1520 Defa Okundu

ÇOĞU kişi onu Barbaros diye ünler. Ama ikinci bir ismi daha var: Hilkat.

Ben Barbaros ismini tercih edenlerdenim. Sanırım aile daha çok diğer isimle sesleniyor.

Barbaros Hayrettin Paşa’yı Avrupalılar malum olduğu üzere kızıl olan sakalına vurgu için bu şekilde tarif ediyordu.

Bu açıdan bakıldığı zaman Barbaros iki kere Barbaros’tur.

Bende kısmen öyleyim.

Saçlar koyu kumral olmayı sürdürürken sakal kızıla boyanmış gibidir.

KIRK KANDİL nedir diye sormayın.

Barbaros Hilkat buna gençliğini vermiştir.

Bu uğurda koşturmuştur.

Ki, hâlen de aynı eylemi canla başla yapmaktadır.

O, bu yayınevinin her şeyi olma yolunda ant içmiştir.

Babası Mustafa Özdamar bu kandillerin içindeki aydınlatan zeytinyağı mesabesindeyse evlat Hilkat Barbaros ise o kandilleri uyandırandır.

Işıtması için ortam hazırlamaya çalışandır.

Esen sert rüzgârlara karşı onu korumaya çalışan bekçisidir.

Işığını daha güçlü verip yayabilmesi için planlar, programlar yapandır.

Yeri gelince hamalıdır.

Vakti böyle gerektirdiğinde de patronudur.

Ama en çok hamalıdır.

Zira kitap işleri böyledir.

Dışarıdan bakıldığında farklı görünebilir ama işin ayrıntılarına inildiğinde emek kısmı kişiyi daha fazla meşgul etmektedir.

METİN önce yayınevine dosya hâlinde gelir.

Yazara göre bu kitaptır ama yayınevi editör ve sahiplerine göre henüz dosyadır.

Toprağa atılmak üzere hazırlanmış bir tohumdur.

Henüz dizgi işi vardır.

Tasarım kısmı beklemektedir.

İçeriğe göre çalışılan farklı ressamlardan alınıp karar verilmesi gereken kapak eskizleri vardır.

Daha sonra bunların basılması, kırılması, katlanması, harmanlanması ve ciltlenmesi gibi süreçler beklemektedir.

Sonrasında raflara çıkma hazırlığı…

Ve diyeceksiniz ki, raf mı kaldı?

Doğru sorudur evet, ama her sıkıntı içinde kendi imkânını taşır ve yayıncılarda yaşanan mevcut pandemi durumuna çözümler geliştirmeye çalışmaktadırlar.

Yani zaten zor olan yayıncılık ikinci bir güçlük çemberiyle kuşatılmıştır.

İşte Barbaros Hilkat Özdamar tüm bu aşamaların bizzat içinde yer alan yayıncılığın hem görünen hem görünmeyen kahramanlarındandır.

YAYINCILIK bir organizasyon işidir.

Bunun öncesindeyse bir öngörme yeteneğidir.

Gelen dosyayı önceden hayal edebilmeyi gerektirir. Kızını gelin edecek bir babanın rikkati ile her safhayı en ince detayına kadar düşünmek, tasarlamak ve planlamak zorundadır.

Güvenmediği, inanmadığı dosyalar da gelir masasının üzerine.

Ancak kaleme alan kişi metne inanmıştır, emek çekmiştir.

Bu nevi dosyaları yazarını kırıp dökmeden ustaca bir söz mahâreti ve ikna gücü ile geri çevirip iade etmelidir.

Bu zor bir iştir gerçekten.

Kişi inanmak istemez, direnir. Yayınevinin mevcut bazı kitapları ile kıyaslama işine girişir hatta.

Böylece uzar gider.

Oysa yazar için tamamlanmamış, olgunlaşmamış bir metnin yayınlanmaması ilerisi için önemli bir avantajdır ve yayınevi sahibi düşüncelerini açık ve net bir tarzda iletmek sûretiyle bir nevi kendisine ücretsiz danışmanlık hizmeti vermektedir.

Ve aslında teşekkür etmelidir.

İşte Barbaros Özdamar Kırk Kandil Yayınları için tüm bu anlatılan safhaların takipçisi, uygulayıcısıdır.

YAYINEVİNİN kitaplarının ağırlık merkezi Mustafa Özdamar’a ait olanlardadır.

Baba müellif, evlat yayıncıdır.

Güzeldir aslında. Her iki taraf açısından da daha az kriz sebebidir.

Bilmiyorum, uzaktan göremediğimiz başka dengeler de söz konusu olabilir.

MUSTAFA ÖZDAMAR okunması gereken bir yazardır.

