2092 Defa Okundu

Güney Kafkasya yine karıştı. Yeni hareketlenmeler ve gelişmeler yeni dizaynlara gebe. Türkiye açısından baktığımızda yeni olaylar, olumlu sonuçlar doğuracaktır. Çünkü artık 90'lı yılların Türkiyesi yok.

Soykırımcı, işgalci ve istilacı Ermenistan 12/07/2020 tarihinde işgal altında tuttuğu ve Azerbaycan'a ait Dağlık Karabağ bölgesinin dışında, Azerbaycan'ın Toğuz bölgesinde Azeri askeri üs (cephe) noktaları ile sivil yerleşim bölgelerine saldırılarda bulundu. Bu saldırılarda 11 Azerbaycan askeri şehit oldu. Türkiye'nin ciddi bir şekilde siyasi, askeri, stratejik olarak desteklediği, tek Millet iki Devlet politikasının karşılıklı olarak yürütüldüğü Azerbaycan'ın Ermenistan'a karşı başlattığı karşı saldırılarda ise top atışları ile SİHA bombalamalarında Ermeni askeri noktalarında ve cephe hattında 110 Ermeni askeri öldürüldü.

29/07/2020 tarihinde Azerbaycan Nahçıvan bölgesinde Türkiye'den 10 bin askeri personelin ve F-16'ların katıldığı, dosta güven düşmana korku salan, Türkiye ve Azerbaycan ortak kara ve hava tatbikatı başlatıldı. Bu tatbikatı, bölgede Türkiye ve Azerbaycan'ın düşmana ve onu besleyen emperyal güçlere çok ciddi bir mesajı olarak okumak mümkündür.

Peki bu saldırıyı, Ermenistan açısından baktığımızda açlık ve yoksullukla boğuşan, sefalet içindeki 3 milyonluk bir ülkenin gerçekleştirmesi mümkün mü? Tabiki hayır. Çünkü saldırının yapıldığı bölge çok stratejik bir mevkii. Azerbaycan'ın Gürcistan üzerinden Türkiye ile kara yolu, demir ipek yolu, Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattı ve TANAP doğalgaz boru hattı bağlantısının yapıldığı, bütün bu hatların geçiş güzergahının bulunduğu bir bölgedir. Hedef buralara hakim ve yakın olan Azerbaycan topraklarının ele geçirilmesi, istenildiği zaman bu hatlara saldırı yapılabilmesi ve Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ulaşım, enerji ve karayolu bağlantısının kesilmesidir. Peki bu durum kime ve neye hizmet edecektir? Tabiki Ermenistan ve Rusya'ya. Ermenistan ve Rusya'nın Güney Kafkasya ve Türkiye üzerindeki karanlık emellerine. Yani bu saldırı Ermenistan'ın imkan ve boyunu aşan bir saldırıdır. Arkasında Rusya vardır.

Bilindiği gibi Orta Asya, Kafkaslar, Balkanlarda ve İran'da tarih boyunca Türkiye'nin en büyük düşmanı ya da rakibi Rusya'dır. Bu bölgelerde Rusya zaten hep vardı ve şimdide var. Tarih boyunca Deli Petro'dan bu yana sıcak denizlere (Akdeniz) inme hayali güden Rusya, günümüzde ise hedefini büyük oranda gerçekleştirdi. Rusya İran'da, Kuzey Irak'ta (Barzaniler), Suriye, Libya'da var, buralarda çıkar ve menfaat oluşturma ve yerleşme emeli yürütmektedir. İran'da, Kuzey Irak'ta, Suriye'de, Libya'da Türkiye'nin karşısında yer alan Rusya Ermeni saldırısında da kendisini gösterdi, burada adeta neler yapabileceğinin mesajını vermek istedi.

Rusya açısından taktik stratejinin Suriye'de ve özellikle Libya'da Türkiye karşısında gerilemesine ve sıkışmasına karşılık Türkiye'ye üçüncü bir cephe açmak, baskı uygulamak olduğunu görmemek olanaklı değildir. Ancak Türkiye karşıtları ve emperyal güçlerin, buna Rusya da dahil, Güney Kafkasya bölgesi ve diğer bölgelerde kazanmaları, istedikleri gibi at oynatmaları mümkün değildir. Çünkü bütün bu bölgelerde siyasi, diplomatik, ticari, ekonomik, enerji, askeri, tarihi ve sosyolojik vb. alanlarda Türkiye'nin belirleyici olma imkan ve kabiliyeti son derece artmıştır. 15 Temmuz 2016  tarihinden bu yana saha ve coğrafya gerçeklikleri bunu bariz bir şekilde göstermektedir. Artık ne Türkiye eski Türkiye ve 90'ların Türkiye'sidir, ne de Azerbaycan eski Azerbaycan ve 90'ların güçsüz ve acemi Azerbaycan'ıdır. Uluslararası konjonktür artık çok değişti ve şartlar Türkiye ve Azerbaycan'ın lehinedir.   

