480 Defa Okundu

Anglo Sakson, bileşkesinin iki devleti İngiltere ve Amerika, yayılmacılık ve sömürgecilikte birbirlerinin ikiz kardeşleridirler. Bunlardan ilki İngiltere, 1878 – 1900 zaman diliminde Ermenileri  emelleri  uğrunda kullanmış, sonunda pes edip bu işten elini çekmiştir.

       1981-2021 zaman diliminde ise, ikincisi Amerika, Ermenileri 100 yıl sonra bu sefer de kendi emelleri uğrunda kullanmaya soyunmuştur. Amerikan Başkanı Joe Bıden’in 24 Nisan 2021’de  sözde soykırım mesajında bunda bahsetmesi, Ermenileri kullanımın bu sefer de Amerika’ya geçtiğini göstermektedir. Adı geçen devletin bu konudaki çırpınışları da boşuna olacak, bu mesele ile Türkiye’nin bölgesinde ve dünyada süper güç olmasını engellemeyecek, en sonda o da bu işten pes edecektir. Bu yazımız, bu olup bitenlere  tarihten büyük ışık tutacağı için faydalı bir yazı olacaktır.  

Tarihte Ermeniler, yayılmacı  ve sömürgeci devletlerden Rusya ve İngiltere arasında 1878- 1900 zaman diliminde bu emellerini gerçekleştirmek için “Vekalet Savaşçıları” olarak  esaslı bir kullanım unsuru olmuşlardı. Bu zaman diliminde İngiltere’nin,  Rusya’nın  Doğu Anadolu üzerinden “Sıçak Denizler” e inmesi milli emeli önüne kendi nüfuzunda “Bağımsız Büyük Ermenistan Devleti” kurmak emeli, 1878 Berlin Antlaşmasında sonra    Rusya’yı iyice ürkütmüştü.

   Rusya, emellerini gerçekleştirmek için Ermenileri kullanmada yalnız olmadığını görmüş, Çarlığın emellerine set çekmek uğrunda İngilizlerin de Ermenileri kullanmasından rahatsız olmuştu.

     Bir yabancı kaynakta  da dile getirildiği üzere, dünyanın birinci süper gücü İngiltere’nin, Türkiye Ermenilerini kullanım planının esası şu olmuştu: “ ‘Bağımsız bir Ermenistan Türkiye’den daha önemli bir Akdeniz’i koruma unsurudur. Bu suretle Rusya’nın Şark yolu kapanmış olur.’ Gizli bir surette bu siyaseti tercih eden İngiltere, Rusya’nın eski hararetine tesadüf edememişti. Her ne kadar Rusya Ermenilerin bu taleplerini (ıslahat isteklerini) teşvik etmişse de İngiltere’nin ortaya atılmasıyla ve Ermeni delegelerinin İngilizlere meyilli olduklarını görmesiyle fikir değiştirmeye mecbur oldu. O zaman başbakan alan Lubanof’ un bir İngiliz sefirine: ‘Vakit gecikti. Rusya’nın İngiltere ile birlikte çalışması pek güç’ dedi.” (Prof. Nikerlant Krayblis, Rusya’nın Şark Siyaseti ve  Vilayet –i Şarkiye Meselesi, Çev. Habil Adem, Dersaadet Matbaası, İstanbul, 1332, s. 176 – 177) Bir defasında da Ermenilerin kendilerine destek tekliflerini reddeden Lubanof, açıkça şunları söylemişti: “Bulgaristan’ın durumunu, bilhassa siyaset ve milli gayelerini gören Rusya hükümeti, menfaatine aykırı olacak olan bir Ermenistan kurulmasını kabul etmez.” (Krayblis, s.177)

Görülüyor ki Rusya ve İngiltere, Balkanlarda Bulgarları ve Doğu Anadolu’da Ermenileri birbirlerinin emperyalist emellerine  set çekmek için kullanıyorlardı.

