1184 Defa Okundu

Olmuyor beyler olmuyor!... Ülke böyle idare  edilemez, böyle süper güç olunamaz!...

          Kara kutular, kara canavarlara,   her gün çoğu  sanki “algı operasyonlarının içinde veya onlara  âlet olan”  genelde   aynı adamları çıkararak  “toplumu  manipüle”  etmek, “çirkin ve  ‘algı operasyonlu’  siyasetçilerimizin  hamasi nutukları” yla, gazete köşelerine  “entelektüel baykuşlar”  yapılanmasında   tüneyip,  yazdıkları ve  görüşleri ile  bu ülke idare edilemez ve  milletimiz sitin sene  “süper güç” olamaz. 

          Emsallerimiz  Almanya ve Japonya, son  98 yıl içinde “süper güçler” oldukları halde biz, hep “Laik değil laikçilerimiz ”,  “Atatürk değil Atatürkçülerimiz” sayesinde  Cumhuriyetimizin  ilanının  98’ inci (1923  -2021)  yıl dönümünde bile  ne bölgesinde ne de  dünyada süper güç olabildik.  Çünkü,  98 yıllık  yönetimimize  hep bunlar hakim oldular. “Üstelik de bizi İslam,  hocalar, hacılar vb.  geri bıraktı” edebiyatını  sürekli yaparak.  Şimdi soruyoruz onlara, 98 yıldır iktidardasınız hangi  samimi bir Müslüman, hangi bir  Şeriatçı veya kendi tabirinizle hangi bir “İrticacı” size engel oldu da  süper güç olamadınız?  98 yıl içinde  olmayan  bir  “İrtica  Öcüsü “ yarattığınız   gibi bir de onun paraleli ve benzeri, var olmayan   “komünizm öcüsü” yarattınız.  Hangi komünist de ne yaptı da  sizin süper güç  olmanızı  engelledi?  Hep  bu olmayan “gulyabaniler, frankensteinler, yedi başlı devler” i dillerinize dolayıp toplumu korkutarak    sürekli iktidarda kaldınız.  

      Hiçbir zamanda, “Uğruna Demokrasi  bile feda edilir”  dediğiniz ve kendisine  “din” gibi  bağlanıp  emeliniz edindiğiniz   Laikliğiniz bile   ülkemiz ve milletimizi  süper güç yapamadı.  Çünkü,  Batı’dan taklitçilik eseri aldığınız  “Gerçek Laiklik” in   tam bir sahibi ve temsilcisi  olamadınız.  “Laiklik”  adı altında “Laikçilik” yaptınız.

       “Laikçiliğiniz” i, ülkemizin  “Tek Parti Dönemi” nde  tam anlamıyla “Milletimizi  topyekun  dinsizleştirmek” için  kullandınız.

        Ord. Prof. Dr. Ali  Fuat Başgil’ in “Din ve Laiklik”,  Prof. Dr. Osman Turan’ın “Türkiye’de Manevi  Buhran Din ve Laiklik”  isimli kitaplarını okuyunuz.  Bunlarda neler göreceksiniz neler?  Özet olarak şudur: Dünya’da laiklik, yalnızca iki ülke ve devlette, biri  Türkiye’de  biri de  Komünist  Rusya’da  “dinsizlik, toplumları dinlerden topyekun koparmak” için uygulanmıştır. Nasıl uygulandığının canlı belgelerinden  olarak   Eşref Edip’in “Kara  Kitap” ve  benim  “Tarihimizde Yanlışlıklar Geçidi” kitabımı okuyunuz. Meslekleri,  “Laiklikle Aldatmak” tan olanların bu ülkeyi  dün ve bugün ne hallere getirdiklerini öğrenin ve görün.   

     Bizde “Laiklik’le  Aldatmak” ile  “Atatürk’le  Aldatmak”, birbirinin  “eşdeğer” i  veya  “ikiz kardeşleri” dirler.  Bir zamanlar  merhum  İlahiyatçı Prof. Dr. Yaşar Nuru Öztürk “Allah’la Aldatmak” kitabı  yazmıştı.  Bence, bunun yanında  işin daha da tehlikelisi olarak,   “Laiklik’le  Aldatmak” ve   “Atatürk’le  Aldatmak” kitapları da acilen yazılmalı, bu aldatıcıların   98 yıl süreyle bu milletin ensesinde  nasıl  boza pişirdikleri belgelerle ortaya çıkarılmalıdır. Bunlar yapılmaz, işlerini sırlarına varılamazsa  ülkemiz  ve milletimiz sittin sen  süper güç olamaz.

