1728 Defa Okundu

1 Mayıs günü Makrocenter Akmerkez şubede meydana geldiği ifade edilen “başörtülü çalışanı kovma” skandalıyla sarsıldık.

Geçen hafta ilk olarak Özgür Özel'in memur liyakatine değinen konuşması dikkat çekti. Özel, liyakatli memura "hiç korkma" diyor ve bazı atamaların Mustafa Kemal’in kemiklerini sızlattığından bahsediyordu.

Kendisine sosyal medya aracılığıyla liyakatli başörtülü memurların durumunu sordum. Bir yanıt gelmedi. Ancak CHP tabanından takipçilerim liyakat varsa örtünün sözkonusu dahi edilemeyeceğini zaten konuşmanın cevabı içerdiğini savundu. Ben de bir kısım tabanın böyle düşünmesinden mutlu oldum.

Özel'in, olurda birgün iktidar değişirse, memurların liyakatle seçilmeyen ve memura uymayan eylemede bulunanlarını tehdit ettigi mesajında, ben darbe iması sezmedim. Kimileri sezdi. Neden sezdiler, çünkü geçmişimiz böyle. Ardından Canan Kaftancıoğlu'nun "erken seçimle veya başka bir şekilde" sözleri tartışıldı. İktidarın "başka bir şekilde" el değiştirmesine opsiyon olarak Ak Parti'yi bırakıp Gelecek Partisi ve Deva Partisi'ne geçecek vekiller senaryosu gösterildi. Darbenin kast edilmediği savunuldu.

 

Dönelim Macrocenter'a... Aradan birkaç gün geçti, 28 Nisan’da Adecco firma yetkilisiyle görüştüğünü aktaran Didem Bazal, başörtülü ozgeçmişiyle işe kabul edildiğini öğrendi. Bazal 29 Nisan’da Akmerkez Macrocenter’da işe başladı.

Akşamında başörtüsü gerekçesiyle kovulduğunu belirtiyor. İtiraz ettiğinde mağaza müdüründen başörtüsünü çıkarırsa devam edebileceği cevabını almış...

Konuyu duyurmak için sosyal medya hesabı açtı.

 

İçki satılıyor” tartışması ve solcu avukatlar

 

Bazı avukat gruplarında durum paylaşıldı. Mustafa Doğan İnal gibi Cumhurbaşkanı'nın avukatı olarak bilinen isimlerden, konunun takipçisi olacaklarına dair paylaşımlar geldi.

Bu kızın hakkına solcu özgürlükçü avukatlar daha önce sahip çıkabilirdi. Olmadı. 28 Subat’ta daha fazla farklı kitle sahiplenmekteydi. Haberi ilk etapta yapan tek yer beğenmediğiniz Sabah. Demirören de röportaj yaptı. Kadın dernekleri hukuk komisyonları da sessiz kaldı. Pazartesi suç duyurusunda bulunulması bekleniyor.

 

 

Diğer taraftan “orada içki satılıyor niye orda çalışıyor” diyen muhafazakarlarla “ yarın obür gün başörtülü barmen de görecek miyiz, ha kasiyer ha içkiyi hazırlayan barmen” diyen sözde liberaller de zekice sorularla konuya dahil oldular.

 

“Yalancı değilim, özür bekliyorum”

 

Makrocenter Didem twiti silsin diye TCK’lı baskı twitleri atarak, onu yalancılıkla suçladı. Olay yargıya gidiyor. Kim yalancı kim doğru yargı karar verecek. Kızın tek beklediği sosyal medyadan bir özür. Yeniden işe başlaması için onurunu inciten yalancılık suçlamasının geri alınması lazım. Macrocenter’in ilk sosyal medya cevabında Didem’den bilgilerini isteyip konuyu ve ilgili şubeyi araştıracağını söylemek yerine ”gerçek dışı” diyerek, Adecco ile yazışmalara rağmen tehdit dili kullanması kabul edilemez. Adecco’dan arayan kişi, ilk iş günü akşamı tesettürlü şekilde firmanın istemediğini iletiyor.

