740 Defa Okundu

Bahriye mektebinde iken Hukuk derslerimize o zamanın meşhur Anayasa Profesörlerinden Orhan Aldıkaçtı giriyordu. Kendisinin komünizm ile ilgili oldukça ağır sözlerinden dolayı Marksizme gönül vermiş öğrencilerin nefretini kazanmıştı. Boyu da kısa olduğu için “Minik Yobaz” lakabı takılmıştı. O devir Marksistlerin güçlü olduğu bir devirdi ve Komünizme karşı gelmek yobaz olmaya yetiyordu.

Hoş bende Aldıkaçtı’yı sevmezdim lakin benim sebebim başkaydı. Çünkü Aldıkaçtı, halen yürürlükte olan 1982 Anayasasının mimarıydı ve 12 Eylül 1980 darbecileri ile arasından su sızmıyordu. Evren’e “nasıl bir anayasa istiyorsunuz?” diye sormuş o da “şöyle tazelerinden olsun biraz da üsttekilerden” diyerek kendilerince manavdan şeftali alır gibi bir anayasa hazırlamıştı.

Kenan Evren dindar insanlara yaptığı baskı ve zulüm ile meşhur olmuş bir darbeci idi. Dini konularda ahkâm kesmekten hoşlanır Erzurum gibi dindar bir vilayette konuşurken utanmadan orucunu bozacak fiilleri işleyecek kadar küstah birisiydi. Bir de askeri okul öğrencilerine dünyayı dar etmek için elinden geleni ardına koymamıştı. Darbeci Evren zamanında binlerce askeri okul öğrencisi okuldan atılmıştı. Bunu televizyon ve meydanlarda yaptığı konuşmalardan anlamak da mümkündü. İki sözünden bir tanesi “irtica” olup askeri okulda irticaya taviz verilmeyeceğini tekrar eder dururdu.

Tabii durumdan vazife çıkaran okul yöneticileri de namaz kılan askeri okul öğrencilerini takibe alır (bugünkü ifade ile fişler) okul bitmeden okuldan postalamaya çalışırdı. Amirlerinin gözüne girmek için binlerce öğrencinin okuldan atılmasına sebep olan subayların olduğu bir döneme şahit olmuştum. Bir iki tanesini söylersem işin vahametini anlayabilirsiniz…

Bir gün İstanbul Üniversitesinde doktora dersleri alırken hocamız Kara Harp Okulundan Talat Aydemir zamanında atılan birisi çıkmıştı. Hangi okuldan geldiğimizi sorup askeri okul cevabını alınca başladı kendisine yapılan haksızlıkları anlatmaya… Eşimin başörtüsü nedeniyle Yüksek Askeri Şura Kararları ile ordudan atıldığım için irticanın ne derece tehlikeli olduğunu da öğrenmiş oldum bu hocamız sayesinde…

Neyse ders bittikten sonra sınıf arkadaşlarımdan bir tanesi kimsenin duymamasına özen göstererek “biliyor musun ben de Kuleli Askeri Lisesinden atılmayım” dedi. Daha sonra bazı öğrenci ve hocaların da Gülhane Askeri Tıp Akademisinden ve diğer askeri okullardan atıldığını söyledi. Çok şaşırmıştım. Meğerse etrafımız irtica kaynıyormuş da haberimiz yokmuş.

O dönem yine doktora dersi hocalarımızdan “ikna odaları” Profesörü Nur Serter’den de ders alıyordum. Askeriyeden atılan öğrenciler belli ki irticanın belini kıramamış bu sefer üniversite öğrencilerinin canına düşmüşlerdi. Binlerce başörtülü kız ya okuldan atıldı ya da başlarını açmak zorunda kaldı. Bunlar Fetullah Gülen ile işbirliği yapmış Hoca’nın “başörtüsü fürüattır” yani “önemli olmayan bir teferruattır” anlamındaki sözlerine dayanarak öğrenci kıyımına devam ediyorlardı.

