22 °c

Müslüman toplumlar ve yönetim

İslam barış anlamına gelen selamdan türemiştir. İslam zaman ve mekânın ötesinde evrensel ilkeleri dolayısıyla siyasetle ilgilenmez. Tüm dünya toplumlarında uygulanmak üzere bir devlet yönetim biçimi, rejim önermez. Bu özelliğinden dolayı Müslüman toplumlarda uygulanan siyasi doktrinler yöntem ve politikalar belirleme işi İslam ın değil siyaset biliminin ve siyasetçilerin işidir.

Kabileler şeklinde yönetilen Arap yarım adası, İslam ın o coğrafya ya indirilmesi ile birlik de yeni bir düşünüş, duyuş, hissediş, yaşadı. Bu ilahi bildiri, peygamber aracılığıyla yaşadığı toplum başta olmak üzere tüm dünya milletlerine iletmekle sorumlu olduğu bir mesajdı. Gönderilen bildiri (vahi) yerel doktrinleri barındırmakla birlik de asıl amacı tüm dünya milletlerine ulaşmaya çalışan mesajı evrensel olan yeni bir ahlak, inanç anlayışını yaymaktı.

İslam’ın asıl ama cı yeryüzünde tek tipleştirilmiş İslam milleti oluşturmak değildir. Asıl amacı dünya üzerinde iyilik, ahlak, adaleti tesis etmektir. Bu anlamda kuran tefsirlerine, meallerine ve uydurma olmayan hadislere bakıldığı zaman İslam ın asıl amacının İslam devleti kurmak olmadığı görülür.

Bu anlamda İslam tarihinde, İslam devleti denilebilecek oluşum Medine sözleşmesi (Medine imtiyazı) na dayanan Hz Muhammed  tarafından 623'te düzenlenmiştir. Sözleşme Müslümanları, Yahudileri, paganları da içine alacak şekilde yesrip (Medine) şehrinin önde gelen aşiret ve aileleri arasında oluşturulmuş bir anlaşmadır. Bu sözleşme ile kabileler arasındaki anlaşmazlıklara son verilmek istenmiştir. Bu doğrultuda Medine de bulunan Müslüman, Yahudi, pagan ve diğer tüm gruplar ümmet adı altında toplanıp paylarına düşen hak ve sorumlulukları düzenleyip belirlemişlerdir .

Bu sözleşme ile Arapların terörle karışık geleneklerine ve milliyetçilik tavırlarına kesin bir darbe indirilmiştir denilebilir.

Bu açıdan bir inceleme yapıldığı zaman çoğu Müslüman toplumlarda o devleti yöneten belirleyici unsur, diğer farklı kültür ve gruplara karşı asimile edici ve baskıcı siyasete yönelmeleri İslam ın temel ilke ve prensiplerine uygun değildir.

Bu sebepten ulus devlet normunu önceleyen bazı Müslüman toplumlarda Türkiye başta olmak üzere bu durum kronikleşmiş çatışmalara neden olmaktadır. Bunun en önemli nedeni ise bir ülke kurulurken düşünsel, mantıksal bütünlüğü olmadan toplumsal bağlam düşünülmeden zorbalığa dayanan bir güç oluşturulmaya çalışılmasıdır. Düşünce yoksunu despot, kendi var oldukları coğrafyanın tarihini, dinini, halklarını ve o halkların kültürünü tanımadan, yâda tanımayı düşünmeden bir ulus inşa etme ve bu ulusu o coğrafya ile hiçbir bağı olmayan Avrupa Amerika vb ülkelerden ithal edilen kanun ve yasalarla yamalı bir ülke kurulmaya çalışılmasıdır.

Türkiye adıyla kurulan yeni ulus devlet; İslam i kaideler ile kurulan bir güç değildir. Türk etnisitesini önceleyerek Kürtler başta olmak üzere (Kürtler en fazla nüfusa sahip olduğu için) diğer halkları tebaa olarak değerlendirmişti r.

Kurucu güç bu istikbal üzere kurduğu yeni devletin düşünce yapısı o toplumun halkınca da benimsenmiş Türk milliyetçiliği ön plana çıkarılmıştır, halk arasında da. Ve bu duruma karşı çıkan Kürt halkı ise egemen söylem başta olmak üzere terör yaftasıyla damgalanmış. Ve kendi kültürünün hakkını isteyenleri terörist olarak yaftalayıp empati (duygudaşlık) kurulmadan düşünsel ve bedensel olarak hapsedilmiştir. Ve bu hapsedilme sürecinde çeşitli örgütler türemiş ve Kürt hareketi denilen yeni bir isyancı oluşum doğmuştur. Bu örgütleri doğuran Kürt halkını da o örgüte kanalize eden bu ülke inşa edilirken yapılan yanlış politika ve baskılardır.

