2336 Defa Okundu

Uluslararası hukuk ve anayasa hukukçusu Bruce Fein Ermeni Soykırımı iddialarının; neden bir soykırım olmadığına dair yazdığı metinlerde yaşananların ardında etnik, dini ve Irksal bir motivasyon olmadığını vurguluyor.

Fein, Reagan hükümeti döneminde adalet bakan yardımcılığı yaptı. Muhafazakar düşünce kuruluşlarında görev aldı.

Harvardlı hukukçu, Sri Lanka iç savaşı sırasında soykırım iddialarında Tamiller adına hareket etti ve aralarında ABD vatandaşlığı da bulunan Sri Lankalı yöneticilere ceza çıkarmak için çaba sarf etti.

Ermeni soykırımı iddialarına yönelik tezleri nedeni ile inkarcılıkla eleştirilse de uluslararası hukuk çerçevesinde sunduğu veriler önem taşıyor.

Kendisi ile Biden’ın 1915'in 106. yıldönümünde soykırım iddialarını tanıma kararını konuştuk.

Özetle aşağıdaki hususları ifade etti.

Kongre, soykırımı aslında 2019’da tanıdı. Biden’ın tanımasının yasal olarak anlamlı bir yaptırımı yok. Sadece politik bir ifadeden ibaret.

Bir nevi Biden’ın bu tanıması, aslında Ermenilerin yasal davalarının olmadığının itirafı olarak görülebilir.

Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi, Aralık 1948'de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilerek Ocak 1951'de yürürlüğe girdi. 
9. maddeye göre bir soykırım olup olmadığına dair tartışma yaşandığında Uluslararası Adalet Divanı’na Lahey’e gidilir. 

Ermeniler 70 yıldır sessiz kaldılar ve bu yola girmediler. Sadece siyasi bağışlar toplayarak siyasi olarak güçlendiler ve siyasi bir sonuç almaya çalıştılar.

Bunun gibi tarihi olaylarda anlaşamayan devletler Adalet Divanı’na giderek uzlaşmayı seçebiliyor.

Fein’e göre Biden siyasi motivasyonla hareket ettiği için tarihi gerçeklerle motive olmadığı için sorun da çözümden uzak kalmış oluyor. Bu sorunun çözümü için sorunu siyasi mahfilden çıkıp hukuk sahasına girmesi lazım.

Diğer taraftan ABD kendi hukuk sisteminin ne kadar adil olduğunu tartışıyor. Yerlilere yapılanları tartışıyor.

Yahudi lobisinin soykırıma maruz kalmış en büyük tek grup olarak bugüne kadar ABD siyasetinde etkin olduğu alan belli.

 Peki ya Uluslararası Adalet Divanı’nda da çifte standart varsa?

 Ermenistan konuyu, sözleşmenin imzalandığı 70 yıldan bu yana Uluslararası Adalet Divanı’na getirmedi.

Biden bir tarafta soykırım var diyor diğer yandan da Ermenistan ve Türkiye bir araya gelsin ve sorunu çözsünler diyor. Ama bunu yaparken kendi tarafını zaten seçmiş oluyor.

Tabi eş zamanlı olarak ABD’li yetkililerin de “Türkiye bizim için önemli, Biden o nedenle Haziran ayında NATO zirvesinde birebir Erdoğan ile görüşecek” dediğini unutmayalım. Yayınlanan metinde Turkiye'yi suclayan bir dilden özellikle kaçınılmış ve açıklama Beyaz Saray'a akredite basına e-posta yoluyla da yollanmayıp sadece web sitesinde yayınlandı.

Kimi uzmanlara göre ise bu hareket Erdoğan'a karşı geldi. Trump'ın Erdoğan'ı olumlaması ve Biden'ın kampanyada Ermenilere sözü konunun iki ayağı.

Bir soykırımın unsurları ve hangi eylemlerle oluşacağı belirlenmiş. Evrensel adalet prensipleri ile çalışıyor.

