3348 Defa Okundu

Son günlerde Türk ve Arap ilişkilerini bozmak için yine birileri devrede. Hem bazı Arap hem de bazı Batı medyası sık sık Osmanlı vurgusunda bulunarak, Türkiye’nin Arap ülkelerini işgal edeceği imasında bulunuyor. Osmanlı’nın tıpkı Abbasiler, Selçuklular, Endülüs ve Emeviler gibi yeniden diriltilmeyeceğini iyi bilen bu bu medya organlarının arkasındaki güç, hakikatte Türkiye’nin, son yıllarda, bu coğrafyada Batılı emperyalistlerin yeni oyunlarına karşı verdiği mücadeleyi örtbas etmeye çalışıyor.

Herkes şunu çok iyi bilir ki: Osmanlılar, Arapları ne sömürdü ne de geri kalmalarına sebep oldu. Bu iddialar tamamen Batı kaynaklıdır. Fransız ve İngiliz sömürgeciliğini meşrulaştırma ve katliamlarını gizlemeye yönelik 19. Yüzyılda bazı gayrimüslimler tarafından ortaya atılmış iddialardır.
Lübnanlı ünlü tarihçi Zeine N. Zeine, “Arap Milliyetçiliği’nin Doğuşu” adlı kitabında şunu not düşer: “Bütün hakkaniyetiyle şunu söylemelidir ki Türkler Arapları, Birinci Cihan Harbi’ne kadar asimile etmeye ya da Türkleştirmeye çalışmamıştır. Osmanlıların 400 yıl hâkimiyetinden Araplar kârlı çıkmıştır. Arapların “Geri Kalmışlığı” hikâyesi de 19. Yüzyıl Batı Emperyalizminin popüler ürünüdür.”

Batı’nın son 200 yüzyıldır Arap coğrafyasında yaptıkları, artık bütün Arap halklarının malumudur. Sözde “Medeniyet” ve “Demokrasi” adı altında Cezayir’den Irak’a işledikleri bütün katliamlar ise Arap halklarının muhayyilesinde tazeliğini halen korumaktadır. Batı’nın Osmanlı sonrası Arap dünyasında istikrarı sağlamadığı gibi kan gölüne çevirdiğini söyleyen İsrailli ünlü düşünür İsrael Shamir, bundan birkaç yıl önce yazdığı bir makalede “Ey Osmanlı Geri Gel” diye seslenmişti. Arap coğrafyasının Osmanlı sonrası huzuru ve istikrarı bir türlü bulamadığını belirten Shamir, Arap dünyasının hakiki istikrarı Osmanlı döneminde yakaladığını ve yaşadığını itiraf ediyor.

Şimdi bu kısa girişten sonra Osmanlı ve Arap ilişkilerine maddeler halinde şöyle bir kısa göz gezdirelim:

1-Türk-Arap ilişkileri, Hz. Ömer dönemine kadar gider. Türkler kitleler halinde Müslüman olduktan sonra, kâh Türkler Arap ordularının safında kâh Araplar Türk ordularının savaşında düşmanlarına karşı ortak savaştı. Bunun ilk örneği 751 yılındaki Talas Muharebesi’dir. Türkler ve Araplar birlikte Çin’e karşı mücadele etti.

2- Selçuklular döneminde Türkler, Abbasilerle büyük yakınlık kurdu. Abbasi Halifelerine hep bağlı kalan Selçuklular, Abbasi Halifeleri ile daha yakın olmayı amaçlayarak evlilikler yapıp, yakın akrabalık bağı da kurdu.

3-Osmanlılar hiçbir zaman Araplarla savaşmamış ve Arap topraklarını sömürmemiştir. Yavuz Sultan Selim’in Mısır’a düzenlediği sefer, Memlûklülerin Müslüman toprakları yönetemeyişi ve Vatikan ile yaptığı gizli ittifaktan dolayı olmuştur. Ayrıca Memlûklüler de Arap değil, Türk’tüler. Tarihte ilk Türk ismini kullananlar da Memlûklülerdir. Mısır’daki devletlerinin adı da “ed-Devletü’t Türkiyye’dir”.