Rusya’nın, yayılmacılık ve sömürgecilik emelleri uğrunda daha işe el attığından beri, Tuna boylarında ve Balkanlarda kargaşalıklar, isyanlar  çıkarma ve harpler meydana getirmesinin hedefi, Balkanlar vasıtasıyla Boğazlar ve Sıcak Denizlere inmekti. Bu uğurda Türkiye’ye öldürücü darbeyi 1877 -78 Osmanlı –Rus  Harbi’yle vurmuş, Sırbistan, Karadağ ve Romanya’nın bağımsızlığını sağlamış,  Bulgaristan’a ise muhtariyet idaresi verdirmişti.  Rusya’nın bu devletler üzerindeki planı, bunları, kendi desteği ile kurulması sebebiyle hegemonyasına alıp kullanmaktı. Fakat, karşısına Avrupa devletleri dikildi. Bilhassa İngiltere, Rusya’nın Bulgarlar üzerindeki emelini bildiği için o da Bulgarları var gücüyle desteklemiş, Rusya’nın inisiyatifi ve nüfuzunu  büyük ölçüde Bulgarlardan almıştı. Bu sebepten, Bulgaristan kurulunca, İngiltere’nin yardımlarına minnettarlığın karşılığı olarak ona sempati duymağa başlamış, bu durum, Rusya’nın işine gelmemiş, Bulgaristan giderek Rusya’dan kopmuştu. Böylece, Rusya’nın Bulgaristan vasıtasıyla Sıcak Denizlere inme planı suya düşmüş oluyordu.

 1877-78 Osmanlı –Rusya  Harbini müteakip, İngiltere’nin Ermenilere el atması, Bulgaristan misalinden ders alan Rusya’yı korkutmuş, bunun sonucu, Ermeniler üzerindeki baskısını artırmaya sebep olmuştu: “(1878 Berlin Konferansı’ndan sonra), Ermeni davasını benimsemiş olan Rus siyasetinde önemli bir değişiklik olmuştur. Kendi eseri olan Romanya ve Bulgaristan gibi yeni Balkan peyklerinin hemen nankörlüğe başlayıp kendisinden yüz çevirdiklerini ve bu suretle kendisi için artık Balkanlar üzerinden Akdeniz’e inme imkanının kalmadığını gören Rusya, aynı hatayı Anadolu’da da yapıp günün birinde o taraftan da yolunu kesebilecek bir Ermenistan kurulmasını tehlikeli görmeye başlamış ve hatta Rus Dışişleri Bakanı Prens Lubanof işte bundan dolayı: ‘Biz Batıdaki hatamızı Doğuda da tekrar etmeyeceğimiz için bir Ermeni Bulgaristan istemeyiz’ demekten çekinmemiştir.”  (İsmail Hami Danişmend. Osmanlı Tarihi Kronolojisi, C. 4, Türkiye Yayınevi, İstanbul, 1972, s. 333)

   Benzer cümlelerden olarak Fransız tarihçi Driault’un yazdıkları: “Rusya önce uygun bulduğu milliyet politikasına şimdi karşı çıkıyor. Adı geçen hükümet, Bulgaristan’ın kendi aleyhine kalkışmakta olduğunu görüyor ve İngiltere’nin âdeta koruyucusu ve ona bağlı bulunacak olan bağımsız veya özerk yönetime sahip bir Ermenistan kurulması halinde aynı tehlikeye maruz kalacağından korkuyordu. Hatta, Rusya başbakanı Prens Lubanof, ‘Bulgaristan gibi başımıza bağımsız bir Ermenistan çıkmasını istemiyoruz’ diyordu. Rusya için Fırat ve İran’a doğru güneye serbest bir yola ihtiyaç duyuyordu. Rusya vaktiyle Polonya’da esaretine aldığı  bütün tebaasına uygulamış olduğu korkunç merkeziyetçi politikasını Kafkasya Ermenileri hakkında ve fakat daha az şiddetle uyguladı.” (Edoward Driault, Şark Meselesi, Çev. Nafiz, Muhtar Halit Kitaphanesi, İstanbul, 1328, s. 328 – 329)

Rusya’nın daha Çar I. Petro (Deli Petro) zamanından beri  “Ermenistan tabiri, Rusya tarafından siyasi manada kullanılmakta ve ileride İskenderun Körfezi’ne çıkmayı, yani Akdeniz’e ayak basmayı hedef tutmakta idi.” (Prof. Dr. Akdes Nimet Kurat, Türkiye ve Rusya Ankara Ü. DTCF Yayınları, Ankara, 1970, s. 113)

      O yıllarda İstanbul’daki Amerikan koleji  Robert Kolej’in  müdürlerinden George Washburn’un yazdıkları:  “Ermenilerin durumu, bilhassa Anadolu’nun içlerinde, Berlin Kongresi’nden sonra gittikçe fenalaşmaya başlamıştı. Bu durumdan İngiliz politikasının sorumluluk hissi büyüktür. İngiltere, Ermenilerin haklarını savunmaya, onlar için ıslahat temin etmeye koyulmuş ve Ermenileri muhtar bir Ermenistan eyaletinin kurulacağı fikriyle tahrik etmiştir. Bunu, kısmen Hıristiyanlık gayreti ile fakat daha çok bizzat kendi menfaatleri için yani muhtar bir Ermenistan’ın Rusya’nın ilerlemesine mâni olacağı düşüncesi ile yapmıştır.” (George Washburn, Fifty Years in Constantinepole, New York, 1900, s. 200- 201)

