736 Defa Okundu

Türkiye bir hafta içerisinde dünyanın iki süper gücü ABD ve Rusya ile Suriye'nin kuzeyinde güvenli bölge oluşturulması, buranın terörden temizlenmesi ve mültecilerin buralara yerleştirilmesi konusunda mutabakat sağladı. Bu mutabakatları sağlayan en önemli faktör ise Türkiye'nin bizzat sahada vurucu ve askeri gücünü göstermesi, PKK/PYD/YPG/SDG terör örgütüne karşı Barış Pınarı harekatını icra etmesi ve çok kısa sürede kesin ve sert bir zafer kazanmasıdır.

17 Ekim 2019 tarihinde ABD ile yapılan mutabakata göre Suriye'nin kuzeyinde sınırdan 32 km derinliğe kadar 120 saat içinde terör örgütü ve ABD çekilecek, güvenli bölgenin kontrolü Türk Ordusunda olacak, bu sürede harekata ara verilecek ve gereken yapılmazsa harekat kaldığı yerden devam edecek. Verilen sürenin sonunda ABD askerleri ve terör örgütü belirtilen yerlerden (Tel Abyad ve Resul Ayn) çekildi ve alan kontrolü Türk Askerine geçti.

22 Ekim 2019 tarihinde ise Rusya ile yapılan mutabakata göre de Barış Pınarı harekat alanı (Tel Abyad ve Resul Ayn) bölgesinin doğusu ve batısında sınırdan 32 km derinliğe kadar 150 saat içinde terör örgütü çekilecek, sınır güvenliği Rus Askeri polisi ve Suriye sınır muhafızlarınca korunacak, sürenin sonunda sınırdan 10 km derinliğe kadar Türk Askeri ve Rus Askeri birlikte devriye atacak, çekilmeyi kurulan ortak komite gözlemleyecek ve teyid edecek, çekilme olmazsa da Türk Askeri gerekeni yapacaktır.

 

Burada belirtilmesi gereken önemli bir husus, Türkiye'nin öteden beri, 2014 yılından itibaren,  istediğinin olması, tezinin hayata geçmesi, stratejik ve politik hedefi olan terörden arındırılmış güvenli bölgenin oluşturulması, terör örgütünün bu alandan çıkarılması, mültecilerin buralara yerleştirilmesi hedefinin teyid edilerek iki süper güç tarafından kabul edilmesidir. Yani hem sahada hem de masada kesin ve keskin bir zafer kazanıldığı belirtilebilir. Çünkü hedeflenen alanın tamamında harekata gerek kalmadan teröristlerin temizlenmesi, güvenli bölgenin oluşturulması ve mültecilerin yerleştirilmesi sürecine girileceğinin, zapturapt altına alınması söz konusudur.

 

Burada ancak, şöyle bir soru akla gelebilir. Rusya ile varılan mutabakatta Kamışlı neden hariç tutuldu, güvenli bölgenin hakimiyeti neden Türk Askerine verilmedi, iki ülkenin mutabakat teklifleri kabul edilmeyerek, Kıbrıs'ta yapılan hata tekrarlanmaksızın, harekata ara verilmeden tüm Fırat'ın doğusu terörden temizlenerek Rakka ve Deyri Zor'a kadar neden ilerlenmedi? Bu soruya cevap vermek kolay değil. Günün şartları tüm istekleri bir anda yerine getirmeye uygun olmayabilir. Bazı şeyler zamanla ve aşama aşama olur. En nihayetinde Türkiye iki süper güçle sahadan aldığı güçle masaya oturdu, istediklerini elde etti, dediğini kabul ettirdi, amacının ve harekatının uluslararası hukuka uygunluğunu teyid ettirdi.

Uluslararası konjonktür, politik, askeri, stratejik ve diplomatik şartlar bağlamında bir başka hususa da değinmeden geçmemek gerekir. Uluslararası ilişkilerde iki önemli ve hayati derece ilke mevcuttur. Bunlar sahip olunan güç oranında hakkın korunması ve yapılabilirliğin ortaya konulmasıdır. Yani sahip olduğun askeri, ekonomik ve teknolojik gücün kadar hakkını koruyabilmen ve hedeflerini gerçekleştirebilmendir. Diğeri ise keskin, net, bağlayıcı ve manevra kabiliyetini daraltıcı ifadelerden kaçınma; standart, genel geçer ve diplomatik ifadelerle çok konuşup, az şeyler söylemektir.

