7404 Defa Okundu

“Kitap”, “Mizan” Ve “Demir”İn İnzal Edildiğine (İndirildiğine) Dair Ayet-i Kerime

Mizan kelimesinin geçtiği bir başka ayet de Hadid Suresinin 25. ayetidir.

Ayet mealen şöyledir:

“And olsun biz peygamberlerimizi açık delillerle gönderdik ve insanların adaleti yerine getirmeleri için beraberlerinde Kitabı ve mizanı indirdik. BİZ DEMİRİ DE İNDİRDİK Kİ ONDA BÜYÜK BİR KUVVET VE İNSANLAR İÇİN FAYDALAR VARDIR. Bu, Allah’ın, dinine ve peygamberlerine gayba inanarak yardım edenleri belirlemesi içindir. Şüphesiz Allah Kaviyy’dir (kuvvetlidir), Aziz’dir (daima üstündür).” (Hadid: 25.)

Dikkat edilirse ayette “mizan”ın, “Kitap” ve “demir”in “indirildiği” haber verilmektedir.

I- DEMİRİN İNDİRİLMESİ

Demir yeryüzünde bir maden olduğu halde bu ayette neden indirme ifadesiyle anlatılmıştır?

Burada Kuran’daki ilmî icaz denen hakikatlerden biri, yani bir mucize söz konusudur. Zira son ilmî gelişmeler ortaya koymuştur ki demirin oluşumu dünyanın kendi şartları içinde olmayıp, bu maden gezegenimize semadan “indirilmiştir.” Bu konuyla ilgili kısa bir izahat verelim:

“Modern astronomik bulgular, Dünya’daki demir madeninin dış uzaydaki dev yıldızlardan geldiğini ortaya koymuştur.

Sadece Dünya’daki değil, tüm Güneş Sistemindeki demir, dış uzaydan elde edilmiştir. Çünkü Güneş’in sıcaklığı demir elementinin meydana gelmesi için yeterli değildir.

Güneş’in 6000 santigratlık bir yüzey ısısı ve 20 milyon santigratlık bir çekirdek ısısı vardır. Demir ancak Güneş’ten çok daha büyük yıldızlarda, birkaç yüz milyon dereceye varan sıcaklıklarda oluşabilmektedir.

Nova veya Süpernova olarak adlandırılan bu yıldızlardaki demir miktarı belli bir oranı geçince, artık yıldız bunu taşıyamaz ve patlar. Demirin uzaya dağılması işte bu patlamalar sonucunda mümkün olur.

Tüm bunlardan anlaşılacağı gibi demir madeni Dünya’da oluşmamış, Süpernovalardan taşınarak, aynı ayette bildirildiği şekilde “indirilmiştir.” [1]

Görüldüğü gibi burada da bir Kuran mucizesi söz konusudur. Demek ki Kuran’da hiçbir kelime (hâşâ) gelişigüzel kullanılmış değildir. Tam tersine kelimeler cümleler içinde, cümleler ayetler içinde, ayetler sureler içinde ve nihayet sureler de Mushaf içinde noksansız bir ilim ve hikmetle yerli yerine oturtulmuştur.

Nitekim Allah’ın, bu ayetin sonunda zikredilen iki ismi de bu hakikate güzel bir misaldir. Şöyle ki, çetin bir sertliğe sahip “demir”den bahsedilen ayet, Esmaü’l Hüsna’dan “el- Kaviyy” ve “el- Aziz” ile bitmektedir.

Burada biz insanlara adeta şu mesaj verilmektedir.

“Dikkat edin, demirin size sağladığı bu faydalar var ya, bunları temin eden Kaviyy ve Aziz olan Allah’tır.”

Burada Allahu Teâlâ’nın bizi bütün zerrelerimize kadar kuşattığına, bize ayakta durmamız ve hayatta kalmamız için güç ve kuvvet verdiğine de işaret vardır.  

II- DEMİRİN FAYDALARI

Allahu Teâlâ ayet-i kerime (Hadid: 25.) “Onda büyük bir kuvvet ve insanlar için faydalar vardır” buyurarak demirin faydalarına da işaret etmektedir.

