3984 Defa Okundu

Ermeni meselesiyle ilgili olarak Türkiye’de Konsolosluk yapmış olan Rus general Mayewski’nin tespitlerini nakledeceğimizi önceki  yazımızda ifade etmiştik.

Gündem hızlı bir şekilde değiştik ve İsrail’in Mescid-i Aksa’ya vahşice saldırısı şu anda gündemde.

Bu hususta müstakil bir yazı kaleme alacağım fakat şimdilik bir cümle ifade etmek isterim.

Dünya âlem biliyor ki, İsrail bölgenin en “belalı” unsurudur.

O halde bizim de içinde bulunduğumuz bölgenin başına “bela” olan İsrail devletinin kurulmasına kimlerin katkısı olduğunu kısaca hatırlayalım. 

Esasen İsrail devletinin kurulmasında en büyük engel II. Abdülhamid idi.  1909’da tahttan indirilmesiyle İsrail devletinin kuruluşuna giden en büyük engel kaldırılmış oldu.

Dolayısıyla II. Abdülhamid’in tahttan indirilmesinde kimlerin “katkısı” varsa bugün İsrail’in döktüğü kanlarda onların “hissesi” vardır.

Kısa bir not daha:

İsrail, 1948’de kurulduğunda ilk tanıyan hangi “Müslüman” ülke hangisiydi biliyor musunuz?

Türkiye idi maalesef!

Bu kadar “acelemiz” neydi acaba”?

İsrail terörü veya “bir kısım” Yahudilerin terörü meselesini şimdilik bu kadar ifade etmekle iktifa edelim.

Şimdi gelelim Ermeni meselesine:

Rus Konsolos Mayewski diyor ki;

“Ermeniler Avrupalıların kendilerini kurtaracaklarını ummuşlardır. Bu düşünce çok doğru ve yerindedir. Çünkü Rumlar, Sırplar ve Bulgarlar aynı şekilde özgürlüklerine kavuşmuşlardır. Bu ihtilalleri çıkarmaya çalışanlar ne kadar zorluk çektiklerini ve dökülen kanların hepsine Türklerin neden olduğunu ispatlamak ve Hristiyan katili göstermek için aynı derecede zorluk çekmişlerdir. Müslümanları galeyana getirmek için Hristiyan komitacıların neler yaptıklarını ancak sessiz duran Türkler bilir”(Davut Kılıç, Turkish Studies, Valume 9/1, Winter 2014, s. 268).

Mayewski’nin bu tespitleri doğrudur. 

“Bir kısım Ermeniler” Avrupalı devletlerin tahriklerine kapılarak isyanlar çıkarmışlardır.

Bu devletlerden biri İngiltere’dir.

Birinci Meşrutiyetin ilanında etkili olan Jöntürkler’in prestij ettikleri İngiltere.

Sultan İkinci Abdülhamid’e düşmanlık etmekte Ermeni komitacılarla birlikte olabilecek kadar gözleri dönmüş olan İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin örnek aldığı İngiltere.

Bir kısım Ermenilerle II. Abdülhamid’e düşmanlıkta şirazede çıkacak kadar gözleri dönen İttihat ve Terakki’nin bazı önde gelenleri aynı hatayı Yahudi meselesinde de yapmışlardır.

II. Abdülhamid’in tahttan indirilmesinde Hareket Ordusunun ve İttihatçıların fonksiyonunu hatırlamak lazımdır.

Ve İsrail’in döktüğü Müslüman kanında ve aldığı mazlum insanların ahında II. Abdülhamid’in tahttan indirenlerin payı vardır.

Tekrar dönelim Rus generalin tespitlerine:

Rus general “bir kısım Ermenileri” tahrik eden Avrupalı devletleri teşhis ettikten sonra iki hususa daha dikkat çekiyor.

Bunlardan biri, dökülen kanların müsebbibinin kim olduğu hususu.

Diğeri de “sessiz Türkler” tespiti.

Mayewski’nin tespitine göre; Ermeniler çıkardıkları isyanlar sebebiyle dökülen kanların faturasını Türklere çıkarmakta çok zorluk çekmekteydiler. 

Zorluk çekerler, zira dökülen kanların müsebbibi Türkler değil.

Çünkü “bir kısım Ermenilerin” tehcire tabi tutulmasının sebebi, komitacıların düşmanla (Rus ordusuyla) işbirliği yapması ve İslam ahalisini katletmesiydi.

Başka bir ifadeyle “bir Kısım Ermenilerin”  24 Nisan 1915’de  tutuklanmasının sebebi, katliam ve düşmanla işbirliği yaptıklarından dolayıdır.

Yani tutuklanan “bir kısım Ermeniler” eşkıya olan Ermenilerdir.

Birinci dünya Savaşı esnasında Rus ordularıyla işbirliği yapan Osmanlı vatandaşı olan Ermenilerdir.

Yıllar sonra bizim Kültürü Bakanlığının milyonlarca para harcayarak restore ettiği Van Akdamar Kilisesinde kanlı eylem planı yapan Müslüman kadınlara tecavüz eden Ermenilerdir, 24 Nisan 1915’de tutuklananlar.

24 Nisan 1915’de Ermeni komitacıların tutuklanması ve terör örgütlerinin kapatılması isyana mani olmaya yetmeyince Mayıs 1915 tarihinde “Sevk ve İskân kanunu” çıkarılmıştır. 

Bu kanuna “tehcir” denir.

Rus generalin ikinci tespiti daha çarpıtıcıdır.

Diyor ki, Mayewki, “Müslümanları galeyana getirmek için Hristiyan komitacıların neler yaptıklarını ancak sessiz duran Türkler bilir”.

Evet, “sessiz Türkler”.

Ermeni komitacıların neler yaptığını “Sessiz Türkler” bilir.

Zira Türkler vakurdur.

“Gururdan” başımızın döndüğü son 150 yıllık devrede vakur olmayı da yitirdik.

Vakur olmak ile gururlu olmayı birbirinden ayırmak lazımdır.

Vakur olmak taşıdığı değerlere mütenasip davranmaktır.

Gurur ise kendini fazlaca beğenmektir.

Şimdilerde kamyon kamyon “gururlu” insanlarımız var.

Ermenilerle olan münasebetimizin ikinci devresi böyle talihsiz vakalarla doludur.

Üçüncü devreye gelince:

Bu dönem 1960’lı yıllardan sonra başladı ve halen devam etmektedir.

Dünyanın “kabadayısı” Amerikan başkanı Biden’ın “soykırım” lafı etmesiyle mesele tekrar ateşlenmiştir.

Amerika’nın veya “şunun” “bunun” ağzına bakmayı bırakmalıyız.

Yorumlar