 

Son kertede Türkiye'nin iki süper güç karşısında yapabileceklerinin sınırsız olduğunu söylemek olanaksızdır. Türkiye nükleer güce ve silaha sahip olmayan bölgesel bir güçtür. Karşısındaki iki emperyal ve süper güç devlet ise dünyadaki 14.900 nükleer silahtan 13.995'ine, yani % 93'üne sahiptir. Bu iki ülkedeki nükleer silahlar kullanılması halinde dünyamızı galaksimizden silmeye yetecektir. Durumun vahameti son derece açıktır. Türkiye'nin ise bilindiği kadarıyla hiç nükleer silahı bulunmamaktadır.

O bakımdan günün şartlarına uygun hareket etmek, reel politiğin mutlak bir zorunluluğudur.

 

Bu bakımdan, Rusya mutlu, Amerika mutlu, İsrail göbek atıyor, PYD kazançlı; vah Mehmetçiğime, yazık Mehmetçiğime demek, dünya basınının ve Batı medyasının Türkiye ve Erdoğan'ın her istediğini elde ettiği ve zafer kazandığını belirttiğini görmemek,

Harekattan önce ne işimiz var Ortadoğu bataklığında diyerek harekata karşı çıkmak ve Türkiye'nin milli güvenliği ve bekası için İsrail'e kardeş düşman terör devleti kurulması çabasını engellemek amacıyla Suriye'ye girmemesi halinde İslam ve Türkiye düşmanlarının, cenin ve bebek katili, vahşi ve barbar soykırımcı terör örgütü PKK/PYD/YPG/SDG'nin Türkiye'ye gireceği, ona destek olan budalalar dahil sivil ve musum insanları soykırıma uğratacağı realitesini ön görememek,

Harekattan sonra ve nihayetinde iki süper güçle mutabakat imzalayarak güvenli bölge kurulması ve terörden temizleme sürecinin başlatılması sonucunda stratejik, askeri ve politik hedeflerin gerçekleştirileceği gerçeğinin ortaya çıkması üzerine neden anlaştık, korktuk, baskı masaya oturttu demek,

Milli güvenlik, egemenlik, istikbal, Ordunun sınır dışında harekat yapması vb. siyaset üstü ve Milli konularda Devletin, Milletin ve Hükümetin yanında yer almamak,

Soykırımcı, cami ve Kur'an yakıcısı, Allah ve namazla alçakça ve kahpece dalga geçen PKK/PYD/YPG/SDG'yi terör örgütü olarak görmeyip; buna karşılık İslam Dünyası ile Türk istiklâl ve istikbali için mücadele eden, şehid olan, Peygamber Ocağı Türk Ordusunun eğittiği ve donattığı, onunla yan yana ve omuz omuza ve de en önde düşman ve düşman köpeği teröristlerle göğüs göğüse çarpışan Suriye Milli Ordusu'na (SMO-ÖSO) terör örgütü demek,

Biraz geriye gidelim deyip, BATI, Amerika, Avrupa ve emperyalist diğer dünya güçlerinin Suriye'de terör örgütlerini kurup, besleyip, büyütüp, semirtip bu Ülkeyi işgal ve istila ettiğini, 1 milyon insanı soykırıma uğrattığını, söz konusu Ülkeyi bölüp, parçalayıp, viraneye çevirerek yok ettiğini görmeden; Suriye'yi işgal ve istila eden, bu Ülkede terörü destekleyen, iç savaşa neden olan ülkenin Türkiye ve Türk dış politikası olduğunu söylemek, ve de bu yaklaşımın muhalefet olduğunu belirtmek;

Kuvayı Milliye ve İstiklal savaşı döneminde Milli Mücadele hareketine inanmayıp, manda ve himayeyi destekleyenlerle aynı çizgide buluşmak demektir,

Emperyalizme yedek lastik olmak, küresel sömürgecilerin kullanışlı aptalı olmaktır,

Akıl, mantık, bilim; barış, demokrasi, medeniyet, adalet çerçevesinden çıkmaktır,

Milli iradeden sapmak, şirazesinden kaymaktır,

Manda ve himaye, uşaklık, ihanet, cehalet, dalalet, müptezellik, şeytanlık, budalalık… denizine balıklama dalmaktır…

Saygı ve selamlarımla...

 

Yorumlar