212 Defa Okundu

Rifâiyye’de Âdap ve Erkân Dervişliğe Kabul

Mürşide intisap “biat” ve “mübâyaa” olarak isimlendirilmektedir. Mürşit ile mürit arasındaki bu antlaşma ve sözleşme, Rifâî tekkelerinde bir törenle gerçekleştirilmektedir. Mürşit, mürit adayına ilk olarak Allah’a tövbe ve bundan böyle isyanı terk ederek Cenâb-ı Hakk’ın katına dönmek niyetiyle abdest alıp Allah rızası için iki rekât namaz kılmasını söyler. Sonra mürşit kıbleye yönelmiş olarak huşû ve huzur içinde diz üstü seccadeye oturur. Mürit adayı da edep ve huşû ile dizleri şeyhin dizlerine temas eder ve bitişmiş bir şekilde, her türlü Nefsânî ve şeytanî vesvese ve desiselerden kalben tamamen uzaklaşmış bir halde şeyhin önüne diz çöküp oturur. Şeyh üç kere Fâtiha okur, ardından müridin elinden tutar ve Fetih sûresinin 10. âyetini okur. Müride hitaben Ubâde b. Sâmit’in rivayet ettiği şu hadîs-i şerifin önce Arapçasını, sonra Türkçesini okur. Peygamberimiz efendimiz, huzurunda ashaptan bir topluluk bulunduğu halde buyurdular ki: ‘Cenâb-ı Hakk’a asla şirk koşmamak, hırsızlık ve zina etmemek ve fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmemek; elleriniz ve ayaklarınız arasında zinadan olma bir çocuk getirmemek ve size emrettiğim güzel ahlâkta (maruf) bana muhalefet etmemek şartlarıyla benimle mübâyaa ediniz. Bu cihetlere kim vefa ederse, ecrini Cenâb-ı Hak ihsan eder. Bu yasaklanmış şeylerden biri herhangi birinize isabet eder o da bunu örterse, Cenâb-ı Hak dilerse onu affeder, dilerse cezalandırır.’ Hz. Ubâde de, ‘Biz de bunun üzerine mübâyaa ettik’ dediler. Yine Ubâde b. Sâmit’in rivayet ettiği diğer bir hadisin önce Arapçasını sonra Türkçesini okur. Gerek rahatlık (yüsr) gerekse zorluk (usr) halinde, gerek neşet gerekse sıkıntı (mekreh) halinde kendilerini talep edip itaat etmek ve nerede olursak olalım doğruyu söylemek ve Hak yolunda levmedicilerin levminden korkmamak üzere mübâyaa ettik dediler.” Sonra şeyh, “Siz de bu hadîs-i şeriflerin anlamına uygun olarak mübâyaa ediyor musunuz?” diye derviş adayına sorar. O da bu şekilde mübâyaayı kabul ettiğini ifade edince şeyh efendi, “Antlaşma yaptığınız zaman Allah’ın ahdini yerine getirin ve Allah’ı üzerinize şahit tutarak pekiştirdikten sonra yeminleri bozmayınız. Şüphesiz Allah yapacağınız şeyleri pekiyi bilir” (en-Nahl 16/91) âyet-i kerimesini okur ve derviş adayıyla birlikte üç defa istiğfar duasını tekrarlar. Sonra şeyh, sağ eliyle müridin elinden tutup ona anlamı şu olan sözleri söyletir: Bütün günah ve hatalardan Cenâb-ı Hakk’a ve Hz. Peygamber’e tövbe edip rücu ettiğime, Allah’ın ve resulünün emirlerine imtisale rağbet edeceğime, yasaklardan sakınıp Cenâb-ı Hakk’a inâbe edip ona tâatte gayret edeceğime, fukara ve biçarelerin hizmetine gücüm yettiği kadar koşacağıma, Allah yolunda önderimiz, efendimiz Seyyid Ahmed Muhyiddin Ebü’l-Abbas el-Kebîr el-Hüseynî er-Rifâî’nin dünya ve âhirette şeyhimiz olduğuna, itaat etmenin bizi topladığına, mâsiyetin bizi dağıttığına, Cenâb-ı Hakk’ı, melekleri, resulleri ve nebîleri ve halkından hâzır olanları şahit tutarım. ‘Ve Allah dediklerimize vekildir!’ (Kasas 28/28) der. Sonra şeyh “Ahit Allah’a ahit, el Resûlullah’ın eli ve bu biat Hz. İmam Rifâî’yedir” dedikten sonra, “Allah Teâlâ sağlam sözle iman edenleri hem dünya hayatında, hem de âhirette sapasağlam tutar” (İbrâhîm 14/27) âyetini okur. Sonra şeyh gözlerini kapayıp elleri dizleri üzerinde olduğu halde üç kere “lâ ilâhe illallah” ve dördüncüde “Muhammedü’r-resûlullah” der ve mürit de bu kelimeleri aynen tekrar eder.

Yorumlar