KÖSEYDİ. Yüzündeki kırışıklar yaşını ele vermeye müsait idi ama biz bunu hiç tutturamamıştık. Daha çevikti.

KÖSEYDİ.

Yüzündeki kırışıklar yaşını ele vermeye müsait idi ama biz bunu hiç tutturamamıştık.

Daha çevikti.

Zihni faaliyeti yediği tüm hayat darbelerine karşı onu yıkamamış aksine daha güçlü kılmıştı.

Kısa boyluydu.

Kalabalıklar arasında yürürken onu seçmek imkansızdı. Çoğu kez aradaki kişiler sebebiyle kaybettiğimizi sanırdık ama aradakiler çekildiğinde önümüzde buluverirdik.

Aslında hızlı yürürdü, dilese kendisini bize buldurmayabilirdi.

GÖZLERİ içine kaçmış gibiydi.

O sebeple nasıl ateşin baktığını ve fıldır fıldır döndüğünü özellikle bakmadığınız vakit göremezdiniz.

Ama bir o kadar da şefkat yüklüydü.

İnsanı inşiraha taşıyan bir enerjisi mevcuttu.

'ÖZETLE' diye başlardı konuşmasına.

Sözü uzun etmeyi sevmez kısa keser, kestirmeden sonuca ulaşmayı yeğlerdi.

Geriye kalan zamanlar dinlemeyi tercih ederdi.

Aslında ona konuşan değil dinleyen demek daha doğru bir tespit olur.

Diline gelip konan ve hiç oradan ayrılmaya niyeti olmayan cümlesi şuydu:

'Kaç kez ölürsün?'

ANLAMSIZ araya karışık bir cümle olarak değerlendirmiştim önceleri.

Sonralarıysa aklıma takıldı.

Hatta rahatsız etti bile diyebilirim ki, üzerinde kafa yormaya mecbur kalmam bunun neticesiydi.

'Kaç kez ölürsün?' aynı zamanda 'Kaç kez yaşarsın?' anlamına mı geliyordu?

Yoksa altını kazınca başka bir düşüncenin çıkma ihtimali var mıydı?

İNSAN bir kez yaşar ama çok defa ölür.

Hevesleri ölür.

Hırsları söner.

Arzuları karşılık bulmaz.

Ülküleri kaybolur.

Umutları tükenir.

Başarıları silinir.

Şöhreti pörsür.

İtibarı zarar görür.

Azizliği elden gider.

Metaneti berhava olur.

Sabrı sona erer.

Şükrü unutur.

Hamd etmekten yoksun kalır.

İbadete yabancılaşır.

Kulluğun tadını alamaz olur.

Bereketi göç edip gider.

Anne babasıyla arası açılır dahası öte aleme göç eder.

Eşi hayırsız çıkar.

Evlatlar vefasızlık eder.

Dostlar kemliğe meyleder.

Arkadaşlar sahadan çekilir.

İflas edip kazancı zayi olur.

Unutkanlığa yakalanıp ilmi gider ve sorular azalır.

Selam verenler seyrekleşir ve merhabalar eski sıcaklığını kaybeder.

Hasılı insan bir kez yaşar ama çok defa ölür.

HAYATIN nice şaşırtıcı portreleri vardır.

Bakmayı bilebildiğin vakit onlar sana konuk olurlar.

Dinlemeyi bilirsen söyleşirler de.

Ama bizler dinlemeyi unutup habire konuşmayı marifet saydığımız zamandan beri onlar sözlerini geri çektiler. Bu sebeple gündelik çekişmelerle, magazin veya siyasi lakırdılarla, gönle şifa olmayan birçok tartışmayla ruhumuzu karartır olduk.

Diziler zaten dizimizin bağını çözeli çok oldu.

Demem o ki, ne kadar az ölürsek gerçek ölüme o kadar daha fazla hazırlıklı olacağız.

Şu da var ki; öldürmemiz gereken negatif duygu ve düşüncelerimizi öldüremezsek biz daha çok defa öleceğiz.

Ya Selam!