Eski yargı yeni yargı tartışmasına girmeden eşitlik, hak, adalet ekseninde umudumuzu korumaya mecburuz... Dürüst her insan, hakları sadece kendi için değil herkes için eşit ister. Insan olmamız lazım.

 

Gruba ait hastanede başörtülüler çalışmakta

 

Bu olayda da Kabataş yalanı gibi bir durum var mı diye araştırdım. Bu kız ve kendi gibi işe alınıp kovulan arkadaşları gerçek kişiler. Yazışmaları okudum. Telefon numaraları, iletişim bilgileri bende saklı. Uydurup uydurmadıklarına; yargı kanıtlar eşliğinde karar verecek. Kamera görüntüleri önemli. Diğer çalışanların şahitlik yapması zor. Alırken birşey denilmemesi de ayrı bir çelişki ve amatörlük.

 

Macrocenter Anadolu Grubu’nun. CEO’su Tuncay Özilhan. TUSIAD zihniyeti artık özgürlüklerden yana diyorduk. Iktidarla iyi geçinip örtlüyü çalıştırmamak ikiyüzlülük. Diğer yandan Anadolu Sağlık Grubu’na ait John Hopkins’de başörtülüler çalışıyor. Diğer şubelerde online paketlemede başörtülüler var, görünen alanda yok.

 

Bu iktidarı bu ülkenin başına “Başını aç, hayatından vazgeçme, okula gir” diye Istanbul Universitesi’ndeki  odasında kızları taciz eden Nur Serter zihniyeti sardı. Bu zihniyet, şikayetçi olduğu iktidara, bu uygulamalarla destek veriyor. Mutlularsa sözümüz yok. O zaman yalandan yere ağlamasınlar.

“Sıkışınca örtüye sığınıyorlar” diyenlere sözüm. Neden bu imkanı veriyorsunuz?

 

***

 

Görmez'den küresel siyasete gönderme

 

Diyanet İşleri eski Başkanı Habertürk'e çıktı. Ali Erbaş’ın Lut Kavminin cinsel yönelimine dair ayete değinmesi, salgınların kaynağını eşcinsellik ve nikahsız yaşam olarak gösterdiği gerekçesiyle tartışma başlatmıştı. Elbette dinin hükmü açık ve bu hükmü söyledi. Ancak bu hüküm farklı İslam toplumlarında farklı yorumlanıyor. Kişi eğilimleri netse buna göre gerekli tıbbi müdahalelerle tam dönüşümü destekleyen İslam toplumları var. Ayrıca Erbaş sadece ecinselliğe dair değil, nikahsız ilişki gerekçesiyle heteroseksüelleri de kapsayan hükümleri hatırlattı.

 

Mehmet Görmez bu yasağı ifade etmenin nefret sucu olamayacağını belirtti ilk olarak. Bununla birlikte Habertürk’te  “Gönül kırmanın ne kadar büyük günah olduğunu bilmiyoruz, küresel siyasetin günahları cinsel günahlardan çok daha büyük” benzeri konuşması, farklı bir mesaj oldu. Görmez'i ağarlayan gazeteci Mehmet Akif Ersoy bir dönem Diyanet'te çalıştı. Böyle bir tartışma sonrası Görmez'i alması hassas ve cesur bir iş...

 

***

 

“Kaç Saat Oldu”, Sosyal Medyada Etik Kuralları ve Ak Parti

 

Bu hafta “Kaç Saat Oldu” ve “dahi Bilal” gibi bazı hesapları yöneten kişi Gaziantep’te yakalandı. Sorgusu sürüyor ve henüz hakim karşısına çıkmadı. Aktarılan bilgiler, şahsın dersane geçmişi olduğu yönünde. Takipçilerinin çoğu Kemalist dijital kimlikler.