Gerçekten de demirin insana ve insanlığa faydaları sayılamayacak kadar çoktur. Her şeyden evvel demirin tarih boyunca kılıç, kalkan, ok, zırh vs. gibi savaş araç gereçlerinin yapımında kullanıldığı bilinmektedir.

Burada dikkat edilmesi gereken asıl husus ise şudur:

Evet, Kuran’ın indiği dönemde de demir insanlara fayda temin ediyordu. Ama ilmî araştırmalar ilerledikçe demirin hem kullanım sahası genişlemiş, hem de insan hayatı için ne kadar önemli bir madde olduğu çok daha iyi anlaşılmıştır:

“Demir atomu olmaksızın evrende karbona bağlı yaşam olması mümkün olmazdı; süpernovalar olmaz, Dünyanın ilk dönemlerinde ısınması gerçekleşmez, atmosfer ya da hidrosfer olmazdı. Koruyucu manyetik alan olmaz, Van Allen radyasyon kuşakları oluşmaz, ozon tabakası olmaz, (insan kanında) hemoglobini meydana getirecek hiçbir metal bulunmaz, oksijenin reaktifliğini yatıştıracak metal oluşmaz ve oksidasyona dayanan bir metabolizma meydana gelmezdi.” [2]

Dolayısıyla burada da -bir evvelki yazımızda da geçtiği gibi- Sahabe’nin göremediği, ahir zaman Müslümanları olarak bizim müşahede ettiğimiz ilmî bir icaz, bir mucize söz konusudur.

Demirin faydalarından birkaçına daha işaret edelim:

1- Demir, ilimlerin gelişmesinde ve medeniyetlerin kurulmasında aslî maddi unsurlardan biri olmuştur. İnşaatlar, köprüler, insanlığa hizmet eden nice yapılar hep demirle yapılır. Bu, günümüzde herkesçe bilinmekte ve kabul edilmektedir. 

2- Demir, birlikte indirildiği “Kitap” ve “mizan”la birlikte, dünyada bir medeniyet inşa edilmesinde maddiyatın, silah gücünün, teknolojinin en önde gelen unsurlarından biridir. Buradan Cenâb-ı Hakkın, halifetullah olarak yarattığı insanın, “demir”i, vaz ettiği “Kitap”la ve indirdiği “mizan”la bir bütün olarak kullanarak dünyada kalıcı bir medeniyet kurmasını murad ettiği anlaşılmaktadır. Nitekim bugün dünyada teknolojinin kat ettiği insanı hayrette bırakan mesafede ana unsur, demirdir veya onun bileşim ve alaşımlarıdır.

3- Demir diğer bütün metallerden farklıdır. En önemli farkı da manyetik güce sahip olmasıdır. Manyetik enerji demir sayesinde tanınabilmiştir.

“Demire ayette tanınan çetin sertlik de hem bu özelliği simgeler, hem de demirin sertlik özelliğindeki çetinlik elektro manyetik enerjiyi doğurmuştur. Ki bugün elektrik enerjisi üretimi demir çekirdeğin varlığıyla mümkündür. Bir elektrik enerjisi doğurmak için demir çekirdek yerine bir başka madde koyabilmek mümkün değildir.

Tüm hoparlörler demir çekirdek esasına dayanır. Hiçbir eşya ses çıkarıp yükseltemez, demir istisnadır. Nitekim teyp ve videobantlarında da demir tek zorunlu maddedir. Bu onun manyetik özelliği ile vazgeçilmez yanıdır.

Arzın demire bağlı manyetik alanı, uzaydan gelen meteorlara karşı da arzı korumaktadır. [3]

4- Son olarak demirin sağlığımız açısından faydasına da temas edelim:

Demir eksikliğinin sebep olduğu rahatsızlıklar bugün herkesin malumudur, birçok kişi de bundan muzdariptir.

