ÇÖKÜŞ

Yaşadığımız coğrafya binlerce asırdır tarihinde benzerini görmediği bir çöküş yaşıyor. Toplu bir yıkım ve çöküş ile karşı karşıyayız. Coğrafya çöküyor, haritalar çöküyor, devletler çöküyor, toplum çöküyor, ekonomi çöküyor,siyaset çöküyor, sosyoloji çöküyor, felsefe çöküyor, kültür çöküyor, aileler çöküyor ve bunlarla beraber çöken psikolojiler…

Tarifi nâmümkün bir haleti ruhiye içinde deveran ediyor tarih bu coğrafyada…

Sahada olayları gözlemlediğinizde veya kısaca haberlere şöyle bir göz gezdirdiğinizde dahi, bu toplu çöküşü çok basit bir şekilde müşahede edebilirsiniz. İç ve dış savaşlar sonrası harabeye dönmüş şehirler, iktidarları için halklarını kıyımdan geçiren diktatörler ve cuntalar, Akdeniz üzerinden hemen her ay Avrupa’ya kaçarken batan küçük titaniklerde ölen binlerce insan ve talan edilen ülkeler…

Tarihin hiçbir döneminde Arap âlemi böylesine toplu ve büyük bir çöküş yaşamadı. Yemen ve Libya’da süren iç savaş, Cezayir ve Sudan’da yolsuzluklara gark olmuş iktidarlara karşı süren gösteriler, Suriye ve Mısır’da kargaşa sonrası büyük sessizlik, Körfez’de kardeş ülkelerin birbirini kuşatma manevraları, Irak ve Filistin’de oynanan büyük oyunlar, Kudüs ve Golan’ın pervazsızcaişgali ve bitmeyen trajediler…

Georgetown Üniversitesi tarafından 2016 Ekim ayında Washington’da düzenlenen bir istihbarat konferansında, Fransa Eski Dış Güvenlik Genel Müdürlüğü Yöneticisi Bernard Bajuliye, Irak ve Suriye’nin eski sınırlarına dönemeyeceğini ileri sürerek: “Bildiğimiz Ortadoğu bir daha geri dönmemek üzere sonsuza dek bitti” demişti. CIA eski direktörü John Brennan da aynı toplantıda, Irak ve Suriye’nin İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra oluşan sınırlarına geri dönmesinin zorluğunu vurgulayarak, Bajuliye’ye destek vermişti.

İşte bugün, Arap dünyası haritasını şöyle bir göz önüne getirdiğinizde, coğrafi değişimi çok rahatlıkla gözlemleyebilirsiniz: Irak ve Suriye sonrası bölünmenin eşiğindeki Yemen, Libya ve Sudan. Büyük bir çöküşün eşiğindeki Mısır ve masa üzerinde bir günde İsrail’e peşkeş çekilen Kudüs ve Golan Tepeleri… Suudi Arabistan’ı anlatmaya gerek var mı? Mekke ve Medine,Buveyhiler sonrası belki de tarihin en azap verici durumunu yaşıyor.

Hiçbir ideoloji artık halklara umut vermiyor. Toplumların bütün emelleri çökmüş durumda. Tüm ideolojileri tattı bu coğrafyanın mazlum halkları. 60’lı yıllarda milliyetçilik ile aldatıldılar, 70’lerde sosyalizm ile kandırıldılar, 80’ler sonrası liberalizm ile uyutuldular ve 90’lar sonrası siyasal İslam ile ekarte edildiler… Cunta eliyle dayatılan laiklik halkları kıyımdan geçirdi, Krallıklar petrol paralarını batıya akıttı, tankların paletleri ile getirilen demokrasi halkların üzerine bombalar yağdırdı… Her umut verip iktidara gelen parti, koltuk hastası çıktı ve ülkelerin maddi kaynaklarını kendi çıkarları ve batılı uşakları için kullandı. Sağcı, solcu, liberal, dinci, laik denilen her kişi iktidar nimeti ile yolsuzluklara gark oldu ve kirlendi.

Bu coğrafyanın halkları artık toplu bir isyanda… Çöküş ile birlikte devasa bir uçuruma doğru sürükleniyor toplumlar. Bu acı halde bile maalesef herkes çıkarını gözetiyor. Halkları ve ülkelerini düşünen yok. İdeoloji kalpazanları yine her yerde hortlamış durumda. Fakat bu kez halkları kandıramıyorlar. Halklara öncülük yapması beklenen aydın, entelektüel ve alimler güruhu ise siyasilerin ve batılıların kemik yalayıcısı vazifesini görüyorlar. Bel bağladıkları tek şeyleri kaldı halkların: Allah… Yeni bir peygamber de gelmeyeceğine göre bu coğrafyayı nasıl bir gelecek bekliyor sizce? Bu harabelerden, toplu çöküşten ve fenadan yeni bir Âdemçıkacak mı?

Tarih yürüyüşünü sürdürüyor ve bizlerde an be an her şeye tanıklık ediyoruz…