1004 Defa Okundu

NE çok maskeler takıyoruz.

Her mecliste oranın ağırlıklı yapısına bürünüp kendi öz anlayışımızdan uzak eğilimler içinde olabiliyoruz. Her duruma uygun bir maskemiz var sanki… Nerede hangisini gerekli görüyorsak hemen çıkarıp takıyoruz.

Orada öyle, şurada şöyle, burada da böyle olabiliyoruz.

Yalanlarla örülmüş bir yaşamın çoklu maskesi olan bireyleri durumuna gelmişiz.

YILLAR önceydi.

Bursa’da yaşayan ve kendini doğrultmaya çalışan bir insan tanımıştım.

Belki de bildiğim en dürüst insandı ama gelip görün ki yalanın kendisini kuşatmış olmasından yakınıyordu.

İlk kez başkalarının yalancılığından değil kendi söylediği yalanlardan müşteki olan birini görüyordum.

Benim açımdan çarpıcı, şaşırtıcıydı. Yalanın esaretinden kurtulmayı kendine dert edinmişti.

Büyük bir dehşet içinde gözlerime ağlamaklı bakarak şöyle demişti: “Bir gün içinde ne kadar yalan söylediğimi sayıp tespit ettim.”

Konuyu uzunca müzakere etmiştik.

Bir tüccardı. Dağıtım filosu vardı.

Ve gün içinde rutine bağlanmış şekilde en az yüz yalan söylediğini tespit etmiş epeyce uğraşmış ama yirminin altına düşürememiş.

Söylediği yalanlar yüzünden sancılandığını gördüğüm hayatımdaki tek insandı.

O maskelerin arkasına saklanıp yalanı çoğaltmaktan vazgeçmiş ve her birini tek tek çıkarıp yırtmıştı.

ŞEYTANIN imzasıdır yalan.

Yalan söylenmediğinde ve maskeler takılmadığında bizi kaybedeceğimize inandırır.

Bizler de bu önermeye inanırız ne yazık ki…

OLMUŞ olduğumuza inanır olmadığımız şeyleri söyleriz.

Nasihatlerde bulunur bunları kendimiz uygulamayız.

Kurtuluş yolundan bahsederiz ama bu istikâmet üzere yürümeyiz.

İyiliklerin yüceliğini uzun uzun izah ederiz ama o iyilik ağaçlarının altında kendimiz gölgelenmeyiz.

İnfâk edin, verin, paylaşın deriz ama kendimiz veren değil toplayanlardan olmaya çalışırız.

MAHVİYETKARLIKTAN, mütevazılıktan dem vururuz ama kibrimiz saç uçlarımızdan fışkırır.

“Bendeniz, köleniz” deriz ama sultanlık tahtından inmeye pek razı olmayız.

Varlık giysilerini çıkarmaktan söz açarız ama kendimiz nispetler giyindikçe giyiniriz.

Üsve-i Hasene olan Sevgili Peygamberimizden bahsederiz ancak onun güzel örnekliğinden, ahlakının yüceliğinden, Kur’an-ı Kerim’e olan itaatinden ve kulluk çizgisinde yaşama inceliğinden hayatımıza pek fazla bir şey taşımayız.

O’na kendimizi nispet ederiz ama bunu kâfi görmeyip yetinmeyerek başka pâyeler edinmek peşine de düşeriz.

SÖYLEDİĞİMİZ yalanları biliriz aslında ama kabûle yanaşmayız.

Yalanlarımızı hayalimizde büyütüp bunları söylemeyi sürdürdükçe daha çok inanmaya da başlarız.

Varlık bütünlüğümüzde artık yalanlar doğrularla yer değiştirir.

Muhkem hâle gelir.

Yalana sabitlenmiş olsak bile doğruların yılmaz savunucusu olma bayraktarı gibi davranmaya devam ederiz. İçimizdeki yalancılığı dışımızdaki taşkınlıklarla örttüğümüzü sandığımız için kimi zaman amigo gibi davranmaktan da kendimizi alıkoyamayız.

Oysa doğruluk sâdedir.

Sadakat bağırıp çağırmayı gerektirmez. Rol kesme gibi yollara sürüklemez. Allayıp pullanma ihtiyacı hissettirmez.

YALAN cerbeze ister.

İddia gerektirir.

Cidale yol açar. Üstün gelme güdüsüne sürükler.

Süslü laflar ve kandırıcı teknikler öngörür.

Bir gerçek, tek hakikat tüm yalan balonlarını söndürmeye yeter oysa.