Sultan II. Abdülhamid’in, Ermeni Meselesi konusunda Rusya’yı kendi lehine kazanmayı biraz da Rusya’nın bu meseleye  o zamanlar karşı olması sebebinden de kaynaklandığı halde yanına çekmeyi başarmış, İngiltere’yi de bu işten vazgeçirmek için sarayında  yakınında bulundurduğu hem İngiliz ajanı ve hem de kendisinin ajanı olarak kullandığı Prof. Arminius  Vambery’den faydalanmıştır. Bu uğurda Vambery,  İngiliz devlet adamlarını bu meseleden caydırmaya çalışacaktır. 1 Kasım 1895 tarihli mektubunda Sir Thomas’a şunları yazıyordu: “Üzülerek belirtmeliyim ki, Ermeniler bu güne kadar fazlasıyla şımartılmıştır. Onlara karşı gösterilen sempati ve anlayış müstebit bir otoriteye karşı ayaklanan devrimcilere duyulan şefkati çoktan aşmıştır... 1895’deki ayaklanmaların İngiltere’de örgütlenen ve İngiliz liberallerinin fazlasıyla değer verdiği Ermeni İhtilal Komiteleri’ nin gizli tahrikleriyle gerçekleştiğini unutmamamız gerektiğine inanıyorum... İngiliz Hükümeti’nin, basını ile birlikte ortaya koydukları tutum inanılır gibi değildir. Başta Times olmak üzere İngiliz gazetelerinin sergiledikleri büyük riyakarlık kelimelerle anlatılamaz. Ve şunu belirtmeliyim ki, İngiliz kamuoyu hiçbir zaman bu kadar korkunç bir şekilde aldatılmamıştır…

 Ermeni sorununda nasıl aldatıldığını İngiltere artık açık ve kesin bir şekilde görmüştür.” (Prof. Dr. Mim Kemal Öke, İngiliz Casusu  Prof. Arminius Vambery’in Gizli Raporlarında II. Abdülhamid ve Dönemi, Üç Dal Neşriyatı, İstanbul,  1983, s. 98)

     Vambery, 4 Haziran 1894’de  İngiliz Dışişleri Bakanı Salisbury’a da şunları yazmıştı: “… Anadolu’nun etnik dağılımı incelendiğinde birkaç yüz Ermeni için binlerce Müslüman’ı feda edebileceğimiz gerçeği unutulmamalıdır. İnsancıl çabalarımız sonucu çok büyük bir adaletsizlik ve zulüm ortaya çıkabilecektir. Üstelik, Mezopotamya’ya inmek isteyen Rusya’ya Kuzeydoğu Anadolu’nun kapılarını açarak Büyük Britanya’nın sömürgeci çıkarlarını tehlikeye atmış olmaz mıyız? Olaya İngiltere’nin açısından baktığımda, ben bir Ermeni Devletinin kurulmasına yönelik her adımı İngiltere’nin hayati çıkarlarına yönelmiş günahkar bir hücum olarak nitelendiriyorum. Bu nedenle, ister muhafazakar olsun, ister liberal İngiltere’nin tüm vicdanlı devlet adamları Ermenilerin bu ham hayallerine dur demek zorundadırlar... Her zaman birleşik kitleler halinde yaşayan Rum, Roman, Bulgar ve Sırpların durumu, seyrek gruplar oluşturan dağınık Ermeniler için taklidine cesaret edilecek bir örnek olamaz.” (  Öke,   s.  89)

 En sonunda, olup bitenlere vakıf olan İngiltere, 1900’lü yılların başlarına gelindiğinde Ermenileri kullanmaktan  elini çekecek, günümüzün PKK’sı benzeri Taşnak ve Hıncak Ermeni  Terör Örgütlerini  yüzüstü bırakıp gidecek, bu sebepten onlar İngiltere’ye, “Bizi bırakıp da  gitti” diyerek ateş püsküreceklerdir.  Rusya ise, I. Dünya Harbi yıllarında Ermenileri  kullanıma  yeniden geri dönecektir.

Yorumlar