480 Defa Okundu

Seyyid Ebu’l Vefa kimdir: Vefâî geleneğine mensubiyeti yanında aynı zamanda Zeyniyye şeyhi olan Seyyid Velâyet’in isteği üzerine özetlenerek Menâkıb-ı Tâcü’l-ârifîn’de Seyyid Ebü’l-Vefâ adıyla Türkçe’ye çevrilen eserde belirtildiğine göre Ebü’l-Vefâ’nın soyu İmam Zeynel Abidin’e ulaşır. Babası Seyyid Muhammed, Irak’ta Zabala bölgesinde yaşamakta iken burada seyyidlerin uğradığı bir takibat yüzünden Kusan bölgesine kaçarak Benî Nercis adlı Kürt kabilesine sığınmış, bir Kürt kızı ile evlenmiş, Ebü’l-Vefâ 417’de (1026) burada doğmuştur. Ebü’l-Vefâ, Bağdat’ta başladığı tahsilini Buhara’da sürdürdü. Daha sonra Bağdat’a dönüp Irak’ta dönemin en büyük şeyhlerinden biri olarak tanınan Ebû Muhammed Abdullah b. Talha eş-Şenbekî ’ye intisap etti. Şeyhi ona vefa ve sadakatinden dolayı Ebü’l-Vefâ unvanını verdi. Ebü’l-Vefâ sülûkünü tamamlayıp icazet aldıktan sonra irşad faaliyetine başladı, dönemin en önemli şeyhleri arasında yer aldı. Halifeleri vasıtasıyla Irak ve Suriye’de geniş bir sahaya yayıldı; ardından Anadolu’da faaliyet göstermeye başladı. Ebü’l-Vefâ’nın halifelerinden üçünün “Kürdî” mahlasıyla anılması şeyhin Kürt aşiretleri arasındaki etkin nüfuzunu ortaya koyar.Tarikatın Anadolu sahasındaki tesirini Elvan Çelebi’nin Menâkıbü’l-kudsiyye’si, Âşıkpaşazâde’nin Târih’i ve bazı arşiv belgeleri sayesinde nispeten daha kolay takip etmek mümkündür. Ancak bu bilgiler de Ebü’l-Vefâ dönemine ve hemen sonrasına ait değildir ve yaklaşık yüzyıl sonra yaşadığı tahmin edilen, belki de Anadolu’daki en önemli temsilcisi Dede Garkın ve halifelerinin faaliyetleriyle sınırlıdır. Muhtemelen Moğol istilâsı yüzünden kaçarak Anadolu’ya gelen Dede Garkın ilk defa Maraş-Elbistan civarına yerleşti. Menâkıbü’l-kudsiyye’de her ne kadar Allah’ın rahmeti onu gark ettiği için Garkın adını aldığı söylenmekteyse de (s. 9-13) bunun mensubu bulunduğu Türkmen boyunun adından geldiği bellidir. Dede Garkın, Ortaçağ Anadolusu’ndaki pek çok benzeri gibi hem aşiret reisi hem de bir dinî lider hüviyetindedir. Vefâiyye’nin Anadolu’nun bilhassa kırsal kesimlerinde yayılmasında büyük katkısı bulunan Dede Garkın, göçebe Türkmen dervişlerine karşı yakınlığıyla bilinen Sultan Alâeddin Keykubad’ın takdirini kazandı, sultan onu bizzat ziyaret etti ve kendisine on yedi köy vakfetti (Elvan Çelebi, s. 8-9). Dede Garkın, Çelebi Sultan Mehmed devrine ait 821 (1418) tarihli bir belgede yer alan silsilenâmede Vefâiyye’nin Garkıni’ye kolunun kurucusu diye gösterilmektedir. Bu belgedeki şahsiyetlerin Garkınî nisbesini taşımaları ve bu durumun Dede Garkın ocağına mensup dedelerin elindeki siyâdetnâmelerde de tekrarlanması böyle bir tarikatın varlığını ortaya koymaktadır (Ocak, Ortaçağ Anadolu’sunda, s. 55). Dede Garkın, Anadolu’nun güneydoğusunda büyük bir nüfuz kazandı. Göksun, Hısnımansûr, Malatya ve Mardin’de kendisine nisbet edilen zaviyeler mevcuttur. Birkaç yerde ona nisbet edilen kabirler bulunmakla birlikte Mardin Dedeköy’deki türbenin asıl mezarı olması kuvvetle muhtemeldir. Osmanlı döneminde şeyhin adını taşıyan çok sayıda zaviyenin varlığı bu zaviyelerin bazılarının XV. yüzyılda halen faal olması tarikatın kırsal kesimdeki etkisini göstermektedir. Ayrıca günümüzde Dede Garkın’a bağlı bir Alevî ocağının bulunduğu bilinmektedir. Vefâiyye, Anadolu’da daha ziyade Dede Garkın’ın halifeleri vasıtasıyla yayılmıştır.

 

Yorumlar