1212 Defa Okundu

Pandemi sürecini kısmen geride bırakıp açık hava cumasını kıldığımız bugünlerde büyük bir elhamdülillah çıkmalı ciğerlerimizden yukarıya!

Cumanın açık havada kılınması konusunda her ne kadar kimse izlememiş olsa da benimle aynı ismi taşıyan Youtube kanalımda ve sosyal medya hesaplarımda ağzıma geleni söyledim. Yanlış anlaşılmasın, Cuma namazının açık havada kılınacak oluşuna değil bu ağzıma geleni söylediklerim.

Salgının kontrol edilebilir hale geldiğine inandığımız bugünlerde, Cuma namazının açık havada kılınma zarureti, bana bir kez daha doğayı ve mimariyi ne kadar yanlış manalarla tükettiğimiz hakikatini şak diye vurdu.

Tarihi camilerin ihlal edilemez avluları hariç, herhalde son dönem camilerin kullanılabilir dış alanı neredeyse yok. Çünkü genellikle ibadethane yapıp eser bırakmak yerine inşaat yapıp müteahhitlik müessesesini ihya ediyoruz.

Bu cümlelerim güncel üstüdür. Herkes üstüne alınsın ancak kimse bu laf bana mı diye yersiz bir tepki göstermesin. Kullanılabilir ve vakit geçirilebilir geniş avlulu camilerimiz olsaydı ve sağda solda kimin el koyduğu belli olmayan namazgâhlarımızın tamamı bilinir, görünür ve kullanılır halde olsaydı, bu pandemi sürecinin son bulmasına çeyrek kalmış şu günlerde belki daha kolay, daha rahat, daha mutlu olacak ve kendimize iltifat edecektik.

Ecdada rahmet okuduktan sonra tabi. Bize namazgâh ve sahra mescidi dediğimiz bu iki kavramı büyük puntolarla hediye eden ecdadın mirasını geliştirerek, genişleterek devam eden büyük yürekli ve beyinli torunları olacaktık. Olmadı…

Peki ne yapalım arkadaş, ne demeye çalışıyorsun, diye soracağınızı varsayarak şunları ifade etmek isterim; Namazgâh fikri ve tavrını yeniden ihya edelim. Hem hala yok edilmemiş veya gözümüzün önünde yok olmamış olanları kurtararak hem de bundan sonra yapılacak camilerimizin, mescitlerimizin yeşil gölgelik olmakla birlikte bir namazgâhı da olması zaruretini aklımızdan çıkarmayarak.

Eğer biz herhangi bir konuyla alakalı beklenti ve taleplerimizi en doğru, sakince ve sağlam bir zeminde ifade edersek illaki birileri bu gerçeği görecek ve hem unutulmuş namazgâh kültürümüz ihya edilecek, ihmal edilenler kurtarılacak hem de yenileri gerektiği kadar inşa edilecektir.

Tabi ki mümkünse betonla değil! Zaten namazgâh dediğimiz kısa bir duvar ve mihrap, yer de taş zemin. Bence işimizi betonsuz çözebilecek donanımdayız.

Hususi bir ricamı da ifade edeyim.  Bu yazıyı okuyan ve teklifi, eleştiriyi onaylayan kıymetli okuyucularım; buradaki kaygıyı sosyal medya hesaplarınızda paylaşma nezaketini gösterirseniz namazgâh kültürümüz ve gündemimiz adına mutlu olurum.

Bu yazıyı okumanız mutlu olmam için yeterli, yanlış anlaşılmasın. Sadece, bu derdi daha fazla kişiye ulaştıralım kaygısındayım.

Yorumlar