1560 Defa Okundu

DUR ve düşün! Talip olduğun nedir?

Bu belirleyici bir sorudur zira neye talipsen sen osun aslında…

Ne olmak istiyorsun?

Nerede olmak istiyorsun?

Kimlerle olmayı diliyorsun?

Bunu hangi maksada bağlı olarak arzuluyorsun?

Bu ve benzeri sorular bizim hedef piramidimizi belirler. Bu sebeple çok mühimdir.

Mahatma Gandhi’ye ait olan hepimizin bildiği bir hatırlatma.

Söylediklerine dikkat et; düşüncelere dönüşür.

Düşüncelerine dikkat et; duygularına dönüşür.

Duygularına dikkat et; davranışlarına dönüşür.

Davranışlarına dikkat et; alışkanlıklarına dönüşür.

Alışkanlıklarına dikkat et; değerlerine dönüşür.

Değerlerine dikkat et; karakterine dönüşür.

Karakterine dikkat et; kaderine dönüşür

TALEBİMİZ öncelikle Hak olmalıdır. O’nun yüce kitabında bizlere ilettiği hakikatlerin tâlibi olmalıyız.

Talebimiz Rabbimizin kutlu elçisine olmalıdır. Fahr-i Kâinat Efendimizin kalbi yanık bir tâlibi olmaktan üstün bir pâye var mıdır, bilmiyorum.

Talebimiz manaya olmalıdır.

İlme, irfana, iz’ana…

Talebimiz inceliğe olmalı, rikkate, dikkate…

Kaba sabalıktan kurtulup zarif bir mümin olmak buradan geçmiyor mu?

TALEBİMİZ yanlış olursa ulaştığımız sonuçlar can yakıcı olur. Çağımızda en fazla yanıldığımız husus ne yazık ki, asla yanından geçmememiz gereken hususlara talip olmamızdır.

Çıkmaz sokaklarda avare dolaşmamız bundan değil mi?

İlaç diye yaramıza sürdüğümüz merhemlerin yaramızı daha fazla azdırması bize bunu hatırlatmalı değil mi?

TALEBİMİZ sahih olmalıdır.

Başka gayeler güdüldüğü aman ihlas sırrı zedelendiğinden istenen sonuçları vermeyeceği hatta tamamen tersi sonuçlarla karşılaşacağımız hatırdan çıkarılmamalıdır.

Kalbimizin imarı önceliğimiz olmalıdır.

YILLAR önce Afyon’un Emirdağı Karacalar Köyünde Âşık Yoksul Derviş’ten bir deyiş dinlemiştim ve içinde geçen şu cümleye çarpılmıştım. “Biz tüccar değiliz alıp satmayız.”

Yaptığım iç muhasebede ulaştığım sonuç sarsıcıydı: Çoğumuz tüccar olmuşuz.

Her şeyi ne yazık ki, alıp satıyorduk.

Daha doğrusu satmak için öğreniyorduk…

Dini çevreleri ve meclisleri hobi haline getirdiğimiz zamanlarda başlayan bu durum devam ediyor. Öğrendiklerimizden şifalanmak ve irfanımızı arttırmak yerine onu başka mecralarda nasıl pazarlayacağımızı düşünür olmuştuk.

TALİP olmuştuk evet, ama tâbi olmak için değil.

Oysa talep etmek, istemek “olmak” için olmalıydı. Kıvam bulmak, olgunlaşmak için…

Malum sahibi olmak, orada burada bilgi pazarlamak için olmamalı.

Tâbi olmak için talip olmadığımız her şey zamanla kalbimize pranga olabiliyor çünkü.

TALEBİMİZİN, talip oluşumuzun ne kadar sahih olduğu mühim bir mesele.

Tâbi olmayacaksak talip oluşumuzun anlamı nedir?

Kur’an’ı yaşamamızın merkezi hâline getirmeyeceksek eğer ona talebe olma arzumuzun kök nedeni nedir dersiniz?

İzinden yürümeyeceksek Efendimize muhabbet etmemizin diğer gizli amacını bulup çözümlememiz gerekmez mi?

Öğrendiğimiz ilmi pratiğe getirmeyeceksek âlim görünmenin diğer getirilerine mi acaba kendimizi çeldirmişiz?

Ârif olmayacaksak irfan arayışımız ne işe yarayacak?

Bizi sadece ağzı kalabalık bir insan olmaktan öteye götürmeyecek bu çaba hem beyhude hem de sorumluluk içermiyor mu?

Anlaşılıyor ki, sahih bir talebe ve güçlü bir tâbi oluşa ihtiyacımız var.

UNUTMAYALIM Kİ; talip olmak tâbi olmak içindir!

 

Yorumlar