21412 Defa Okundu

Kurban bayramı yaklaşıyor. 

Bir ülkede “normal” olan, her vatandaşın inancını ve ibadetini serbestçe yerine getirebilmesidir, değil mi? 

“Devlet” adını verdiğimiz tüzel kişiliğin temel görevi vatandaşın temel haklarını garanti altına almaktır. 

Hükümetler, devleti temsil eder  ve devletin güçlü olabilmesi hükümetlerin politikalarıyla ilgilidir. 

Halkın değerleriyle kavgalı olan bir hükümet, hem devlete zarar verir hem halka iyilik yapmış olmaz. 

Hükümetler vatandaşının inançlarına müdahale etmez, etmemelidir. 

Türk-İslam irfanında; Osmanlı’da Selçuklu devlet anlayışında vatandaşının inancına asla müdahil olmamıştır. 

Cumhuriyet dönemine intikalde halkımızın inancını realize etmek hususunda bazı sıkıntılar yaşanmıştır.  Bu sıkıntıların bir kısmı “demokrasinin” getirdiği imkânlar çerçevesinde kısmî olarak giderilebilmiştir. 

Her kurban bayramında “deri kavgası” yaşanmıştır. 

Öncelikle şunu ifade etmeliyim ki, Kurban bir ibadettir. 

Ben bir Müslüman olarak kurbanımı İslamî vecibelere göre yerine getirmek isterim.  Kurban derisini istediğim kuruluşa veririm/verebilmeliyim.

Hükümetlerin bu hususta baskısı olmamalı ve olamaz. 

Kurban ibadeti yapılırken hijyen ve çevre hassasiyeti konusunda hükümet ve belediyelerin müdahil olmaları gerekir ve bu normaldir. 

Buna hiçbir akl-ı selim itiraz etmez. 

Cumhuriyet döneminden itibaren yakın tarihlere kadar THK kurban derilerini toplama “yetkisine” sahipti. 

THK  benim kurban ibadetime hangi anlayışla müdahale etmek yetkisini kendinde görüyorsa? 

Her neyse bu dönemler geride kaldı. 

Son yıllarda yeni “anlayışlar” ortaya çıkmaya başladı. 

Son birkaç yıldan beri her kurban bayramında; Kurban ibadetinin ifa edilmesinde kolaylık gösterilmesi gerekirken zorlaştırıldığı görülmektedir. 

Mesela 2019’da Kurban Hizmetleri Komisyonu oluşturulmuş ve bu komisyonun belirlediği mahallerde kurbanların kesilmesi isteniyor.  Bu komisyonun “Kurban kesme mahalli” olarak tespit ettiği yerler genellikle Pazar yerleri veya benzeri mekânlar. 

Bu mekânları gördük.  

Herkes görmekte. 

Hijyen ve çevre temizliği hususuna ne kadar dikkat edilebildiği herkesin malumu..

Pazar yerinde hijyene ne kadar dikkat etmeye çalışırsanız çalışın, bir yere  kadar olabilir. 

Nitekim öyle oluyor. 

Durum böyleyken; bazı dernek ve vakıflara ait mekanlarda her türlü hijyen ve çevre hassasiyeti gösterildiği halde, bu kuruluşlara ait mahallerde kurban kesilmesine engel olunmasının izahı nedir? 

Kurban bayramına bir hafta kala bir kısım derneklere ait kesimhanelerin kepçelerle yıktırılması nasıl bir öfkenin ürünüdür?

Çamur içinde, kanlar arasında, pislikler her tarafı saçılmış mekanlarda kurban kesilmesine ses çıkarılmazken, son derece hijyenik, İslamî vecibelere uygun mekanlarda kurban kesilmesine müsaade etmemekte direnenler acaba ne yaptıklarının farkındalar mı? 

Halkımızın destekleriyle kurulmuş olan dernek ve vakıflar milletimizin eseridir. Vakıflar her dönem vardır ve mevcudiyetleri kıyamete kadar devam edecektir. 

Vakıfa “dokunan” el hayırsızdır. 

Bu hususu hatırlatmakta fayda var. 

Hükümetlere gelince: 

Hükümetler geçicidir. 