25/10/2013 tarihinde yazdığım ve 16/07/2017 tarihinde İstiklal Gazetesinde yayınlanan Osmanlı'da ve Türkiye'de Ermeni Sorunu başlıklı makalemde, sorunun çözümü bağlamında soykırım iddiaları ile Azeri topraklarının işgali çerçevesinde her üç Ülke arasında müzakere ve diplomasi yoluyla sınırların ve haritaların yeniden ele alınması ve nihai barış anlaşmasına gidecek bu yolda Türkiye'nin, Ermeni işgali altındaki Dağlık Karabağ bölgesinde Ağdam ve Laçin hattının kuzeyinin Ermenistan'a, bu hattın güneyi ile İran sınırına kadar uzanan Ermenistan bölgesinde Kapan ve Kajaran hattının güneyinin Azerbaycan'a bırakılması ve yeni sınırlara göre nüfus mübadelesi yapılması yönünde teklifte bulunması gerektiği hususunu ifade etmiştim.

Bu hususlar Türkiye Hariciyesi tarafından çok ciddi bir şekilde değerlendirilmeli ve masaya yatırılmalıdır.

Peki Türkiye bu tablo karşısında ne yapmalıdır?

Şartlar  ve güç dengesi çok değişti. Türkiye ve Azerbaycan askeri olarak çok güçlendi. Korona virüs salgını sürecinde ABD, Avrupa, Rusya çok ciddi kayıpta. Adeta ekonomik, sosyolojik, sağlık, sosyal güvenlik, psikolojik, milli güç unsurları  bakımından çöküntü içindeler. Petrol fiyatlarındaki düşüş, doların uluslararası rezerv para olma gücü kaybetmesi, Türkiye ve Avrupa'nın doğalgaz ve enerji çeşitlendirme, alternatif kaynaklar bulma imkan ve ihtimalleri söz konusu emperyal güçleri son derece olumsuz etkilemekte ve etkileyecektir.

Başından beri sözde Ermeni soykırım iddiaları, Azerbaycan'daki Ermeni işgali, Dağlık Karabağ soykırımı bağlamlarında Türkiye ve Azerbaycan tarihi belgeler, uluslararası hukuk, meşru savunma, egemenlik ve toprak bütünlüğü bakımından son derece haklı. Bu haklılığın gereğinin sağlanması için tek eksik vardı, o da askeri güç. Artık askeri güç dengesi Türkiye ve Azerbaycan'dan yana!

Yapılması gerekenler, birincisi öncelikle diplomasi ve uluslararası konjonktür ve güç dengelerini gözetmek, ikincisi derin, tarihi ve kültürel bağlar geregi stratejik ali menfaatlerinin ışığında, dost ve kardeş Azerbaycan'ın siyasi birliği, toprak bütünlüğü ve egemenliğinin sağlanması amacıyla işgal edilmiş toprakları geri almak ve parçalanmış Azerbaycan toprakları arasında mutlak kara bağlantısının ve toprak bütünlüğün gerçekleştirilmesi hedefiyle karadan ve havadan askeri harekat gerceklestirmek, üçüncüsü de Azerbaycan'da işgal ve istilanın sonlandırılması ile mutlak karasal toprak bütünlüğünün gerçekleştirilmesini, meşru müdafaa hakkının kullanılmasını Azerbaycan ile birlikte uluslararası platformlarda ve kuruluşlarda aktif bir şekilde anlatmaktır.

 

Azerbaycan ana karası ile Nahçıvan arasında kara bağlantısının sağlanması ne kazandıracak?

Bu aşama tarihi, ezelden ebede çok stratejik bir hedefin gerçekleştirilmesi anlamına gelecektir.

Bu aşama Türkiye ile Azerbaycan ve Orta Asya Tük Devletleri ile doğrudan ve kesintisiz ya da Hazar Denizi üzerinden bağlantı kurulması sonucunu doğuracaktır.

 

Bütün bunları, Türkiye ve Azerbaycan ortak olarak yapmaya kudret, imkan ve kabiliyeti mutlak surette, günümüzde artık, mevcuttur.

Önümüzdeki yıllarda ve süreçte şartlar olgunlaştığında, vakti ve saati geldiğinde, söz konusu hedeflerin gerçekleştirilmesi Allah'ın izniyle kaçınılmaz olacaktır.

Saygı ve selamlarımla...   

Yorumlar