        “Atatürkçülük”  le (Bir kere bu tabir kökten yanlıştır. Yapılanları, doktrinize  etmek ve ideoloji kalıbına dökerek  tabulaştırmak  demektir. Cılık, cülükle vb. iş olmaz. İslamcılık, Siyasal İslam, Ilımlı İslam vb. da olmaz. Bunlar yabancı istihbarat teşkilatlarının  “algı operasyonları” olarak bizlere yutturmacası, Dünya’nın en güzel dini İslam’ın  Protestanlaştırılarak   yok edilmesi demektir. İslam, İslam’dır  başkası olmaz)   geçinenlerimiz  gerçekten “Atatürk” ten değillerdir. Topyekun olarak zaten her alanda tam  bir “hiç” tirler. Laiklerimiz ve Atatürk’ten  geçinenlerimiz  tam bunlar değildirler.  Komünistlerimiz tam komünist, Sosyal Demokratlarımız  tam Sosyal  Demokrat, klasik yapılanmadan  olarak Cumhuriyetçilerimiz  –Demokratlarımız,   Şeriatçılarımız  veya Müslümanlarımız tam bunlar değildirler. Ortalıkta görünen, dolaşanlar  “abuk - sabuk haller” dir.  Bunlar keşke “tam” olsalar, birbirlerini dışlamadan, öteleştirmeden kabullenerek  anlatsalar;   madem ki “Demokrasilerde  hakem, en iyi  seçici irade  millet, halk” dır, bunlardan birisini seçse biz de o sayede “süper güç”  olabilseydik. 

         “Cübbeli  Amiral Namaz kıldı” diye  “kıyamet” i kopardılar. Ülkenin  çözümlenmesi  gereken bir sürü  devasa  problemleri varken, bir ay süreyle hep buna kilitlendik, hep bunu konuştuk. Halen de  konuşuyoruz, yazıyoruz.  Kara kutulardan, siyaset sahnelerinden, tünelinen gazete köşelerinden, manşetlerden hiç düşmedi. Ahım şahım profesörlerimiz bile “tehlikenin büyüklüğü” den olarak ahkamlar kestiler, gürleyip estiler!... Pireyi deve yaptılar!... Bir  Allah’ın kulu çıkıp da “Ne oluyor beyler?” demedi. Çünkü bütün zihinler dumura uğratıldı. Bir köşe yazarımızın tepkisinden  olarak “Atatürkçülük bahanesiyle Batı putprestleri”  değerlendirmesi  cılız kaldı. (Takvim,  6  Nisan 2021)

       “Cübbelimiz” in namaz kılması, “Darbe iması muhtıra” denilen, belki de ‘biz laikiz” diyerek hiç namaz kılmayan  “104 emekli cübbelerinden  olarak (giyebiliyorlarsa) ‘laikliğin ritüellerinden’ denilen  Fransız Fraglı - smokinli amiral” lerin    4 Nisan 2021 “gece yarısı” bildirisine  bile girdi. Bildiride,  ana konu olarak “Montrö Antlaşmasının değiştirilemeyeceği” (Sanki Allah yapısı, hiç değiştirilemez.  Yeri, zamanı, mekanı gelir taraflarıyla anlaşılır  değiştirilir. Tabu değildir)   bahanesiyle de  “Cübbeli amiral benzeri, Şeriatçılar, Tarikatçılar FETÖ’yü taklitle  ordumuza sızarak dinci   darbe yapmak istiyorlar” yollu yaygarası   koparıldı.   Geçin efendin bunları,   benim külahıma  anlatın. Habbeyi kubbe yapmayın!...

        “Cübbeli  amiral” olayının bence içyüzü şudur:  Amaç  üzüm yemek değil bağcıyı dövmektir.  Laikçilerimiz,   bunu zaten  98 yıldır yapıyorlar. Çeşitli bahaneler ihdası veya fırsatı ile, bunları “maske” olarak kullanıp bütün amaçları, milletimizi sanki   “topyekun dinden koparmak” tır. Buna ordumuz da dahildir.  Anlayacağınız, “Cübbeli namaz kılan amiral” fırsatı kullanılarak   sanki “dinsiz bir ordu” yapılanması kurgulanıyor.  Dünyanın hiçbir yerinde “dinsiz  ordu” olmaz. İstiklal Harbimiz  komutanları, kahramanları  bile cephede namazlar kılıp zaferleri için çadırlarında dualar etmişler, duaları tutmuş,  zaferler kazanmışlardır.

