7532 Defa Okundu

                             “Ayetlerde Kelimeler Arasındaki Ahenk ve İlmî Bağlantılar”

“Yeryüzünü enine boyuna uzatıp döşeyen, onda sabit dağlar ve ırmaklar meydana getiren, orada meyvelerin her birinden çifter çifter yaratan O’dur. Geceyi de gündüzün üzerine O bürüyüp örtüyor. Düşünen insanlar için şüphesiz bütün bunlarda ibretler / ayetler vardır.” (Ra’d: 3.)

Bu seri içindeki önceki yazılarımızda Kuran’da geçen kelimelerde (“alâk” ve “devekuşu yumurtası” anlamına gelen “dehâhâ” kelimeleri gibi) gizli olan mucizelerden misaller vermiştik.

Kuran-ı Kerim’deki mucizelerden biri de, ayetlerde kullanılan kelimeler arasındaki ilmî münasebetlerdir. Böylece kelimeler gibi, kelimeler arasındaki söz konusu bu uyum da Kuran’ın Allah kelamı olduğunu teyit ve ispat eder.

Kuran’daki kelimeler arasındaki bu uyumla ilgili onlarca cilt eser yazılabilir; bu münasebetler incelenerek yüzlerce, binlerce ilmî ipucu yakalanabilir. Biz bu yazımızın hacmi çerçevesinde birkaç misal vermekle yetineceğiz.

I- RA’D SURESİ 3. AYET

Ayet mealen şöyledir:

“Yeryüzünü enine boyuna uzatıp döşeyen, onda sabit dağlar ve ırmaklar meydana getiren, orada meyvelerin her birinden çifter çifter yaratan O’dur. Geceyi de gündüzün üzerine O bürüyüp örtüyor. Düşünen insanlar için şüphesiz bütün bunlarda ibretler / ayetler vardır.” (Ra’d: 3.)

Dikkat edilirse ayette beş noktaya dikkat çekilmektedir.

Bunlar “yeryüzünün uzatılıp döşenmesi”, “dağlar”, “nehirler”, “mahsuller” ve “gece ile gündüz”dür.

Bu kavramların bu şekilde sıralanışında ilim ve hikmet dolu mükemmel bir bütünlük vardır.

Diyebiliriz ki bu ayet-i kerime bize dünyada hayatın nasıl mümkün olduğunun, rızkın nasıl temin edildiğinin genel kanun ve kurallarını anlatmaktadır.

Şöyle ki:

1- Yeryüzünün Döşenmesiyle Dağların İlişkisi

Daha evvelki yazılarımızda Naziat: 30 ve Neml: 88. Ayetler bağlamında arzın elipsoit şekilde yuvarlak ve dönmekte olduğunu anlatırken, dünyadaki dengenin korunması açısından dağların önemine de işaret etmiştik. Burada konuyu hatırlatmak bakımından şu kadarını söyleyelim:

Naziat: 30. Ayette yeryüzünün döşenip yayılmasını ifade etmek için kullanılan kelime “deve kuşu yumurtası” anlamına gelmektedir. Deve kuşu yumurtası, dünyanın kutuplardan basık, ekvatordan şişkin şeklini temsil edebilecek en mükemmel misaldir. Bu şekilde yuvarlak olan dünyanın, dönmesi esnasında dengesini koruması, yörüngesinden çıkmaması için dağlar adeta birer kazık gibi yeryüzüne çakılmıştır. Nitekim aynı vurguyu bu ayette de (Ra’d:3.) görüyoruz.

Ve bir başka ayette de (Nebe: 6.) arzın dengesi anlatılırken “beşik” misali kullanılır. Nasıl ki beşik sağa sola yalpa yaptığı halde dengede kalıp devrilmez ise, dünya da uzay boşluğunda dağlar sayesinde dengeli bir şekilde döner ve asla yörüngesinden çıkmaz. Dağların bu özelliğine jeoloji ilminde “arzın / dağların denge kanunu” denir. Bunları ilgili yazılarımızda daha uzun izah etmiştik.

Yeryüzüyle dağlar arasındaki ilişki kısaca böyledir.

2- Dağlarla Nehirlerin İlişkisi

Bu ayette dağların bir başka vazifesi olarak nehirlerle olan ilişkisine de işaret edilmektedir. Bunu anlayabilmek için ise önce dağların bulutlarla ilişkisini anlamak gerekir. 

Nehirler, yoğunlaşan bulutların yağmur halinde dökülmesiyle oluşur.

