9624 Defa Okundu

İslamiyet’in ruhları besleyen ılık rüzgarı ruhları kucaklamaya başlamıştı Mekke’de. 

Ebu Cehil  başta olmak üzere müşrikleri almıştı bir telaş. 

Toplantı üstüne toplantı yapıyorlar, İslam’ın yayılmasını durdurmak için çare arıyorlardı. 

Hz. Hamza Müslüman olalı üç gün olmuştu. 

Ebu Cehil yeni bir teklif getirdi müşriklerle yapılan bir toplantıda.  Şöyle dedi: “Muhammed bizim ilahlarımıza dil uzatıyor. Artık yeter. Atalarımıza dil uzatanın cezası ölümdür. Onu ortadan kaldırmadıkça bizim bu işin üstesinden gelmemiz mümkün değil. Benim teklifim şu: Muhammed’i kim öldürürse ona 100 kızıl deve. Şu kadar altın, gümüş, elbise vs”.

“Kızıl deve” ne anlama gelir, günümüzde anlaşılmayabilir. 

Şimdi en iyi araba markası neyse “kızıl deve” odur. 

Mekkeli müşrikler bu işi başarabilecek  olan kişi “kim olabilir?” diye birbirlerine sorarken “Hattap oğlu Ömer bu işi ancak yapabilir?” diyerek Ömer ortaya çıktı.  Ömer’in bu kararı “alkışlarla” kabul edildi. 

“Alkış” demişken bir parantez açayım: Müşriklerde  “alkış”,  tasdik ve teyit anlamındadır. Beğendikleri söz ve davranışları “alkışlarla” ifade ederlerdi. Kâbe’yi tavaf ederken erkekler çıplak olarak kadınlar da yukarıda aşağı yırtmaçlı bir gömlek giyerlerdi. Parantezi kapatıyorum. 

Ömer kılıcını  kuşandı sevgili peygamberimizi  “öldürmek” üzere yola çıktı. 

Yolda akrabası olan Hz. Nuaym’a rastladı. Hz. Nuaym gizli Müslümanlardandı. O günlerde Müslümanlar inançlarını açıkça ifade etmiyorlardı. 

Hz. Nuaym, Ömer’e “nereye gittiğini” sordu. 

Ömer, “Aramıza tefrika sokan, atalarımızın dinini terk eden Muhammed’in işini bitirmeye gidiyorum.  Kureyş’e birlik ve bütünlüğü yeniden ihya edeceğim” dedi. 

Hz. Nuaym “Ya Ömer, çok zor bir işe teşebbüs etmişsin. Muhammed’in eshabı sana bu işi yaptırmazlar. Diyelim ki, bu işi başardın. Seni Haşim ve Zühre Oğulları sağ bırakır mı?”

Ömer, bu sözleri duyunca hiddetlendi ve “Anlaşılıyor ki, sen de sapıtmış ve Muhammed’in dinine girmişsin. Önce senin işini bitirmeliyim” diyerek kılıcına el attı. 

Hz. Nuaym dedi ki, “Ya Ömer, sen, beni bırak da, kendi ev halkına bak! Enişten ve kız kardeşin bile Müslüman oldular”. 

Ömer bu  sözleri duyunca kan beynine sıçradı ve derhal eniştesinin evine doğru yöneldi. 

Eve yaklaştığı sırada Ömer’in eniştesi ile  kız kardeşi yeni nazil olan Taha suresini okuyorlardı. İlk Müslümanlardan Habbab da oradaydı. 

Ömer, okunan ayetleri duydu ve hırsla daldı içeriye. 

“Neydi o okuduğunuz şey?” diye bağırdı. 

Eniştesi Hz. Said “Yok bir şey” diye karşılık verdi. 

Ömer iyice öfkelendi “Demek duyduğum doğruymuş. Siz de Muhammed’in sihrine aldanmışsınız”  diyerek eniştesinin yakasından tuttu ve yere fırlattı. Göğsüne oturdu. Kız kardeşi kocasını kurtarmak için hamle  yapmak istediyse de Ömer O’na şiddetli bir tokat vurarak yere serdi. Kadıncağızın yüzü kan-revan içinde kaldı. 

Ömer, kız kardeşinin yüzündeki kanı görünce aniden içinden gelen bir pişmanlık duydu. İnsanî duyguları yüzüne yansıdı. 

Ömer’in kız kardeşi bütün  cesaretini toplayarak “Ya Ömer! İşte ben ve kocam Müslüman olduk. Ne yapacaksan yap, haydi!” dedi kelime-i şehadeti kocasıyla birlikte tekrarladı. 

