İnsan ve insanlık, hayat adını verdiğimiz süreç içerisinde zaman zaman deprem, sel, yangın gibi doğal afetlere; kendisinden kaynaklı savaş ve terör saldırılarına maruz kalarak telafisi mümkün olmayan can ve mal kayıplarına uğramaktadır.

İnsan ve insanlık, hayat adını verdiğimiz süreç içerisinde zaman zaman deprem, sel, yangın gibi doğal afetlere; kendisinden kaynaklı savaş ve terör saldırılarına maruz kalarak telafisi mümkün olmayan can ve mal kayıplarına uğramaktadır.

Ülkemiz insanı da bu olaylardan nasibini almış, almaya da devam etmektedir. Sadece ülkemizde değil; dünyanın her tarafında farklı şekillerde 'koranavirüs' gibi olaylar yaşanıyor ve bundan sonra da yaşanacak.

Esas olan bu olayları 'tedbir, takdir ve sorumluluk' ekseninde değerlendirerek en az zararla atlatmak en önemlisi de yaşanan olaylardan ders çıkarmak, olmalıdır.

Yüce Allah(cc)'ın insanların uyanışına vesile olmak üzere çeşitli şekillerde ikazları ve bilemediğimiz maddi ve manevi cezaları olmaktadır. Ancak, bu durumu dile getirirken çok dikkatli olmalı, ikazlarımızı da usulü dairesince yapmanın hassasiyeti içinde olmalıyız. Sözlerimiz muhataplarını incitmemelidir,

Maalesef, özellikle de deprem sonrası polemik ve incitici sözleri gerek sosyal medya gerekse diğer ortamlarda görüyoruz.

Değerlendirmeler birilerini incitmek amaçlı olmasa da farklı yönlere bilerek veya bilmeyerek çekenler olabileceği de dikkate alınmalıdır. Hepimiz samimi olmalı acıların tavan yaptığı bir dönemde incitici sözlerden uzak durmalıyız.

Mesela, Elazığ Sivrice depremini Hz. Allah(cc)'ın mutlak cezası olarak değerlendirirsek bu yaklaşım bizi doğru sonuca ulaştırmaz; çünkü, Türkiye'nin cezaya en müstahak insanları Elazığ'da yaşayan insanlar mı?

Asla değil; üç buçuk yıl içlerinde yaşadığım ve içten sevgi duyduğum Elazığ insanına haksızlık yapmış oluruz. Elbette ki, her yerin iyisi ve kötüsü olur, buna bir şey diyemem; ancak, benim tanıdığım Elazığlıların çoğu çok iyiydi.

Şunu hepimiz kabul etmeliyiz ki ülkemiz deprem kuşağında olan bir ülke olup küçük veya büyük depremlerle karşı karşıya kalması kaçınılmaz olup buna göre gerekli önlemleri hem birey hem de devlet olarak almak zorundayız. Lafı çok fazla uzatmadan esas konumuz olan 'Tedbir, Takdir, Sorumluluk' üzerinde durmaya çalışalım. Konunun daha iyi anlaşılması için 'KADER' konusuna kısaca değineceğim.

'Kader' konusu çok hassas olması hasebiyle derinliğine girmeyeceğim; ancak, imanın altı şartından biri olan 'KADERE İMANA' şeksiz şüphesiz inanıyorum. Kaldı ki, ehli sünnet inancına sahip bir Müslümanın 'KADER'e inanmaması düşünülemez; çünkü, inanmamak insanı imansızlığa götürür.

Peygamber Efendimiz(sav); 'Kadere iman etmedikçe başa gelecek olanın asla şaşmayacağına; başa gelmeyecek olanın da asla gelmeyeceğine inanmadıkça hiç kimse iman etmiş sayılmaz' buyuruyor.(Tirmizi)

Kader;' insanın ömür boyu neler yapacağını, Allahü Teala'nın ezeli ilmiyle bilmesi' olarak açıklanmaktadır.

-'Kaderimiz böyleymiş' deyip hiçbir şey yapmamak­ ihtimal dahilinde olan olaylara karşı TEDBİR almamak doğru mudur?

-Kesinlikle doğru değildir. Hatta tedbir almamak büyük vebal olup Allah(cc)'ın emrine karşı gelmek olur.

Yüce Rabb'imiz, 'Ey iman edenler, tedbirinizi alın'(Nisa 71) buyuruyor.

Başımıza gelecekleri bilmediğimiz için tedbir almak, sebeplerini yerine getirmek gerekiyor; çünkü bu dinimizin emridir.

Efendimiz Muhammed(sav), 'Akıllı tedbir alır; tedbir almakta acizlik gösterme; tedbire rağmen bir işe gücün yetmezse 'hasbiyallahü ve ni'mel vekil, de' buyuruyor.

-Tedbir takdiri bozar mı?

Asla ve asla tedbir takdiri bozmaz! Cenab-ı Allah bir şeyi murat ettiyse o iş olur; kimse engel olamaz! Müslüman, Allah(cc)'ın emrine uyarak tedbir alır; takdir neyse onun olacağına inanır ve Allah(cc)'ın hükmüne boyun eğer, sabır gösterir.

Japonya, 10 şiddetindeki depremlere karşı koyabilecek binalar yaparak tedbirlerini en üst düzeyde alıyor. Japonlar depreme karşı her türlü tedbiri almasına rağmen deprem sonrası oluşan tusunaminin önüne geçebildi mi? Geçemedi.

-Öyleyse tedbir almaya gerek var mı?

Var; çünkü, tedbir kişiyi sorumluluktan kurtarır. Tedbirsizlik sonucu oluşan zarara karşı sorumluluk sahipleri Allah(cc)'a karşı sorumludurlar.

Gerek birey gerekse devletin kurumları olarak başta İMANSIZLIK felaketi olmak üzere tüm felaketlere karşı gerekli önlemlerin alınması için yapılması gerekenleri yapmalıdır.

Bu tür olaylar üzerinden kişileri ve kurumları karalama, siyasi ve ideolojik rant elde etme ahlaksızlığı içerisinde olmamalıyız; çünkü, bu tür kasıtlı söz ve davranışlar toplumsal barışa zarar verdiği gibi çözüme yönelik çalışmalara da zarar verebilir.


.