Vatandaşlarımızın kendi rızasıyla istediği kuruluşa istediği kadar yardım ve katkı yapar/yapabilir. 

Hükümetin görevi, sosyal kuruluşları teşvik etmektir, engellemek değil. 

İktidarda bulunan parti, kendine oy versin vermesin herkese eşit davranmak durumundadır. 

Halkımızın irfanına, kültürüne, inancına, vatan ve bayrak sevgisini ilmek ilmek işleyen kuruluşları desteklemek, öncelikle hükümetin “sosyal devlet” anlayışının bir yansıması olarak temel fonksiyonudur. 

Hükümet, devleti temsil eder ve halkın tamamına hizmet götürmekle yükümlüdür. 

Hükümet, vatandaşlar arasında ayırım yapmaz/yapamaz/yapmamalıdır. 

İktidara gelen siyasi parti, kendine oy versin-vermesin bütün halkımızın hükümeti olmak mecburiyetindedir. 

Araba yıkama mekanlarında, derme-çatma yerlerde ve ilkel şartlarda kurban kesilen mekanlara ses çıkarmayıp son derece temiz ve İslamî usullerle kurban kesilen mahallere sırf siyasi maksatlarla müsaade edilmemesi, bin dereden su getirilerek bin bir güçlükle inşa edilen kesimhanelerin yıkılması, sadece dinî  bir vecibenin engellenmesi değil aynı zamanda devlete de zarar verir. 

Hükümetin görevi, vatandaşın ibadetine engel olmak değil yardımcı olmaktır. 

Benim merak ettiğim bir husus var. 

Özellikle son 5-10 senedir dikkatimi çekiyor.  

Acaba ülkemizde gayrimüslim vatandaşlarımız dini vecibelerini yerine getirirken herhangi bir engelle karşılaşmışlar mıdır? 

Azınlıklar olarak da ifade edilen bu vatandaşlarımızın dini vecibelerinin yerine getirilmesiyle (hijyenik, çevre hassasiyeti vs) ilgili yayınlanmış bir yönetmelik var mı? 

Bildiğim kadarıyla yok. 

Zira gayrimüslimlerin dini vecibelerini yerine getirmeleri Lozan ile garanti altındadır. 

Müslümanların dini vecibelerini yerine getirmeleri gayrimüslimlerin ibadeti kadar değerli değil mi? 

Bu ülkenin bir vatandaşı olarak kurban ibadetimizi yaparken İslamî vecibeleri yerine getiren ve hijyenik şartlara riayet eden kuruluşlara kurban kestirme hakkıma sahip değil miyim? 

Türk-İslam tarihinde kilise temeli atma konusunda şampiyonluğun son 15-20 sene içinde yakalandığını görmekteyiz. 

Kurban bayramına bir hafta kala bazı dernek ve vakıflara ait kesimhanelerin kepçelerle yıkıldığına şahit olduk.  

O yıktırılan kesimhanelerin sahibi milletimizdir. 

O kesimhanelere vurulan her kepçe darbesi halkımızın irfanına vurulmuştur. 

Sayısı yüze yaklaşan kilise temeli atılırken ülkemizin özünü teşkil eden Müslümanların kurban ibadetiyle ilgili yönetmelik üstüne yönetmelik çıkarmak neyin nesidir?

Akdamar’da “cemaatsiz” kiliseyi milletin parasıyla “ihya” ederken Müslüman halkımızın Kur’an-ı Kerim öğrendiği kuruluşlara kepçelerle saldırmanın izahı var mı?

Vatandaş olarak hükümetten beklentim şudur. 

Lütfen Kurban Bayramında ibadetlerimizin ifasında yardımcı olunuz.

Hatta yardımcı olmanızdan vazgeçtim, engel olmayınız. 

Biz millet olarak organize olmayı biliriz. 

Unutulmamalıdır ki, ibadet temel insan haklarındandır. 

Hükümeti temsil edenler bilmelidir ki, 

Size verilen yetkiler “geçicidir”. 

Yetkilerin sahibi millettir. 

Vakti gelince milletimiz o yetkileri elinizden alacaktır. 

Yetkilerinizi kötüye kullanmayınız. 

Eninde-sonunda millete döneceksiniz...

Vesselam.

 

Yorumlar