İslam ahlakının sadece anlatıcısı değil aynı zamanda en iyi uygulayıcıları olarak bildiğimiz tasavvuf büyüklerine ait kaleme alınmış muhteşem metinlerdir bu kitaplar.

Kütüphanenizde ve elinizin altında sizin fıtratınıza uygun muhakkak bir Kırk Kandil mührünü taşıyan kitap vardır.

Ben üstadın tüm eserlerini edindim ve okudum.

Hatta hediye ettiğim için zaman zaman kütüphanede eksilen kitapları yeniden temin ederim.

“MECZUPLAR” kitabı benim ilk dikkatimi çekenlerdendi.

Döne döne okumuş ve bazı bölümlerini de dostlarımla keyifle paylaşmıştım. Yine “Ladikli Ahmet Ağa” kitabı en lezzetle okuduklarım arasına hızla girmiş beni çepeçevre sarmıştı.

Elimdekini bir şekilde kaybettiğimden yeni basımını hasret ve ümitle beklediğim diğer iki kitap “Şıh Hasan Sarı Baba” ve “Harputlu Kemal Efendi” kitapları idi.

Liste bunlarla sınırlı değil elbette, bazılarını dikkatinize sunmak isterim.

Abdülkadir Geylani, Gönenli Mehmet Efendi, Ağlar Baba, Celal Hoca, Nureddin Cerrahi ve Cerrahiler, Hacı Üveyszâde, Süleyman Hilmi Tunahan, Hz. Rabia, Mahir İz Hoca, Mehmed Zâhid Kotku, Ramazanoğlu Mahmut Sami Efendi, Şah-ı Nakşibend, Şevket Baba, Yaman Dede, Abdülhay Efendi, Ahmed Gazâli, Ahmed Sarban, Ehl-i Beyt, Aziz Mahmut Hüdai, Ahmed Kuddusi, Emir Sultan, Eşrefoğlu Abdullah Rumi, Habîb-i Hüda, Hasan Sezâyi, Hüsameddin Uşşâki ve Uşşâkiler, Hz. Mevlana, Hz. Şems, İsmail Maşûki, İbrahim Aksarayi, Mehmet Muhiddin Üftâde, Neyzen Tevfik, Niyazi Mısri, Pîrân, Ümmi Sinan, Sinan Ümmi, Seyyid Seyfullah, Veysel Karani, Yunuslar Deryası, Nazlar Niyazlar, Hasbahçe, İbni Arabi, Tasavvufta Temel Kavramlar.

Tümünü dile getirmek elbette bu sütunun hacmini aşar.

Dilerseniz  http://kirkkandil.com adresinden ayrıntılı bir inceleme yapabilir dilediğiniz kitapları internet kitap satış sitelerinden sipariş edebilirsiniz.

Yolunuz eğer Cağaloğlu’na düşüyorsa benim gibi ziyaret etmeyi de tercih edebilirsiniz. İşte iletişim bilgileri: Alemdar Mah. Çatalçeşme Sok. Üretmen Han No:29/104 Cağaloğlu / İstanbul

Telefon: 0212 513 16 92 GSM: +90 535 420 03 03 E-Mail: bilgi@kirkkandil.com

CAĞALOĞLU’NA her gidişimde muhakkak Kırk Kandil Yayınlarına uğrarım.

Hem eski zamanlarımı yâd eder hem de Barbaros Özdamar ile iki lafın belini kırarız. Tazelenen çayların buharı ile muhabbetin buğusu buluşur.

Söz yumağı açıldıkça açılır. Muhabbet kazanı kaynadıkça kaynar.

Ve biz bundan hep mutlu olur memnun kalırız.

Söz bir vesile ile muhakkak Barbaros’un validesi benim gözüm ve gönlümde günümüzün şefkat velîyelerinden olan Behiye Anne’ye gelir. Selamlar bırakılır, dualar edilir.

Zaman zaman Whatsapp mesaj kutuma Konya’nın o tatlı üslûbu ve Behiye Anne’nin nefesiyle üflediği bir kelime düşer: “Guzuumm”

Mesajın gerisi vardır ama ben bu kelimeyi her defasında tekrar tekrar okurum diğer kısma geçmeden…

“Guzuumm.”

Çok doğal gelir bana… Sahici. Sıcak. Kuşatıcı.

Kim bilir, sevdiklerime en sık kullandığım “Kuzum” kelimesi ondan bana miras.

Vurguyu onun gibi yapamıyor olsam da…

Bana “Guzuumm” diyen Behiye Sultan’ı, kuzuları Barbaros Hilkat’i, Vedat Sacit’i, eşlerini, evlatlarını ve muhteşem babaları olan üstat Mustafa Özdamar’ı buradan selamlıyorum.

Ya Selâm!

Yorumlar