Sonunda 25 yıllık bir lisansüstü eğitimi sonrasında doktora diplomamı almıştım lakin çift dikiş değil bazen beşer onar dikiş yaparak okulumuzu bitirmeye muvaffak oldum. Biraz uzamıştı ama olsun irticanın tehlikeli bir iş olduğunu anlamıştım ya yeter de artardı benim gibilere…

Her ne ise… Bahriyedeki Minik Yobaz, bir kehanette bulunmuştu. Helene Carrere D'encausse isimli bir yazarın “Parçalanan İmparatorluk” isimli kitabını göstererek Sovyetler Birliğinin bölüneceğini söylemişti.

1984 yılında böyle bir şeye kimse inanmazdı. Hele hele Nazım Hikmet gibi Marksistlerin yetiştiği Deniz Harp Okulunda buna kimse inanmıyordu. Fakat Minik Yobaz’ın ikna kabiliyeti çok güçlüydü. Derslerde Marksist öğrencilerle dalga geçmek için konular açar komünizmi yerin dibine batırırdı. Bir gün “Parçalanan İmparatorluk” kitabını getireceğini söylemişti. Sonuçta öğrencilere gerçekten de epeyce bir kitabı da satmıştı. Lakin kimse böyle bir şeyin olacağına inanmıyordu.

Gel zaman git zaman 1990 yılında savaş gemileri ile Sovyetler Birliği’nin Sivastopol askeri limanına gitme durumumuz oldu. Sovyet Donanmasını ziyaret edip törenler falan yaptık. Fakat bu sefer Sovyetler Birliği’nin parçalanacağına aklımız yatmaya başlamıştı. Komünist Partinin Lideri Gorbaçov Glasnost ve Perestroyka adı altında girişimlerde bulunuyor batmakta olan Sovyet ekonomisini kurtarmaya çalışıyordu. Lakin Afganistan ve Çeçenistan yenilgileri Gorbaçov’un girişimlerini önledi ve Sovyetler Birliği tam 15 parçaya bölündü. Bunlardan 5 tanesi Türk Devletiydi ve Azerbaycan hariç tek bir kurşun atmadan bağımsızlıklarına kavuşmuşlardı.

Minik Yobazın kehaneti tutmuştu. Şimdi de buna benzer bir durum yaşanıyor. Rusya’nın ekonomik durumu Kırım İşgali nedeniyle uygulanan ambargolardan dolayı perişan durumda. Tek nefes borusu olan ve kendisine ambargo uygulamayan Türkiye ile de ilişkileri bozmamaya çalışan bir Rusya var.

Putin, Rusya Federasyonunun parçalanmasını önlemek için elinden geleni ardına koymuyor. Zira Rusya 21 devletten ve toplamda 88 özerk yapıdan meydana geliyor. Bu yapılar adlarını çoğunluğu oluşturan etnik unsurların isimlerinden alıyorlar. Tataristan, Başkırdistan, Karelya vs. gibi bir çok federasyonun meclisi hatta başbakanı bile var. Çeçenistan’da Kadirov gibi kukla başbakanlar olduğu gibi dişli ve azınlık haklarını savunan yöneticiler de var. Bunlar Rus ekonomisinin felç olması ile birlikte bir gün dahi durmazlar.

Eğer petrol fiyatlarındaki düşüş devam eder ise silah satışı, petrol ve doğalgaz dışında hiçbir geliri olmayan Rus ekonomisinin buna dayanma ihtimali yoktur. Bağırta bağırta ekonomisini felç ederek Rusya’yı parçalayacak bir Batı dünyası var. Bu kapitalist vahşi Batı, akbabalar gibi ilk fırsatta Rusya’nın başına üşüşecektir. Bundan şüpheniz olmasın.

Minik Yobaz’ın kehanetinden daha zor bir durum Rusya Federasyonunun başındadır. Rusputin denilen bir papaz Çarlık Rusya’sını batırmıştı lakin KGB yöneticisi Rus-Putin ise Rusya Federasyonunu batırmaya namzettir, vesselam

Yorumlar