1915 olaylarında, Osmanlı Türklerinin, bütün Ermenileri sadece Ermeni oldukları için öldürdükleri niyeti gerçekleşmemiş görünüyor.

Bu niyeti bulmak diyelimki zor…

Ermenilerin 1919 Şubat’ındaki Paris Barış Konferansı ifadelerine bakıldığında, bu Osmanlı vatandaşı Ermeniler, “Sultan bize bağlılığımız karşılığında otonomi teklif etti biz kabul etmedik” diyorlar.

“Türkiye’nin düşmanları ile bir olarak savaşmayı seçtik” diyorlar. Osmanlı Türklerinin de aynı oranda 1. Dünya Savaşı’nda öldüklerini de tekrarlıyorlar.

Paris Barış Konferansı’nın 26 Şubat 1919 tarihli toplantısında Osmanlı Ermenilerini temsilen Boghos Nubar ile Ermenistan Cumhuriyetini temsilen Avetis Ahoranian Osmanlı Devleti’nden toprak talebinde bulunmuşlardır.

Ermeni varlığını koruyacak, geliştirecek ve finanse edecek bir gücün mandaterliğine ihtiyaç vardı. Bu durum konferans esnasında İngiltere, Fransa, ABD ve İtalya arasında diplomatik manevraların yaşanmasına sebep oldu. Özellikle İngiltere için Mezopotamya bölgesi önemli olduğundan Anadolu’da mandaterlik görevi ABD’ye sunuldu. Ancak, Amerikan eksenli King-Crane ve General Harbord Heyetlerinin askerî, siyasî ve ticarî açıdan mandaterlik görevinin büyük zorluklar getireceğini tespit etmesi Washington’un mandaterliğe bakışını olumsuz etkiledi. Amerikan senatosunda yapılan oylama neticesinde Ermenistan mandaterlik teklifi 1 Haziran 1920’de reddedildi. Bu konularla ilgili referanslar Londra ve Washington arşivlerinde mevcut.

Ermeniler siyasi ilhamla bağımsızlık için düşmanla birlikte oldular. Bağımsızlık arayışında olan kişilerin savaşta öldürülmesi ise soykırım olarak tanımlanmıyor.

Amerika da benzer şeyleri iç savaşta yaşadı. Siyasi bağımsızlık ve birliktelik taraftarları savaştı. Bir taraf ihanetle suçlandı.

Paris Barış Konferansı ise yaramadı.

Türkiye Ermenistan’ı beklemeden Uluslararası Adalet Divanına giderek, 9. Madde kapsamında yanlış soykırım suçlamalarıyla tahribata uğradığını ifade ederek kendi kanıtlarını sunabilir ve konu siyaseten uzaklaşmış olur.

Ermeniler ABD siyasi sisteminde siyasi bağışlarla siyasetçileri kendi tarafına çekiyorlar ve bu konuda manevra kabiliyetine sahipler. Bunun karşısında Türkiye’nin şansı siyasi sahada kaldığı sürece daha az .

Hukuk yoluna gider ve olumlu sonuç alınırsa, işe ABD’de California’da çocuklara Ermenilerin sadece Ermeni oldukları için Osmanlı Türkleri tarafından öldürüldüklerinin öğretilmesine itiraz ile başlanabilir.

Tabi bu arada Ermenistan da neden soykırım olduğuna dair verileri sunabilir. Açmadığı arşivleri açabilir.

Türkiye’de insanların mali mülküne dair üzerine düşen birşey varsa yapar sonrasında çıkan sonuca göre. Bu şekilde her iki tarafın da acıları bir nebze hafifler belki.

Bir diğer taraftan ise hiçbir yaptırımı olmayan bu karar ciddiye alınmayarak Türkiye önündeki daha önemli konulara eğilmeyi seçebilir. Aslında bu konunun ciddiye alınacak tarafı pek yok.

Yorumlar