840 Defa Okundu

“Yahu anlayamıyorum, birisini koruma suç mu olurmuş. Efendim, korunan mafyaysa suçmuş! Lafa bak! Yahu mafyaysa benim mafyam. Elbette koruyacağım. Mafyayı koruyacağım ki mafya da beni korusun. Bundan tabii ne ola ki…  Sonra efendim biz de insanız yani! Ne demiş atalarımız; “beşer şaşar” biz de yani devlet de insanlardan oluştuğuna göre beşerdir. Devletin de elbette ki birtakım gizli kapaklı, kaçık ve kaçamaklıkları olacak… Ne var bunda? Yani bizim suç işleme hakkımız yok mu? Şimdi bu çerçevede açıklarımız kötü niyetli içimize sızmış kişiler tarafından biliniyor olabilir… Racon denen bir şey var kardeşim. Öyle sırlar vardır ki mezara gider. Şimdi içimize sızmış suç örgütü liderleri racona uygun hareket etmemişse suçlu kim?  Bilirsiniz, yer altı dünyasının kulağı kesiktir, değil mi ya! Ya işte bu kesik kulaklardan çatlak ses çıkmaması için benim bu kişilerle ilişkilerimi sıcak tutmam gerekmez mi? Ha hadsiz birileri çıkmış da gizli kalması gereken bir takım işleri ifşa ediyorsa… Bu racona ters… Bakıyorum da dibine yandığım çakmalar bir yandan diskur çekiyor diğer yandan zil çalıp oynuyor. Mafya, adı üstünde suç örgütü… Ama bize sökmez, kısa zamanda façasını alırız. Yani şimdi onlar işleri zuladan halletsin, bizim elimiz armut toplasın öyle mi? Demem o ki bu çökme ve çökertme işlerini hep mafya mı yapacak? Yani biz hiç mi çökmeyeceğiz. Hiç mi keklemeyecek, hiç mi sağmayacağız. Sonra efendi, bize, yani devlete ıslak karga derler alimallah!

“Yahu bu ne biçim konuşma Allah aşkına! Sen devletin itibarını, saygınlığını, gücünü kullanan kişisin. Sen mafya olmazsın! Mafya diliyle konuşamazsın, onlar gibi davranamazsın. Mafyayla iş tutamazsın!

“Hop ağır ol, heyheyleşme! Az sabır! Ne diyordum. Söyledim yine söylüyorum: ben yaşayacağım ki sen de yaşayasın. Beka meselesi yani! Bu böyle biline! Hem amaç ne? Kazanmak… Zaten bizim temel felsefemiz “kazan kazan” üzerine inşa edilmemiş mi? Biz kazanacağız, başkaları da kazanacak. Böyle böyle kazan kaynayacak. Allah vekil, göreceksin! Hem zamana inanamıyor musun sen? Tevekkül dinimizin temel direği… Sana düşen tevekkül,  sabır ve şükür… Zamana teslim olacak; sabır diyecek, dişlerini sıkacaksın.”

“Pes vallahi! Ben ne diyorum sen ne anlıyorsun! Ben diyorum vatan elden gidiyor sen diyorsun Süleyman’ın kaşları kara… Ben ülkemin derdindeyim sen kazanma peşinde… Tövbe, tövbe… Dişlerimi sıkacakmışım? Nereye kadar nasıl sıkacağım?”

“Vallahi ömür adamsın! Onun da mı ben öğreteyim? Bak vatandaşım, önce ağzını açacak üst çene ile alt çeneyi iyice ayıracaksın. Sonra alt çene ile üst çene dişlerini üst üste getirecek iradeni kullanarak bastıracaksın…”

“Size devlet adamı diyenin… Devleti teslim edenin… Allah aşkına devleti getirdiğiniz noktaya bakar mısınız? Mafya, hukuk diyor, adalet arıyor!

“Höst! Orada dur! Haddini aşma! Zırtabozluk yapma! Seni adam yerine koyduk karşımıza aldık diye bu bize, yani devlete, hakaret etme hakkı vermez. Hem sen kim oluyorsun da beni yani devleti tenkit ediyorsun!

“Ben vatandaşım; hem devleti tenkit etmiyorum, devleti bu hale getirenleri tenkit ediyorum. Bu, benim en doğal hakkım!”

“Yavaş gel! Vatandaşmış, hakmış! Ağza bak hele… Vatandaşsan vatandaşlığını bileceksin! Benim çizdiğim sınırlar içerisinde hareket edeceksin. Önüne ne koyuyorsam onu yiyecek, ağla dediğimde ağlayacak, sevin dediğimde sevineceksin! Öyle karşıma geçip de kem küm etmeyeceksin! Senin görevin beş yılda bir benim uygun bulduğum ve seçtiğim kişileri onaylamaktır. Gerisi seni ilgilendirmez.

“Peki ya hak, hukuk, adalet, liyakat; israf, insaf… Tüyü bitmemiş yetim hakkı… Kullanılan nefret dili, yozlaşma, kutuplaşma… Eğitim, çocuklarımın, ülkemin geleceği… 

“Bak, hâlâ konuşuyor! Sus, yoksa uygun yerine biber sürerim!”

“…!”

Ha, şöyle! Önce gaganı kapatacaksın! Anlamadığın konularda ahkâm kesip Kafa ütülemeyeceksin. Yoksa alabandayı yer oturursun. Babalanmak bize ait! Frigolaşmayacak, her an canına ezan okuyacağımı bileceksin.  Ben devletim, anladın mı? Devlet, vatandaşından mutlak itaat ister. Görülmeyecek diyorsam görmeyeceksin, duyulmayacak diyorsam duymayacaksın, unutulacak diyorsam unutacaksın. Şimdi söyle bakalım nerede kalmıştık? Çökertmelerde değil mi? Nasıldı o türkünün sözleri: “Çökertmeden çıktım da Halil’im, aman başım selamet...”

Yorumlar