Eğer dağlar olmasaydı, yağmuru meydana getiren su buharı denizlerden, okyanuslardan yükselip rüzgârlarla yürütülürken çok alçaktan giderdi. Dolayısıyla da yükselerek soğuması, yoğunlaşarak yağmuru oluşturması mümkün olmazdı. Hâlbuki rüzgârın hareket ettirdiği su buharı, deniz ve okyanusların hemen önündeki dağlarla karşılaşınca semaya doğru yükselmek zorunda kalır. Bu yükseliş, buharın soğuyarak yoğunlaşmasına ve yere yağmur şeklinde düşmesine sebep olur. Bu yağmurların yeryüzünde toplanmasıyla da nehirler meydana gelir. İşte ayette peş peşe zikredilen dağlarla nehirler arasındaki münasebet budur. Ama ayette bu münasebet (dağların yağmurun oluşmasındaki rolü) açıkça izah edilmez; insanın idrak ve tefekkürüne bırakılır. Bu da Kuran’ın az sözle çok mana ifade etme vasfı gereğidir.

3- Nehirlerle Mahsullerin İlişkisi

Mahsullerin ancak sulanmak suretiyle verimli olacağı bilinen bir gerçektir. Dolayısıyla bu iki kavramın ard arda zikredilmesindeki sebep - sonuç ilişkisi açıktır. Su buharı dağların yönlendirmesiyle yükselir, yoğunlaşıp yağmur olarak düşer. Yağmurlar da birikip nehirleri meydana getirir. Böylece yeryüzü hayatın asıl unsuru olan suyla buluşur. Suyun hayatımızdaki önemi her türlü izahtan varestedir. Rızkın bollaşmasında, geçimin rahatlamasında, mahsullerin yetişmesinde su en belirleyici unsurdur. Dolayısıyla ayette nehirlerle mahsullerin ard arda zikredilmesindeki ilmî incelik ortadadır.

4- Mahsullerin Gece Gündüzle İlişkisi

Mahsullerle gece gündüz arasındaki irtibat da şöyledir:

“Burada bilimsel olarak dikkati çeken husus ise, mahsullerin dile getirilmesinden sonra geceyle gündüzün bürümesinin söz konusu edilmesidir. Bu da ancak son zamanlarda bilinebilen bilimsel bir gerçektir. Çünkü mahsuller geceleyin gelişme gösterirler. Gecenin gündüzü bürümesi, mahsullerin olgunlaşması için bir zorunluluktur. Eğer bitki gece karanlığından payına düşeni alamayacak olursa, zayıflar ve gücünü kaybederek cılızlaşır.

Bu durum bu çağın ellili yıllarında ilginç bir olay ile keşfedilebilmiştir. Reklam şirketlerinden birisi, Japonlardan birisinin mülkü olan bir pirinç tarlasında oldukça güçlü ışıklı bir reklam tabelası yerleştirmişti. Tarla sahibi aldığı pirinç mahsulünün zayıflayıp azaldığını görünce bu reklam şirketine karşı bir dava açarak, geceleyin bu derece güçlü aydınlatması dolayısıyla uğramış olduğu zararın şirket tarafından kapatılmasını istedi. Mahkeme meseleyi ciddi bir şekilde ele alıp bir grup ilim adamını konuyu bilimsel bir şekilde etüt etmekle görevlendirdi. Böylelikle bu güçlü aydınlatmanın gerçekten pirinç ürününün eksilmesinde etkili olup olmadığının raporla bildirilmesini istedi. Yapılan araştırmalar şu şaşırtıcı gerçeği ortaya koydu:

Bitki geceleyin dinlenir -siz buna geceleyin uyur da diyebilirsiniz- böylelikle sabahleyin aydınlıkla birlikte yeniden faaliyetini gösterebilsin diye. Ama bu güçlü reklam aydınlatması o bitkilerin kendileri için zorunlu olan uykularını almalarına imkân vermedi ve yorgun argın düşmesi sonucu gelişme gücünü kaybedip zayıfladı.

Daha sonra aynı şekilde şu gerçek de ortaya çıktı: Mahsul en çok gelişmesini yine aynı dönemde, bitkinin uykuya çekildiği dönemde kaydeder. Ayrıca her tür bitki ve mahsul de tabii gelişmesini gösterebilmek için belirli bir karanlık dönemine muhtaçtır. Bitkilerin yeryüzündeki dağılımı da her yerdeki gecenin uzunluk dönemiyle oldukça ince bir uyum halindedir. Mesela on iki saat karanlığı gerektiren bir bitki, eğer gecesi on saatlik olan bir bölgede yetiştirilmek istenirse, asıl topraklarındaki halinden daha zayıf olarak çıkar. Eğer bu eksik süre fazla olursa hiç mahsul vermez.