“Kandaki iki değerli demir oksijene elektriksel iyon ilgisiyle bağlanır ve demiri hücrelere taşır. Sonra demir özel bir ölçüyle üç değere yükselerek oksijeni dokuya bırakır. Bu bırakma ve yeniden alma hayat enerjisinin mizanıdır.” [4]

Görülüyor ki insan vücudunda hayat bahşeden kanın oksijenle buluşması ve damarlarda dolaşması da yine demir sayesindedir.

Bütün bu sebeplerle Kuran’da demire işaret edilmesi ve bir surenin adının da “Hadid (Demir) Suresi” olması, binlerce Kuran mucizesinden sadece biridir.

Şimdi “Kuran’dan ilim çıkmaz” diyerek bu yazıların yazılmasına sebep teşkil eden M. Öztürk’e soralım:

Sen güya bir tefsirci olarak Kuran’daki akıllara durgunluk veren bu ilimleri hiç duymadın mı, hiç okumadın mı? Şayet okuduysan bu kadar bakar körlük neden?

Çok ibretliktir; bu yazıyı hazırlarken onun, demirin gökten indirildiği gerçeğini inkâr ettiği bir videosuna rastladım. Adeta Kuran’da mucize şekilde ilmî bir gerçeğin yer almasından rahatsızlık duyuyormuş gibi bir tavır içindeydi. Neymiş, ayetteki “inzal / indirme” Allah’ın lütfu manasındaymış. Demirin gökten indiği falan yokmuş…

Reformcuların, tahrifatçıların en çok başvurdukları taktik, bir nevi can simitleri işte budur. Zorlandıkları yerde kelimelerin lügat manalarına sarılarak asıl manayı saptırmaya çalışırlar. Burada inzal kelimesine Allah’ın lütfu manasını vermek açıkça ayeti saptırmak demektir. Evet, Kuran’da inzal kelimesinin lütuf manasında kullanıldığı yerler vardır; ama burada demirin kitap ve mizanla birlikte zikredilmesi ve kitapla mizanın “inzal” edilmesindeki mananın “indirme” olduğunda şüphe olmaması, demiri de aynı manaya, yani “indirme” manasına dâhil etmektedir.  

Her şeyi yoktan var eden, varlığın her noktasında mucizelerle kudretini sergileyen Cenâb-ı Hak demiri gökten indirmeye kadir değil midir?

Kaldı ki bunu yukarıdaki izahlardan anlaşılacağı gibi bilimsel gerçekler de gösteriyor.

Hani siz bilimden yanaydınız?

Bilimle Kuran’ın bütünleştiği bir noktada söyler misiniz, siz hangi saftasınız?

Gerçek şu ki, bu şahıs Kuran’a muarız fikirler ortaya koyarken gerekirse açık ilmî gerçeklerle çelişmeyi de göze alabilmektedir.

Kuran’la mücadele psikolojisi diyebileceğimiz bu hal, buhranlı bir iç âlemin dışa aksetmesinden başka bir şey değildir.

Hakikatler karşısında kör olmak bu olsa gerektir.

Yazımıza Kuran’a ters düşen, Kuran hakikatleriyle mücadele eden bu adamlara Kuran’ın verdiği cevaplardan biriyle son verelim:

“Kim de benim zikrimden (Kuran’dan) yüz çevirirse mutlaka sıkıntılı bir hayatı olacaktır ve onu kıyamet günü kör olarak haşrederiz. O der ki: “Ey Rabbim! Beni niçin kör olarak haşrettin? Hâlbuki daha önce gören biriydim.” Allah buyurur: “İşte böyle! Sana ayetlerimiz geldiğinde onları unutmuştun, bu gün de aynı şekilde sen unutuluyorsun!” Haktan sapan ve Rabbinin ayetlerine inanmayanları işte böyle cezalandırırız. Hiç şüphesiz ahiretteki ceza daha şiddetli ve daha kalıcıdır.” (Taha: 124 - 127.)

  Devam edecek…

[1] https://kuran-ikerim.org/demirdeki-sir

[2] https://kuran-ikerim.org/demirdeki-sir

[3] Haluk Nurbaki, Kuran’ın Harika Mesajları, Damla Yayınevi, İstanbul, 2003, s: 257.

[4] A.g.e., s: 258.

Yorumlar