      Tarihimizin en büyük amiralleri Barbaroslar, Oruç Reisler, Turgut Reisler vb. de  zaferlerini,  cephelerde, camilerdi, evlerde namazlar kılarak kazanmışlar, kıtalar fethetmişlerdir.   Bu yüzden de namaz kılan  amirallerden korkulmaz. Korkmayınız, bunlar FETÖ’ leri taklit ederek de darbe yapmazlar. Hükümet, devlet ve milletlerine bağlıdırlar.  Zaten olup bitenlerden derslerini de almışlardır. Aleyhlerine düşünmeniz,  sizin  zihinlerinizdeki kuruntularınızdır.  Namaz kılan amirale,  “Allah kabul etsin” denilir geçilir, ona saldırılmaz.  Tarihimizde bunların hikayeleri pek çoktur. Dinsiz bir  ordu layıkıyla savaşamaz, zafer kazanamaz.

      Bir yazarın da “AKP ve MHP’nin hedefi, TSK’nın içindeki  laiklik karşıtı hareketlerin yolunu açarak, TSK’yi  FETÖ tarzı yandaş odaklarla doldurmaktır” görüşleri (Cumhuriyet, 20 Nisan 2021)  külliyen yanlış olsa gerektir. FETÖ yapılanmasından  zaten zarar gören, canı yanmış  bir iktidar neden  böyle yapılanmaya yeniden  izin versin ki. TSK içinde her namaz kılan, sırf namaz kıldığından “laiklik karşıtlığı” için “potansiyel  tehlike” olarak görülecekse, böyle bir laiklik anlayışı olmaz ki. Buna,  zaten sürekli anlattığımız üzere “Laikçilik” denilir.   Bir kurum içinde ibadetlerin yaygın ve  serbestçe yapılmasından  korkulmak ve şikayet konusu yapmak,  gerçek laikliğe aykırıdır. 

       Yukarıdaki   eksantrik görüşe benzer  olarak, bir diğer yazarın da habbeyi kubbe  yapmaya  yorumlanabilecek  şu görüşleri daha da gariptir:  “Gizli din taşıyan Müslümanlar! Türkiye,  ekonomik sosyal, siyasi ve askeri açıdan  çok büyük bir dönüşüm yaşıyor.  Sarıklı Amiral Vakası, bunun işaretidir.” (Yeni Çağ, 20  Nisan 2021)  Akla  ve ülkeye ziyan değerlendirmelerin  bir faydası yoktur. 

      Bu arada, figüran “Cübbeli Amiralimiz” e de bir çift lafımız olacaktır: “Arkadaşım, komutanım, zaten İslam’a saldırmak için  fırsat bekleyen, arayan  bir sürü art niyetliler var. Onlara fırsat verme!...” Eğer bu fırsatı bilerek verdi ise onun da  başına taş düşmesini istemek hakkımızdır. Kılacaksan git namazını evinde  kıl. Allah kabul etsin!..

       “Atatürkçü” geçinenlerimizin  de Atatürk kadar namaz kılanlara saygıları yok sanki. Bir Atatürk Fırka:  Birisi, ürkek ve sakınarak  TBMM’de namaz kılan bir mebusu görmüş. Sanki bir suç işliyormuş gibi doğrudan  Atatürk’ün yanına koşmuş: “Paşam bir  mebus namaz kılıyor!...” demiş ve sanki  o zamanların dini atmosferine göre cezalandırılmasını  umuyormuş. Atatürk böyle yapmamış. Düşünmüş, düşünmüş şunları söylemiş:  “Eğer kendisinin  namaz kılmakla mutlu olacağını sanıyorsa  bırakınız kılsın, müdahale etmeyiniz.”

     Üstelik de “Cübbeli” bahane edilerek  hem de “irtica, gericilik” edebiyatı ile saldırıların içyüz nedir? Düpedüz İslam’dır, Müslümanlıktır. “İslam, Müslümanlık” diyemiyorlar da dolaylı olarak ona,  kendi akıllarından  makul  “irtica, gericilik” edebiyatı ile saldırarak genç nesillerimizi bununla   önce deist, ardında giderek ateist yapmak istiyorlar ve bu arada şu- ur altlarında “dinsiz ordu” kurgulamaya çalışıyorlar  sanki. 

      Yazımızı uzattık!... Neyse bitirelim.  “Cübbeli Amiral Olayı” nı  başka başka yönlere çekenlerin, kendi “algı operasyonları” na âlet edenlerin başlarına  “Cübbeli Amiral Mehmet Sarı” kadar taş düşsün mü?”  sorusunun  cevabını sizlerin aklı-ı selimine  havale ediyoruz.

  

Yorumlar