Ömer’in hırsı geçmişti. Bitkin şekilde yere oturdu. Sesini yumuşattı “Hele şu okuduğunuz şeyi bana verin!” dedi. 

Ömer, okuma-yazma bilirdi. 

Kur’an-ı Kerim’in yazılı olduğu sayfa Ömer’e verildi. 

Ömer,  eline verilen Kur’an sayfasını okumaya başladı. Taha suresinin 6. Ayetine gelince kız kardeşine dönerek “Ya Fatma! Kainattaki herkes ve her şeyin mabudu, sizin ibadet ettiğiniz ilaha mı aittir?” diye merakla sordu.

Taha suresinin 6. Ayetinin meali şöyleydi: “Bütün göklerde ve yer yüzünde, bunların arasında ve yerin altında olan şeyler, hep  O’nundur, Allah-u Teala’nındır”.

Kız kardeşi “evet” deyince “Bizim 1500 tane süslü, gösterişli putlarımız var. Fakat hiç birinin bir kırat mülkü yok” diye hayretini dile getirdi. 

Yani Ömer, sevgili peygamberimizin “ işini bitirmek” için çıktığı yolda şimdiye kadar “tapındıkları” putlarının birer “züğürt ilah” olduklarını anlamıştı. 

Ömer’in kalbi yumuşadı ve kelime-i şehadet getirdi. 

Artık O, Hz. Ömer olmuştu. 

Sevgili peygamberimizin üç gün önce yapmış olduğu “Allah’ım bu dinini Ömer veya Ebu Cehil’den biriyle aziz et!” duası et ve  kemiğe bürünmüştü. 

Hz. Ömer kelime-i şehadeti getirdikten sonra “Allah resulü nerededir, beni O’na götürün” dedi. 

Sevgili peygamberimiz Darü’l-Erkam’da idi. 

Peygamberimizin huzuruna gelen Hz. Ömer diz çöktü ve kelime-i şehadeti tekrarladı. 

Bu manzara karşısında peygamberimiz ve eshab hep birlikte tekbir getirdiler. 

Bir parantez daha açayım: 

Tekbir getirmek İslam’da bir sevinç ve tasdik göstergesidir. 

Parantezi  kapatıyorum. 

Hz. Ömer, peygamberimize “dostlarımızın sayısı kaçtır?” diye  sordu. 

Sevgili peygamberimiz “seninle birlikte 40 kişi olduk” buyurdu. 

Bunun üzerine Hz. Ömer “Ey Allah’ın resulü çıkalım ve İslamiyet’i açıkça ilan edelim” dedi. 

Hz. Ömer’in bu teklifi ve peygamberimizin müsaadesiyle hep birlikte Harem-i şerife geldiler. 

Orada Ebu Cehil başta olmak üzere müşrikler peygamberimizin “işinin bitirildiği” haberini bekliyorlardı.

Ebu Cehil “Hayrola ey Hattab’ın oğlu! Bu ne hal?” diye hayret ve dehşetle sordu. 

Hz. Ömer vakarla Ebu Cehil’in suratına kelime-i şehadeti haykırdı. 

Müşrikler külçe gibi oldukları yere yığılıp  kaldılar ve “İşte, şimdi kavmimiz ikiye bölündü” diyerek bağrıştılar. 

Müşriklerin “kavmimiz ikiye bölündü” ifadesinden hareketle sevgili peygamberimiz Hz. Ömer’e “faruk” lakabını verdi. 

“Faruk” yani hak ile batılı ayıran. 

Artık O, Ömer’ül Faruk’tu. 

Müslümanlar Hz. Ömer’in İslam ile şereflenmesiyle ilk defa Beytullah’ta saf tuttular. Açıktan tekbir getirerek namazlarını eda ettiler. 

Hz. Ömer kız kardeşinin vesilesiyle “tapmış” olduğu ilahların züğürtlüğünü anlamış  ve İslam ile şereflenmişti. 

Tarih tekerrür etmektedir ve halen günümüzde “züğürt putlara” tapanlar vardır. 

Teknolojinin gelişmesi “züğürt putlara” tapınmayı engelleyememektedir. 

Temenni edelim ve şu bayram günlerinde dua edelim ki, ülkemizdekilerden başlayarak dünyada “züğürt ilahlara” tapanlar hidayet bulsunlar. 

Zorlama yok. 

Sadece temenni ediyoruz... Vesselam.

 

Yorumlar