5624 Defa Okundu

Bu günlerde “kaşınmak” kavramı zihnimi kurcalıyor.

Lügate baktım, şöyle karşılık verilmiş: “Kendi kendini kaşımak, kötü bir karşılık gerektiren davranışlarda bulunmak”.

Her memlekette  “kaşınanlar” olabilmektedir.

Mensup olduğumuz İslam’da bazı kavramlar var. 

Mesela bunlardan biri “farz-ı kifaye’dir”.

Yani, bir Müslümanın ifa etmesiyle diğerlerinin üzerinden düşen sorumluluğa “farz-ı kifaye” denir.

Diyelim ki, birisi toplumun müşterek değerlerine saldırıyorsa “kaşınıyor” demektir.

 “Saldırı” nasıl olabilir?

Mesela biri “ben dindar değilim, itiraf ediyorum” dese. 

Aynı kişi itikadî meselelerle ilgili ahkâm kesmeye kalkışsa…

Ahkam keserken bir sürü  çam devirse…

Ve bu  “devirdiği çamları” işin mütehassısları tarafından kendine  ifade edilmesine rağmen pişkin pişkin  hiçbir şey olmamış gibi devam etse…

Bu vasıftaki insanların yaptığına “kaşınma” demezler mi?

Tecrübe sabittir ki, bir kişide fetö  bulaşığı varsa mutlaka onda arıza vardır.

Velev ki, fetö ile  kavgası olsa bile…

Şu lafa bakar mısınız?

“Ben dindar değilim, itiraf ediyorum”.

Öyleyse nesin, sen?

“Dinci misin?”

15 Temmuz darbe teşebbüsüyle ortaya çıkmıştı bazılarının “dinci” oldukları.

“Bazıları”, bu “dincilerin” Türkçe olimpiyat maskaralıklarına göz  yaşları içinde iştirak ederek  “ne mal” olduklarını 15 Temmuz darbe teşebbüsünden 15 gün sonra “anlayabilmişlerdi”.

Bu arızalı yapıdan beslenmiş birileri  “ben dindar değilim” diyerek Müslüman Türk gençliğini zehirlemek emelinde.

Elbette herkes cibilliyetinin iktizasını yapacak.

Bize düşen de insanlarımızın “zehirlenmemesi” için elimizden geldiğince tedbir olmak.  

İşte, “kaşınanı” kaşımak derken kast ettiğimiz budur. 

Demiştim ya, “kaşımak” fiili farz-ı kıfayedir, bu yönüyle.

Kendi kendini “kaşıması” gerekiyorsa, o başka.

Kafasında muhayyel bir genç uydurmuş  konuşturuyor, birileri…

Şu lafa bakınız:

“Tıkır tıkır yapıyorlar farzları”…

Kendince ironi yapıyor “dindar olmayan” arkadaş.

Allah’ın emrini yerine getirmeyi “tıkır tıkır” ifadesiyle istihza ediyor …

Senin farzları yerine getirip getirmemekliğin sana aittir.

Ama gençliği fetö tipi dinler arası sapıklığa yönlendirmek konusunda meydanın boş olmadığını bilmekte fayda var.   

Ne demek “farzları tıkır tıkır yerine” getiriyor?

Farz demek Allah’ın emri değil mi?

Her Müslüman Allah’ın emrini yerine getirmekle mükellef değil mi?

Sen, Allah’ın emirlerini yerine getirmiyor olabilirsin.

Bu senin tercihindir ve sonucuna katlanırsın.

Müslüman gençleri niye deistliğe teşvik ediyorsun?

Diyor ki, bu “dindar olmadığını itiraf” eden arkadaş:

“Tıkır tıkır farzları yerine getiriyor. Ama niye ki? diye sorgulaması yok”.

Dedim ya, tam fetöcü tip….

Sorgulama nasıl yapılır?

İtikadî meselelerde soru nasıl, kime ve ne şekilde sorulur?

Neyi sorgulayacak, namaz kılan genç insan?

Sabah namazının niye iki rekât olduğunu mu?

Neyi sorgulayacak?

Müslüman bir gencin ibadetlerini samimiyetle yerine getirmesini “Tıkır tıkır farzları” yapıyorlar diye alay etmek, tam bir deistlik tuzağı.  

Sen “tıkır tıkır” dincilik yapıyorsun.

Hayli “Müslümanlık” satışı yapmışsın, anlaşıldığı kadarıyla….

“Sünnetleri kıl kadar ihmal etmiyorlar” diyor, sünnet hassasiyetleri olan insanlara…

Tam bir Afganici,

Tam bir Abduh tipi…

Tuhaf şey..

Sen, bu milletin gençliğine namaz kılmalarını tavsiye ederken “sünnetsiz” olmalarını mı istiyordun?

Ne demek “sünnetleri kıl kadar ihmal etmiyorlar?”…

“Kaşınmak” değil midir bu?

Bakınız beyefendi!

Biz hasbelkader Türk milletine aidiz ve hamdolsun Müslümanız.

Biz Türklerin diğer Müslümanlardan bir farkımız vardır; Biz Türk milleti olarak bin sene İslam’ı temsil etmek şerefiyle müşerrefiz.. Bunun yarısı fahri yarısı resmidir.

