4816 Defa Okundu

23 Haziran 2020 günü Meclis’te Yassıada “yargılamaları” iptal edildi.

Milletin iradesi bunu gerektiriyordu ve yerine gelmiş oldu.

İsabetli oldu.

Bilgi sahibi olmak isteyenler için 27 Mayıs darbesiyle ilgili  kısaca kaydedelim:

27 Mayıs 1960’da “düşük” rütbeli subaylar tarafından darbe yapılmıştı. Darbenin yapıldığı gün öğleye doğru İzmir’de ikamet etmekte olan bir General  (Cemal Gürsel) alel-acele Ankara’ya getirilerek “darbeci başı” yapıldı.

Diyeceksiniz ki, darbeciler niye “düşük” rütbeli subaylardan müteşekkil ve niye başlarına bir generali işin başında planlamadılar?

Darbeciler “niye düşük rütbeli” sorusunun cevabı, askeri okullarda verilen eğitim ile ilgilidir.

Darbenin başına niye bir “general” getirildi sorusunun cevabı şöyle:

Efendim, rivayete göre (ben doğmadan iki sene önce) Erzurum’da görevli bulunan bir başka general demiş ki, “Darbeyi yapanın rütbesi benden düşükse ordumla Ankara’ya yürürüm”.

Erzurum’daki general, darbeyi yapanların başındaki “darbeci başının” rütbesinin kendinden düşük olmadığını  görünce Ankara’ya “yürümekten” vazgeçmiş.

Ne kadar tuhaf değil mi?

Mesela “darbeci başı” Albay Talat Aydemir olsaydı ne olacaktı?

Albay Aydemir, Şubat 1962’de değil de Mayıs 1960’da darbe yapsaydı, acaba Erzurum’daki General Ankara’nın üzerine yürür müydü?

Yürüseydi ne olurdu? 

Erzurum’daki generalin 27 Mayıs 1960 günü Erzurum’dan ordusuyla Ankara üzerine yürüseydi ne olurdu, bilemem ama size bu generalin kim olduğunu söyleyeyim.

Erzurum’dan Ankara’ya “yürürüm ha!” diyen General Ragıp Gümüşpala’dır.

Bu general kim biliyor musunuz?

Sıkı durun:

Adalet Partisi’nin kurucu genel başkanı.

Belki diyeceksiniz ki, “ne var bunda?”.

Daha ne olsun?

Darbe, Demokrat Parti’ye yapılmadı mı?

Evet yapıldı.

Adalet Partisi, Demokrat Parti’nin devamı değil mi?

Evet..

Ee ne oldu şimdi?

27 Mayıs darbecilerine karşı yürümekten vazgeçen (vaz geçmek tasvip etmek demek olmaz mı? )general, darbe yapılan partinin devamı olan partinin kurucu genel  başkanı.

Yani darbe, DP’ye yapılıyor.

DP’ye yapılan darbeyi “seyreden” bir general, darbe yapılan partinin (DP) devamı olan AP’nin kurucu genel başkanı oluyor.

Bizim memleket böyle tuhaf vakalarla doludur.

Darbenin ilk günü DP’nin üst seviyedekiler tutuklandı. Üç gün sonra İçişleri Bakanı Namık Gedik “tutulduğu” binanın ikinci katının penceresinden atlayarak intihar etti.

 Darbeden hemen sonra  Yassıada denilen mekanda DP’liler “yargılanmaya” başladılar.

Bu “yargılamalar” hakkında çok şey yazıldı-çizildi.

Yargılamadan ziyade tiyatroya benzeyen bu “duruşmalar” sonunda 15 idam “kararı” çıktı. Bu 15 idam kararının 4’ü tasdik edildi.

Tasdik edilen dört idamın 3’ü infaz edildi.

Biri Başbakan ikisi bakan olan isimleri herkes biliyor.

Bir kişinin idam cezası  infaz edilmedi.

İnfaz edilmeyen “idamlık”  Celal Bayar’dı.

Bayar’ın, 65 yaşından büyük olması sebebiyle infazın yapılmadığı söylenmekte.

Ancak arka planda başka “şeyler” iddia edilmekte.

Denilmektedir ki, Bayar’ın idamını engelleyen Kardinal Roncalli’dir.

Kim bu Roncalli?

Kardinal Roncalli ile Bayar’ın dostluğu, idam cezası almasından iki sene öncesine dayanıyor.  Belki de daha öncesine dayanıyor olabilir. Bunu bilmiyoruz.

Veya aynı “dünya görüşünü” paylaşıyor olabilir.

Roncalli 1958’de 23. John unvanıyla Papa olduğunda, Bayar tarafından Türkiye’de Vatikan temsilciliği açma müsaadesi  verilmişti.

Bu kardinal daha sonraki yıllarda “Türk dostu” olarak lanse edildi.

Demek ki “Türk dostuymuş ki,” İstanbul Şişli’de 2000’li yıllarda bir sokağın adı “Kardinal Roncalli” olarak değiştirildi.

Bu sokağın eski adı “Ölçek”.

Sokak adı değiştirilirken üstelik bir de “merasim” yapılmış. 

Yetmemiş, bu merasime Diyanet İşleri Başkanı da katılmış.

Daha da yetmemiş olacak ki dönemin Diyanet İşleri Başkanı (M. Nuri Yılmaz) “memnuniyetini” izhar “buyurmuş”.

Demiştim ya, bizim memleket böyle tuhaflıklarla doludur.

Şimdi dönelim, Yassıada “yargılamaları” meselesine:

23 Haziran 2020’de bu Yassıada kararları iptal edildi.

Mecliste alınan karar bütün partilerin ittifakıyla oldu.

Bu sevindirici..

Yassıada mahkemelerinin vermiş olduğu karar sebebiyle zarar görenlerin zararları tazmin edilecek.

Tazminat meselesine gelince:

Bu tazminatı hangi merci ödeyecek?

Hazine.

Hazine, kimin ait?

Millete…

Yani tazminatı millet ödeyecek…

Bu doğru mu?

Bence hayır.

Nasıl olmalı?

Hatalı kararı veren mercie rücu edilmelidir.

Yani, Yassıada Mahkemelerinde karar mercileri kimler ise bu tazminat onlara ödetilmelidir.

Bendeniz vatandaş olarak ve devlete vergi veren biri olarak itiraz ediyorum.

Hazineden ödeme yapılmasına razı değilim.

 

 

Yorumlar