1860 Defa Okundu

SOHBET ediyorduk geçenlerde sevdiğim bir arkadaşımla…

Bunu zaman zaman yaparız.

Planlı konuşma değil bunlar. Eskilerin değimiyle tamamen zuhurata tâbi olmak şeklinde gelişiyor ve akıp gidiyor. Geçen zamanı fark etmiyoruz bile…

Her kelime bir diğeriyle bereketleniyor, cümleler içinden yeni cümleler doğuruyor.

Şifâlanmak aslında bir nevi.

Ama hangi yaraya ya da yaralara dokunduğunu bilmeden tezahür ediyor.

Sonunda her iki taraf birbirine “Ne iyi geldi yahu” diyor.

İyi geliyor gerçekten.

Üzerimizde indirmeyi beceremeden taşıdığımız ağırlıklar bir süreliğine olsa da hafifliyor.

MUHABBET sonrasında üzerine düşündüm biraz.

“Bu nasıl bir şey böyle?” sorgulamasında bulundum.

Birbirine yük olmak şeklinde giderek yaygın bir anlayış hâline gelen dost ve arkadaşlıklardan öte bir durum.

Bilindiği gibi artık insanlar birbirinden kaçarak sosyal ağlara kapaklanıyor ve kendini o küçücük pencerelere hapsediyorlar.

Ve bundan mutlu da görünüyorlar.

ULAŞTIĞIM kanaat şu oldu: Sosyal sermaye.

Kapital bir durumdan bahsediyor değiliz elbette sermaye demekle.

Onunla ekonomistler ilgileniyorlar ya da iktisatçılar.

Sosyal kavramını kullanarak salt sosyolojik bir olgudan söz edecek değiliz yine. Malumdur ki, o da sosyologların sahası.

Biz bireysel olarak yaşadığımız ve iyi kalmaya çalıştığımız gündelik hayatımıza dair kendimize bir bakış geliştirmek derdindeyiz sadece.

Uzmanlık alanlarına saygımız bâki.

KULLANDIKÇA artan bir sermaye; sosyal sermeye.

Tükenmiyor, aksine çoğalıyor.

Gelişiyor.

Bereketleniyor.

İki meslek alanı olan ekonomi ve sosyoloji dışında bir isimlendirme yapmayı istedim.

Zihnime üşüşüp akıp duran kelimelerden ikisini yakalayıp, zapt ettim.

“Duygusal verimlilik…”

Ne dersiniz buna, katılır mısınız bilemem.

İtiraz edecekler için hazırda tuttuğum yine iki kelimeden müteşekkil bir tanım cümlesi daha var.

“İyilik sermayesi…”

Hangisini kabul ederseniz edin, kabulüm.

SOSYAL sermayenin farkında olmak ve bunu doğru kullanmak bizim iyi ilişkiler geliştirmemize sebep oluyor. Bu ise içinde yaşamaktan bunaldığımız, menfaate dayalı hayat anlayışının panzehri hükmünde.

Yarar ilişkisi değil bir nevi yara ilişkisi…

Bu iletişim biçimini aramızda tesis edebildiğimiz vakit ne oluyor?

Boğucu ve sıkıcı gündemlerin tuzaklarına yakalanmadığımız için sözlerimiz kalplerimize iksir oluyor.

Şifâ sunuyor.

Bünyemizi kuşatan kasvetten kurtarıyor ve ruhumuza nefes aldırıyor.

İç sesimiz “Oh be hayat varmış” derken muhatabımızın kulaklarına bu cümle “İyi ki varsın” şeklinde ulaşıyor.

İşte tam burada “Duygusal verimlilik” ortaya çıkıyor.

Erdemler sıralanıyor ardı sıra bir, bir…

Vahdet olma duygusu sarıyor bünyemizi ve bütünleşmişlik algısıyla kendimizi daha güçlü hissetmeye başlıyoruz.

Yalnızlık hissini geride bırakıyoruz.

Sevgi çiçekleri açmaya başlıyor yüreğimizde…

Saygı olması gereken tahtına yeninden yerleşip oturuyor.

“Kimse için parmağımı bile kıpırdatmam” fikri kendini fedakârlığa bırakıyor.

İletişim artıyor.

Ne mi oluyor sonra?

Şu oluyor; anlama ve anlaşılma gibi bu çağın iki önemli hastalığı sağlığına kavuşuyor.

Dinçleşiyor.

Psikolojik bir iyi oluş hâsıl oluyor buradan…

Yani “Moral sağlamlık…”

Tüm bunların neticesinde verimi artan bir hayat başlıyor.

Sosyal sermayemiz çoğalıyor, zenginleşiyoruz.

Ve duygusal verimlilik merhaba diyor gönüllerimize.

Daha güzel seviyoruz.

Daha derin seviliyoruz.

Daha ümit dolu oluyoruz.

Daha fazla şifâ dokunuşları gerçekleştiriyoruz hem kendimize hem başkalarına.

Enerjimiz yerine geliyor.

Nitelikli bir farkındalık ile pozitif ve negatif yanlarımızı teşhis ederek kabul ediyoruz.

Artık neyi pekiştirip çoğaltacağımızı ve neyi değiştirip atacağımızı net bir şekilde bilmiş oluyoruz.

Az şey mi bu, Allah aşkına?

Sosyal sermayesi çok, duygusal verimliliği bol ve psikolojik sağlamlığı kavi bir hayat dilerim hepinize.

Ya Selâm!

 

Yorumlar