Mahkemenin tarla sahibi lehine hüküm verdiği o ilginç dava vesilesiyle keşfedilen bütün bu şaşırtıcı gerçekler bize açıkça şunu göstermektedir:

Dağlardan nehirlere, nehirlerden gecenin ve gündüzün örtüp bürümesine kadar sözü edilenlerin hepsi arasında zincirleme (bilimsel) bir ilişki vardır. İşte bu da Kuran’daki icazın bir parçasıdır.[1]

II- BAL ARISINDAKİ MUCİZE

Kuran’da kelimelerin sıralanışındaki mucizeye ikinci misalimiz de bal arısından bahseden Nahl: 68- 69. Ayetlerdir. Bu ayetler mealen şöyledir:

“Ve Rabbin bal arısına şöyle ilham etti: “Dağlardan, ağaçlardan ve insanların kurdukları çardaklardan kendine yuvalar edin. Sonra her türlü besleyici ürünlerden ye; Rabbinin koyduğu kanunlara boyun eğerek çizdiği yollardan git!” Onların karınlarından, farklı renk ve çeşitlerde şerbet (kıvamında bir sıvı) çıkar ki onda insanlara şifa vardır. İşte bunda da düşünen bir topluluk için açık delil / ayet bulunmaktadır.”

“Arıların durumu çok eskiden beri bilinmektedir… Ama araştırmaların ispatladığı yeni husus, ayet-i kerimede “dağlar”, “ağaçlar” ve “insanların yaptıkları çardaklar” arasındaki sıralamadır. Bu, sadece arıların gidip geldikleri ve Rabbinin izniyle gıdasını elde ettiği yerleri anmak ve sıralamaktan ibaret değildir. Çünkü dağlardaki bal, en zengin ve en üstün bal çeşididir. Çeşitli hastalıklara şifa olmak bakımından da en etkin olandır. Bundan sonra tür olarak yüksek ağaçlardan elde edilen bal gelir. Ve son olarak da yerde, yakın mesafede bulunan bitkilerden elde edilen bal türleri gelir.” [2]

Görülüyor ki bu ayette kullanılan kelimelerin sıralanışında da ilmî incelikler söz konusudur.

Gerek Ra’d: 3’ün, gerekse de Nahl: 68 - 69. Ayetlerin sonunda insanlar tefekküre sevk edilmekte, buradan Allah’ın varlığına, birliğine, ilmine, hikmetine yol bulmaya davet edilmektedir.

III- PARMAK İZİ MUCİZESİ

Kuran’daki kevnî mucizelerden biri de insanın parmak uçlarındaki çizgilere işaret eden şu ayetlerdir:

“İnsan, kemiklerini toplayıp birleştiremeyeceğimizi mi sanıyor? Evet, parmak uçlarına varıncaya kadar yeniden yapmaya gücümüz yeter.” (Kıyame: 3 – 4.)

Ayet-i kerimelerin tefsiri uzundur. Ancak konumuzla ilgili olarak şunu söyleyebiliriz:

Allahu Teâlâ’nın ahiret ve dirilişi inkâr edenlere cevap verirken, insanın belki de en detay tarafı sayılabilecek parmak uçlarındaki çizgilere işaret etmiş olması büyük bir kevnî / ilmî mucizedir.

Burada -ikizler dâhil- bütün insanların parmak uçlarının birbirinden farklı olduğu bilgisi saklıdır ki, bu gerçek, bilim adamları tarafından daha 1900’lü yılların başlarında keşfedilebilmiştir.

İşte bu da Kuran’ın Allah kelamı olduğunun, hiçbir beşerin böyle mucizelerle dolu bir kitap ortaya koyamayacağının yüzlerce delilinden biridir.

Bugün dünyada yedi milyara yakın insan yaşamakta ve hiçbirinin parmak ucundaki ortalama bir, bir buçuk santimetre karelik alan içindeki helezonik profil bir diğerininkine benzememektedir. Parmak izindeki bu sır, keşfedildiği günden beri kimlik tespitinde, özellikle de emniyette suçluların yakalanmasında çürütülemez bir delil olarak kullanılmaktadır.

Bu, yüce Allah’ın kudretinin bir eseridir. Bunu yapan ilahî irade elbette ki ölüleri diriltmeye de kadirdir. Zaten ayetteki asıl vurgu da burayadır.

Kuran’da ilmî mucize ihtiva eden her ayette olduğu gibi burada da birincil hedef Allah’ın varlığına, birliğine, güç ve kudretine, ahirete, sorgu suale, hesap ve kitaba dikkat çekmektir. İlmî mucize dediğimiz sır ve incelik ise tabiri caizse ayetin satır arasında okunmakta, yani ona işaret yoluyla değinilmektedir.

“Kuran İlim ve Hikmet Hazinesidir” adını verdiğimiz bu makalelerimizin onuncusuyla, konuya şimdilik bir nokta koyuyoruz.

Müteakip yazılarımızda M. Öztürk ve onun gibi tahrifatçıların hezeyanlarını cevaplandırmaya ve de ihtiyaç hâsıl oldukça gündemdeki diğer gelişmeleri değerlendirmeye devam edeceğiz.

 

 

[1] M. Kutub, Benzerini Getiremezler, s: 281 – 282.

[2] A.g.e., s: 284 – 285.

Yorumlar