880 Defa Okundu

TERS gelmediğini umarım.

Birazcık düşündüğünüz vakit bana hak vereceğinizi ümit ediyorum.

Bu çağın önemli bir illeti bu.

Bulunduğun yerde olamamak…

HEM her yerdeyiz hem de hiçbir yerde değiliz.

Pergel misali olmalıyız oysa.

Bir ayağımız sabit olmalı diğer ayağımız ise o anda bulunduğumuz yere perçinlenmeli…

Ki, o ânı kaçırmayalım.

Bize sunacağı nimetleri kaybetmeyelim.

OYSA bunu başaramıyoruz.

Iskalıyoruz.

Bulunduğumuz yerde bulunmama gafleti sarmış her bir tarafımızı.

Ve bu sebeple kayıplar yaşıyoruz.

HANGİ mekân ve ortamda bulunursak bulunalım hep aklımızda başka şeyler var.

Dalgınız.

Şaşkınız.

Dağanığız.

Toparlanmaya niyetimiz var mı, bundan emin değilim.

Zira bu konuda henüz netleşmiş tespitlerimiz yok.

Teşhisten uzağız.

BULUNDUĞUMUZ yerde olamamanın sancısını tam olarak hissedemiyoruz.

Akıp giden bir hayatın seline kapılmış gibiyiz.

Durup düşünmeye vaktimiz de yok maalesef.

Bu şekilde ne kadar devam edebileceğimiz ise şüpheli.

Çünkü devam ettirilebilir bir husus değil.

AÇALIM biraz.

Camideyiz örneğin.

Kürsüde hoca efendi vaaz veriyor.

Veya bir Cuma hutbesi irad ediliyor.

Tüm dikkatimiz ve benliğimizle burada bulunmamız gerekirken öyle değiliz.

Bedenen oradayız evet, bunda şüphe yok.

Ya zihnimiz?

Düşüncemiz?

Tefekkürümüz?

İdrakimiz?

Söylenenleri anlama çabamız?

Cami çıkışı dağılan cemaate sorulsa kaçı tüm ayrıntıları ile söylenenleri yorumlayabilir?

Çıkarımlarını bizimle paylaşabilir?

Veya ne kadarımız konu başlığını net ve tereddütsüz söyleyebilir?

İşte tam bu, bulunduğu yerde bulunamama gafleti…

TEKKEDEYİZ diyelim mesela.

Efendiyi canı gönülden dinleyip anlamamız gerekirken bundan ne kadar uzağız.

Gittik mi, gittik.

Dinledik mi, dinledik.

Peki, anladık mı?

Hayır.

Eğer tersi olsaydı sloganlarla konuşur muyduk?

Ezberlenmiş cümlelerle nutuklar atar mıydık?

Kendimizi arama ve bulma yolunda yürek sancılarına düşmüş olsaydık başkalarının kusurlarını görebilecek bir gözümüz olur muydu?

Onları tenkit edip yerin yedi kat dibine batırma çabalarına girer miydik?

Hak ve hakikat yoluna sarf etmez miydik enerjimizi?

Sohbeti cep telefonlarımıza kaydediyoruz.

Zikir sırasında kendimizi fotoğraflatıyoruz.

Selfieler çekiyoruz.

Sağa sola konum atıp nerede bulunduğumuzu kayda geçiriyoruz.

Ne oluyor sonuçta?

Tasavvuf edep ve erkânından uzak bir tutuma giriyor meseleyi sadece hobi olarak algılamayı sürdürüyoruz.

İşte bu, tam olarak bulunduğu yerde bulunamamanın en kesif hâli…

CENAZEDEYİZ ama dünkü maçın kaçta kaç bittiğini konuşuyoruz.

Düşen altın, yükselen döviz kurlarının dedikodusunu yapıyoruz.

Borsanın nasıl kapandığını hararetle anlatıyoruz.

Son aldığımız arabanın özelliklerinden bahisler açıyoruz.

Çocukların sınavından giriyor iş yeri muhabbetlerine kadar harmanlamadığımız konu kalmıyor.

Yani bulunduğumuz yerde bulunamama absürtlüğünü bütünüyle gösteriyoruz.

Oysa ne olmalıydı?

Kederli ailenin acısını paylaşabilmeliydik.

Hafifletebilmeliydik.

Gerçekten onları hissedip anladığımızı gösterebilmeliydik.

Yaptığımız ne?

Sadece orada fiziki olarak bulunmak.

Belki de bir sosyal zorunluluğun gereği olarak bela savmak…

Hepsi bu.

BİR düğündeyiz örneğin.

Yine genellikle ters davranışlar içine girebiliyoruz.

Oradaki neşe ve coşkuya hiç uymayacak hususları dile getiriyoruz.

Ne kadar keyif kaçıracak mesele varsa hiç tereddüt etmeden boca ediveriyoruz.

Yazık değil mi?

Hele hasbelkader bir hoca çağırdılarsa meseleye ne kadar uymayan konu varsa hepsi sohbetin konusu olabiliyor.

Ne kadar dâvetli varsa oflayıp pufluyorlar.

En büyük azabı da cemiyet sahipleri ve hususiyle de yeni çiftler çekiyor.

YERİNDELİK konusu ne kadar önemli…

Yerli yerinde olabilme problemini yeniden düşünmeliyiz.

Daha fazla kayıplar yaşamamalıyız.

Bizi bitiren toplum meselelerinden birisi de bu kanaatimce.

Atalarımız “Toydan sonra hoy olmaz” demişler.

Sağırlar çarsında gazel atılmaz, atılmamalı.

Hastanın yanında sağlıktan dem vurulmaz, vurulmamalı.

Körler pazarında ayna satmanın ne gereği ne yararı var!

TOPARLAYACAK olursak şunları söyleyebiliriz.

Bulunduğumuz yerde bulunamama gaflet perdesini yırtalım artık.

Yapacaklarımızı vakti vaktine tam zamanında yapalım.

Miadı geçmiş ilaç ne işe yarar öldürmekten başka?

Camideysek hocaya odaklanalım.

Dergâhta isek mürşide kulak kesilelim.

Konferanstaysak hatibe yönelelim.

Dersteysek öğretmene…

Konserdeysek soliste…

Evde isek çoluğa çocuğa nitelikli zaman ayıralım.

Konuşuyorsak dinlenelim, konuşana gittiysek dinleyelim.

Muhabbetsek onun gereğini yerine getirelim.

Yoksa her şey yarım kalıyor, her şey.

Ne oluyor biliyor musunuz?

Her mevzuyu bildiğimiz vehmine kapılıyoruz ama bir tek konuyu bile kanıta dayalı, doyurucu ve esaslı bir biçimde anlatamıyoruz.

Yazık ediyoruz, kendimize, hayatımıza.

Yetmez mi, bulunduğumuz yerde bulunamama gafleti?

Ya Selam!

Yorumlar