

YAHUDİLER HİLEYE BAŞVURDU

Dâvud Aleyhisselâm âdil bir idâreciydi. Dâvud Aleyhisselâm bir gün oruç tutar; bi gün iftâr ederdi. Gecelerini ibâdet ile geçirirdi. Dâvud Aleyhisselâm, gün olarak vaktini dördüne ayırmıştı. Vaktin birini, kendisinin ve ailesinin ihtiyacı Vaktin diğerini. Rabbine ibâdet ve ilticâ. Vaktin bir bölümünü halk ve hükümet davalarına bakmak. Vaktin bir kısmını da ümmetine vaaz ve nasihat için ayırmıştı. Yahudîler, dünyalık için birbirlerine büyük iftiralar ediyorlardı. Yalancı şâhitler bularak, haksız davalar kazanabiliyorlardı. Zulmün önüne geçmek ve halkın arasında adâletle hüküm vermesi için, Cenab-ı Allâh, Dâvuda Aleyhisselâm'a büyük bir mucizesi vermişti. Gökten adâlet, zinciri sarkıtılmıştı. Semâ'dan, Dâvud Aleyhisselâm'ın sarayına, demir kuvvetinde, ateş renginde, yuvarlak halkalı murassâ ve mücevher bir zincir asılmıştı. Ona yapışan haklı ile haksız belli oluyordu. Şikâyet için Dâvud Aleyhisselâm'ın yanına gelenlerden kimin haklı ve kimin haksız olduğunu ortaya çıkarmak için, Dâvud Aleyhisselâm, onlara adâlet zincirine yapışmalarını emrederdi. Yahudîlerin zamanla haksızlıklarını hile ile örtbas etmeye çalışmaları üzerine, bu ilâhî zincir semâ'ya çekildi. Dâvud Aleyhisselâm'a muhâkeme ve davalarda şahid ve yeminlere mürâcat etmesi vahyolundu. Hukukta, acımanın yeri olmadığını, bir tarafı o anda yüzde yüz haklı görünse bile diğerini dinlemeden asla hüküm verilmesesi gerekli olduğunu, temsili olarak Davud Aleyhisselâm'a anlatmak için Cenab-ı Allah, iki kelem gönderdi.

KAYNAKLAR:

(1) İşmuil Aleyhisselâm, Hârun Aleyhisselâm'ın neslinden olup İsrâil Oğullarına peygamber olarak gönderilmişti. Elyesâ Aleyhisselâm'dan sonra Yahudîler tamamen sapıtmışlardı. Cenab-ı Allâh, onların başına Câlut'u musallat etti. Câlut, sapıtan Yahudîlerin çoğunu kılıçtan geçirdi. Memleketlerini harap etti. Yahudîleri haraca bağladı. İşe yarayanları köle ve câriye olarak kullanmak üzere götürdü. Tevrâtı yaktı. Mukaddes Tâbutu beraberinde alıp götürdü. Cenab-ı Allâh İsrail oğullarına doğru yolu göstermesi işmuil Aleyhisselâm'ı peygamber olarak gönderdi. İşmuil Aleyhisselâm, Câlut ile savaştı. Bu savaşta Hızır Aleyhisselâm'da bulundu. İşmuil Aleyhisselâm'a yardım etti. İmuil Aleyhisselâm'ın ordusunun içinde bulunan Dâvud Aleyhisselâm, Câlutu öldürdü.
(2) Bakara: 2/246
(3) Sekine Tabutu: Sekine, sukûnet demektir. Tabut, sandık manasınadır. Rivâyete göre, Musa Aleyhisselâm'ın vefatı yaklaştığı zaman, münâcât edip, kendisinden sonra İsrâil oğullarına yardıma sebep olacak bir şey istedi. Cenab-ı Allah'ın emriyle Musa Aleyhisselâm, altın, gümüş, tunç, demir ve diğer kıymetli maddelerden bir sandık yaptı. O sandığın içine, Tevrat, Levhler, diğer, kendi eşyalarını, Harun Aleyhisselâm'ın eşyalarını, sancak ve diğer İsrâil oğulları tarafından mübârek sayılan birçok mübârek şeyleri sandığın içine koydu. Ağzını kapattı. Sekine Tabutu İsrâil Oğullarının manevî değerlerindendi. Moral kaynağıydı. Savaşa gidildiği zaman, Sekine Tabutu önden giderdi. Halkta büyük bir heyecan ile arkasından yürürdü. Sekine Tabutu insanlara, sükûnet, huzur verdiği gibi, sancak görevinide görürdü.
(4)   Nafehâtü’l-Üns; s. 32

İnsanlık tarihinde, Müslümanlar ile gayr-i müslimler arasında geçen bütün savaşlarda Hızır Aleyhisselâm hazır olmuştur. Hızır Aleyhisselâm katılmadığı hiç bir savaş yok gibidir. Hızır Aleyhisselâm’ın katıldığı savaşları bir araya getirdik büyük bir “Cihâd Ansiklopedisi” oluşur.
(5)  Bakara:2/251
(6)  İslâm tarihi, c. 1, s. 217, Osmanlı yayınevi
(7) Bakara: 2/246-251
(8)Mir'at-ı Kâinât: c. 1, s. 249
(9) Mir'at-ı Kâinât: c. 1, s. 249

(10) İslâm tarihi, c. 1, s. 218

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

YORUM YAZIN

adınız ve soyadınız ile yorum yapabilirsiniz
HABERE İLK YORUMU SİZ YAPIN

Son gelişmelerden anlık haberdar olabilirsiniz.
istiklal.com.tr bildirim ile, web sitesine girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.