 

Sosyal medyada isimsiz hesapların hakaretlerine karşı etik kuralları da bu hafta gündeme geldi. Farklı kesimler aslında trollüğü, hakareti önleyecek bu paketi onaylıyor.

 

Ak Parti "Bu kuralların eksikliğinden kaynaklanan problemler, her geçen gün kişi ve topluluklara yönelik zararların daha da büyümesine yol açmış, kötü niyetli kişi ya da grupların bu eksiklikten faydalanarak sosyal ağları nefret dilinin egemen olduğu, kişisel ve kurumsal hakların hiçe sayıldığı birer yalan ve iftira aracına dönüştürmelerine neden olmuştur. Bu durum etik kurallar dışında hukuki sorumlulukları da içermektedir." şeklinde açıklama yaptı ve 12 kural belirledi. Bunlardan 9 numara, haklı gerekçeleri olmakla birlikte netameli.

- Saygılı, hakaret ve nefret söylemi barındırmayan bir dil ve üslup kullanılması

- Diğer kullanıcıların özgürlük alanlarını kısıtlayacak, saldırgan tutumlar içeren paylaşımlardan kaçınılması

- Kullanıcıların kişilik ve görüşlerine saygılı olunması

- İnsan onurunun temelinde yatan özel yaşamın gizliliği hakkının ihlal edilmemesi

- Sözlü şiddet ve tehdit içerikli paylaşımlarda bulunulmaması

- İfşa, taciz ve siber zorbalık oluşturan eylemlerin yapılmaması

- Şeffaf olunması, sosyal medya mecralarında, anonim hesaplar kullanmayarak açık kimlikle, gerekli hukuki sorumluluğu üstlenerek ve gerçek kişiler olarak bulunulması

- Sahte isimler üzerinden paylaşımlarda bulunan hesaplara itibar edilmemesi, bu hesapların görünürlüğünün artırılmaması

- Kimi hassas dönemlerde toplumda infial yaratacak, genel bir korku ve endişe iklimi oluşturacak paylaşımlardan kaçınılması, paylaşımlarda sağduyunun korunması

- Teyide muhtaç bilgilerin gerçekliğinden emin olunmadan paylaşılmaması, bilgilerin doğruluğu için meselenin muhataplarının, resmi kurum ve kuruluşların açıklamalarının takip edilmesi, manipülasyon ve yalana prim verilmemesi

- Alıntı yapılıyorsa, bilginin alıntılandığı kaynağın referans gösterilmesi

- Toplumsal ahlaka aykırı içerik oluşturulmaması ve bu tarz içeriklerin yayılmaması.

Bu konuyu gündeme getirmeye yüzü olan hiç bir kesim yok o da ayrı konu. Bu beynannamenin ardından Ak Parti’de; teşkilatlardan, milletvekillerinden ve tüm organlardan; sosyal medyada daha aktif olmaları istendi. Ve sosyal medyada etkin oldukları belirlenen Alpay Özalan gibi isimlere bazı görevler verildi. Aslında bu işlerden Mahir Ünal sorumlu. İnşallah sosyal medyanın aktif kullanımdan anlaşılan, farklı seslerin iyice boğulması ve vekillerin ve parti teşkilatlarının trolleşmesi değil, gerçek bir demokrasi anlayışıyla milli iradeye sahip çıkmalarıdır.

 

İçen delirecek…

 

Geldiğiniz durum; hem iktidar hem muhalefetin sosyal medya kullanımına bakınca şu hikayeyi hatırlattı:

 

“Şehir suyuna bir madde katılacak, içen delirecek” diye bir haber yayılır. Bu haber son anda alındığından, kısıtlı sayıda insan sudan içmez. Çoğunluk içmiş bulunur. İçenler içmeyenleri ayıplamaya başlar.

Birgün sudan içmemiş bir adam eve gelir ve eşine en sonunda şunu der “Hazırlan ya burdan gideceğiz ya da biz de o sudan içeceğiz. Yoksa böyle delirmek daha zor…” .

Yorumlar