Türkiye doğu tarafından Ortadoğu Arap, Kürt, fars etnik unsurlarıyla sınır olan bir ülkedir. Fakat Türkiye cumhuriyetinin kuruluş amacı ve ilkelerine bakınca doğu sınırını kalın tel örgülerle çevirmiş, yasalarını ve devrimlerini ise tamamıyla Avrupa ülkelerinden ithal etmiştir. Kendi doğusundaki insanları üst bir devrimle Avrupa dan ithal ettikleri kanunlar aracılığıyla bir potada eritmeye çalışan bir yönetim biçimi olarak düzenlenmiştir.

Diğer bir deyişle ithal bir devrimin unsuru olan 100 yılı aşkın bir süredir ayakta kalmaya çalışan cumhuriyet çeşitli hataları bünyesinde barındırıyor, nedir bunlar: Türkiye bir imparatorluktan arta kalan tek bir milletten müteşekkil olmayan, heterojen bir halkla yâda milletle yeni bir sistem kurmaya çalışmıştır. Bu sistem Türk etnisite sini ön plana çıkaran, diğer yaşayan farklı milletleri de bu üst kimlik üzerinden tanıtan, alt kimlikler oluşturmaya çalışmıştır. Bu durumu da anayasaya ile kanunlaştırmıştı r. Kendi yaşadığı toplumu yâda coğrafyayı küçümseyen mevcut durumuyla tanımak istemeyen bu yeni kurucu unsur çıkan çatışmaları da çeşitli tecrit yöntemleri, idamlar ve kurulan mahremlerde yok etmeye çabalamıştır. Bu anlamda şeyh Said katliamı ve diğerleri bu duruma iyi bir örnektir.

Çelişkiler ile dolu yeni ulus devlet, cephede ölen askerine şehit diyecek kadar dindar ve Müslüman, fakat kuruluş aşamasında ve daha sonraları halkın dini değerlerinden dolayı giydikleri sarık şalvar başörtüsü gibi kutsalın yeryüzündeki sembollerini yok etmeye çalışacak kadar özgüveni yüksek çelişik ruhlu insanları barındırıyordu. O halkın evladını askerde vatan millet aşkıyla öldürüp şehit etmek ve askerin şeyhini dedesini annesini sırf İslami giyindiği ve düşündüğü için, kendi kültürü içinde özgürce yaşamaktan bahsettiği için, istiklal mahkemelerinde asmak ve soylarını kurutmaya çalışmak kurulan bu devletin kendi yaşadığı toplumla çelişik ve uzlaşmayan çatışmacı bir devlet olduğunun göstergesidir.

 Bu bağlamda çoğunluğu modern ulus devletler şeklinde organize olmuş Müslüman toplumların  ve o ülkeleri kuranların düşünce yapısı egosu kanunlaştırıldı. Bu kanunlar ilahi kanunlar değildi bir grup insanın hayata bakış açısı idi. ve bu kanunlar ile o toplumdaki bazı halklar sindirildi, korkutuldu ve nefret ettirildi. Cebir ve şiddet hiçbir zaman caydırıcı olmamıştır, sadece bir süreliğine var olan o isyanı bastırmış veya sindirmiştir.

İslami unsurları çıkarları için kullanıp din kitap Allah kavramlarını ağızlarında slogan yapanlar, şunu bilsin ki İslam dini, tek bir etnik unsuru ön plana çıkarmak için yeryüzüne inmedi bilakis, bu gibi durumları ırkçılığı, adam kayırmayı, insani kibri, zulmü ortadan kaldırmak için indi.

Bu coğrafyada ki Tüm inananları (halkları) bütün bir ümmeti içine alacak, belli bir sınır gözetmeyen tıpkı Medine mutabakatı gibi, içinde yaşanılan Toprak parçası üzerindeki tüm halkların menfaati gözetilerek hiçbir ırkın üstünlüğüne dayanmayan yeni bir düşünüş yâda siyasi yönetim biçimi bu coğrafya da çatışma ların durulması için iyi bir yöntem olabilir.

YORUM YAZIN

adınız ve soyadınız ile yorum yapabilirsiniz
YAZIYA İLK YORUMU SİZ YAPIN

Diğer Yazıları

Tüm Yazıları

Son gelişmelerden anlık haberdar olabilirsiniz.
istiklal.com.tr bildirim ile, web sitesine girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.