Mekke müşrikleri ve münafıklarının bir sürü tertibini ve çoğaltılmış yalanlarını Sıddık-ı Ekber olan Hazreti Ebu Bekir Efendimizin bir sözü berhava etmeye kâfi gelir.

Hazreti Ömer Efendimizin bir cesur çıkışı tüm kartondan kulelerini yıkıp talan eder.

Hazreti Osman Efendimizin bir hilm davranışı, bir engin merhameti onların tüm çadır kazıklarını yerinden söküp atar.

Ehl-i Beytin mübarek serdarı Hazreti Ali Efendimizin muhakeme gücü ve ilmî dirayeti ile bir üfleyişi kasırgaya tutulma etkisi meydana getirir ve uzaklaştırıp yok eder.

Yalanın gücü sûridir. Görüntüden ibarettir.

Yoku var gibi gösterir.

Yeter ki bizler Yüce Rabbimizin indirdiği, Fahr-i Kâinat Efendimizin duyurduğu ve Sahabe Efendilerimizin anlayıp yaşadığı bir imana sahip olalım.

Yalanlara değil gerçeklere inanalım.

YALAN müminin değil münafıkların özelliğidir.

Bünyeyi kaplayan mânevî bir kanserdir.

Tedavisi takva yoluna girmek isteyenler için vahiydir.

Hazreti Peygamberin örnekliğidir.

KUR’AN-I Kerim’de kizb türevleri ile iki yüz seksen yerde geçer.

Efendimizin buyruklarında önemli bir yer tutar.

YALAN çoğu defa iftira ile sarmaş dolaştır.

Uydurma ve yakıştırma ile birlikte ilerler.

ALLAH hakkında yalan uydurmak en büyük yalandır.

En çok kaçınmamız gereken budur. Diğerleri de bunun peşi sıra sökün eder.

Ankebut Sûresi  68 ci âyet ve Araf Sûresi 37 ci âyet bu konuda bizlere ciddi uyarıda bulunur.

HARAM olan yalan kitabımızda şiddetle yasaklanmıştır.

Sevgili Efendimiz yine aynı şekilde bizleri bu büyük cürümden sakındırmıştır.

Hafife alınacak bir yanı yoktur.

Zira belirleyicidir.

İman ve inkâr arasındaki en tehlikeli ve kaybettirici çizgidir.

DOĞRULUĞUN karşıtı ve gerçeğe aykırılık olan bu günahtan yılandan çiyandan kaçar gibi kaçmalıyız.

Olmayanı olmuş, olanı ise olmamış gibi gösteren bu şeytanî hokkabazlıklardan beri olmak mümin olmanın vasfıdır.

Gerçeği söyleyen sâdıktır. Biz buna tâlip olmalıyız.

Hakikat dışı konuşan kâziptir. Bundan kaçınmalıyız.

PEYGAMBER Efendimizin “Yalandan sakının, çünkü yalanla günah yan yanadır ve ikisi de insanı cehenneme götürür” şeklindeki uyarısını emir kabul ederek yüce kitabımızda Rabbimizin yalan konusunda bizleri nasıl uyardığına bakıp meseleyi anlamak ve uygulamaya sokmak yine iman etmiş olmamızın bir gereğidir.

Madem Kur’an ayındayız ve kendimizi arıtma mevsimi olan Ramazan-ı Şerif bu sene yine bizlere lütfedildi bunu kendimize vazife olarak görmeliyiz.

İnsanlık tarih boyunca yalanın hangi maskelerini taktı bunu görmeliyiz.

Kendi taktığımız maskeleri fark edip çıkarıp atmalıyız.

Çoğalttığımız ve içinde boğulduğumuz yalanlardan kurtulmalıyız.

Kolaylık olması bakımından ve bir Ramazan cemilesi olarak ilgili bazı sûre ve âyetleri buraya alalım.

Belki bakmak istersiniz.

Bakara Sûresi 10, Saffa Sûresi 2/3, Nur Sûresi 12, Enbiya Sûresi 77, Nisa Sûresi 50/ 112, En’am Sûresi 39/49/116, Muttafifin Sûresi 10,  Yusuf Sûresi 12/18, A’raf Sûresi 64/147/182, Şuara Sûresi 223, Mürselat Sûresi 37, Buruç Sûresi 19, Hac Sûresi 30.

Diğerlerini kendiniz bulursunuz ama bu âyetlerden sonra doğru söyleme konusunda da şu iki âyete de bakıp tefekkür edebiliriz.

Ahzap Sûresi 70 ve Furkan Sûresi 72 ci âyetler.

Allah bizleri yalanları söndürüp doğruları ikâme eden maskeleri atmış inanmış kullarından eylesin.

Ya Selam!

 

Yorumlar