4-Yavuz Sultan Selim, bir ara Osmanlı’nın resmi dilini Arapça yapmak istemiştir. Fakat dönemin Şeyhülislam’ı Zenbilli Ali Efendi, buna karşı çıkmıştır.

5-Osmanlılar, Arapça’yı hep ‘kutsal’ ve ‘manevi’ bir dil olarak kabul etmişlerdir. Onun için camilerde ve medreselerde eğitim hep Arapça olmuştur. Osmanlılar yazı dilinde Arap harflerini kullanmış ve ‘Osmanlıca’daki kelimelerin hemen hemen yüzde 60’ı Arapça kelimelerden oluşmuştur. 1 Kasım 1928 Harf İnkılabı’ndan sonra Arapça harflerin yerini Latin harfleri almış ve Türkçe’deki Arapça kelimelerin yerine Fransızca kelimeler tercih edilmiştir.

6-Osmanlılar, Arap halklarına hem ‘kutsal dil Arapça’yı konuştukları için hem de Hz. Peygamber (sav)’in ırkından olmalarından dolayı büyük saygı duymuş ve Arapları “Kavm-i Necib” (asil halk) olarak adlandırmışlardır. Hz. Peygamber (sav)’in soyundan gelen seyyid ve şeriflere ise daha büyük değer vermişlerdir.

7-Osmalılar Arapça’ya verdikleri değerden dolayı, Payitaht İstanbul’da “Hat sanatı” çok gelişmiştir. Hatta bundan dolayı şu deyim bütün İslam dünyasında kullanılır olmuştur: “Kur’an Mekke’de indi, Mısır’da okundu, İstanbul’da yazıldı.” İstanbul’daki bütün saraylarda, tarihi mekânlarda ve eski evlerde güzel hatlarla yazılmış Kur’an-ı Kerim’den ayetler bulabilirsiniz. Ayrıca Osmanlı’nın savaş sancaklarının hemen hepsi yeşil renk üzerine beyaza boyalı Arapça ifadeler taşımaktaydı.

8-Osmanlı kurumlarında Arap asıllı ulema ve siyaset adamları önemli pozisyonlar elde etmişlerdir. Irak eski Başbakanlarından Nuri Said Paşa bir kitabında şunu ifade eder: “Araplar kendilerini Osmanlı’nın ortağı olarak görürdü. Osmanlı yönetiminde çoğu Arap Başbakan (Sadrazam), Şeyhülislam, general ve vali olmak üzere devletin tüm kademelerinde Araplar hep var olmuştur.” Kahire’deki el-Ezher, Şam, Trablusgarb ve Halep’teki medreselerden mezun olanlar Osmanlı hükûmetinin hukuk alanında ana omurgasını oluşturuyordu.

9-Osmanlılar, 400 yıl boyunca Haçlı saldırılarına karşı Arap coğrafyasını ve Arapları korumuştur. Osmanlı orduları içinde Arap birlikler ve komutanlar hep olmuştur. İstanbul’un fethinde Fatih Sultan Mehmed’in yanındaki en önemli birlik Arap birliğidir. İstanbul’un fethinden Çanakkale Muharebesine kadar bütün savaşlarda Araplar ve Osmanlılar omuz omuza savaşmışlardır.

10-1492’de İspanyollar son Arap şehri olan Gırnata’yı aldıkları zaman ahalisinin bir kısmı Afrika’ya geçmiş, bir kısmı da İstanbul’a gelmiştir. Bunlar, Yavuz ve Kanuni devirlerinde Galata kulesi etrafına iskân olunmuşlardır. Galata Kulesi’nin altındaki “Arap Camii” de Endülüslü Müslümanlar tarafından inşa edilmiştir.

Hâsılı Kelam, bütün yazılanlara rağmen hâlâ birileri Osmanlı’yı karalıyorsa ne demeli bilmiyorum. Fakat çok açık ve belli ki, Batılı emperyalistler bu coğrafyada kültür emperyalizmini çok iyi oturtmuş, bu nedenle de kendinden ve tarihinden utanan yobazlar güruhu her yeri sarmıştır. Müslüman Türk ve Arap ilişkileri değerlendirilirken bütün bu hususlar göz önüne alınmalıdır. Aksi halde, yapılan değerlendirmelerin hiçbirisi isabetli olmayacaktır.

Yorumlar