Biz, Türk milleti olarak sünnetler konusunda hassas bir topluluğuz.  

Kur’an-ı Kerim’in hem kendine hem de manasına hürmet ederiz.

İran tipi veya Suudi tipi bir İslam anlayışı bizde olmaz.

Ehl-i sünnet anlayışında olan Türklerden  “dinci” çıkmaz.

Fetöcü veya benzeri  yapılar zemin bulamaz.

Dinler arası diyalog kepazeliğine “sünnetleri harfiyen yerine getirenler”  bulaşmaz.

Türkçe olimpiyatlar maskaralığına farzları yerine getirenler düşmez.  

Bu milletin samimi ve dinini yaşamaya çalışan gençliğine musallat olanlar belalarını bulur.

“Kaşınanları da” kaşıyan olur.

Dinini  yaşamaya çalışan her samimi Müslüman vatanını, bayrağını sever. İman ile vatan sevgisini taşır kalbinde.

“Dindar olmadığını itiraf edenler” gençliğimizi deizme teşvik ededursun bu ülkenin samimi ve sessiz milyonları sevgili peygamberimizi ve onun güzide eshabını referans alır/almaktadır.

Her topluluktan yanlış insanlar çıkabilir/çıkabilmektedir.

İstisnalar kaideyi sadece bozmaz aynı zamanda güçlendirir.

Sevgili peygamberimizin tarif ettiği ehl-i sünnet anlayışı insanı ve insanlığı değil kriptoyu reddeder.

Müslüman görünüp insanları sapıklığa götürenlere dikkat çeker Ehl-i sünnet anlayışı.

Medeni insan olmayı idealize eder Ehl-i sünnet anlayışı.

Deist olmayı  idealize etmez, Ehl-i sünnet anlayışına sahip olan bir Müslüman.

Ama  biri “dindar olmadığını itiraf” ediyorsa ve aynı zamanda çalakalem itikadî meselelerde ahkam kesmeye yelteniyorsa;

Ya deisttir veya dincidir.

Ya da fetö bakiyesidir.

Başka bir ihtimal var mı?

Kişinin “dinci” olması veya “dindar olmaması” kendi tercihidir.

Müslüman olup olmaması da öyledir.

Fakat “dindar olmadığını itiraf” edip insanlara Kur’an-ı Kerim tefsiri yapması tuhaf değil mi?

Şeytanın meleklerin hocası olduğunu biliyoruz.

Dolayısıyla herkesin tercihi kendine aittir.

Medeni olmak esastır.

Ya olduğun gibi görünmek  veya göründüğün gibi olmak temel prensiptir.

“Dindar olmadığını itiraf” eden birinin İslam’dan bahsetmesi, müsteşriklerin Müslümanlığına benzer.

Son 200 yıldır hayli Lawrence’ler faaliyet gösterdi bu mübarek topraklarda.

Fetö kepazeliği yaşamış ülkemizde bunlar bize ders olmalıdır.

“Kaşınmamak” lazımdır.

Müslüman bir gencin Kur’an-ı Kerim’i yüzünden okuması, alay konusu yapılamaz. Ebu Cehil tipleri veya fetö benzerleri Kur’an okuyan ve Kur’an ahlakıyla ahlaklanmak isteyenlerle dalga geçmesine milletimiz müsaade etmez/edemez.

Herkes haddini bilmelidir.

Kur’an-ı Kerim’i yüzünden okuyan bir nesilden, simalarından Kur’an-ı Kerim okunan bir nesil yetiştiren ehl-i sünnet kuruluşları her devirde vardı ve kıyamete kadar var olmaya devam edecektir. 

Müşterek değerlerimize dokunulduğunda hepimiz rahatsız oluruz.

Millet olarak bin yıldır bu coğrafyadayız.

Millet olmanın temel çimentolarından biri ehl-i sünnet anlayışıdır.  Bu anlayışın temel unsurlarından biri sevgili peygamberimizin izinden gitmektir.

Sevgili peygamberimizin izinden gitmek isteyen samimi Müslüman gençlere “sünnetleri kıl kadar ihmal etmiyorlar” şeklinde istihza etmeye kimsenin hakkı ve haddi olamaz.

Herkes haddini bilmelidir.

Türk milletinin tarih boyunca büyük devletler kurmasının temelinde, sevgili peygamberimize gösterdikleri emsalsiz hürmetin bereketi vardır.

Bu tür “dinci” ve “dindar olmadığını itiraf eden” kişi ve çevreler, milletimizin gençliğine yakın tarihte musallat olmuşlardır.

Gençliğimiz hedefine kilitlenlenmelidir.

Nezaketli, letafetli, kendinden emin ve inancını samimiyetle yaşamaya çalışan gençliğimiz yoluna devam etmektedir/etmelidir.

Öyleyse niye bunları yazdım?

Şundan dolayı:

Mecelle kaidesidir,  def-i mefasid, celbi menafiden evladır.

Son söz: Önemine binaen tekrar edelim: Milletimizin büyüklüğü sevgili peygamberimize ve onun güzide eshabına olan emsalsiz hürmetinin bereketiyledir.

Müslüman mahallesinde salyangoz satışı yapmaya kalkışılmamalıdır.

Bilmem anlatabildim mi?

Yorumlar