ADINI sanını bilen yoktu. Kendini unutturamamış olsa da adını unutturmayı başarmıştı. Kim olduğu sorulduğunda “Ölümlü ölümsüz” derdi. İsmini soranlara yine bu kısa cevapla yetinirdi.

ADINI sanını bilen yoktu.

Kendini unutturamamış olsa da adını unutturmayı başarmıştı.

Kim olduğu sorulduğunda 'Ölümlü ölümsüz' derdi. İsmini soranlara yine bu kısa cevapla yetinirdi.

Esasen cevap değil cümle kısaydı.

İki kelimeden müteşekkildi.

Manası ise uzun mu uzundu.

FENA ve bekanın birleştirildiği bir cümleydi bu.

Geçicilikle sonsuzluk sarmaş dolaş olmuştu bu cümlede.

Mühim olan şu ki, bizler ilk kelimenin içine onca şeyi sığdırırken ikinci kelimenin anlamını es geçmişiz.

Fenaya tutulmuş, tutunmuşuz.

Bekayı ise görmezlikten gelmişiz.

Onun yaptığı ise fenayı bekasız düşünemeyeceğimize güçlü bir vurguydu.

ÖLÜMLÜYÜZ evet, ama ölümsüz bir ölümlüyüz.

Ölmemek için ölüyoruz.

Ebedi dirilik kazanmak için yapıyoruz bunu.

Sonsuza kanatlanmak için fena ve geçici olanı arkamızda bırakıyoruz.

ÖLÜMSÜZ olan yanımızı yani sonsuz yaşamımızı düşündüğümüz zaman gözümüzü karartan bu dünyanın fani işlerine değeri kadar kıymet vermeye başlıyoruz.

Yok saymıyoruz, hayır.

Ama ederinden fazla bir anlam da yüklemiyoruz.

Ölümsüz olmak için ölüme yazgılı olduğumuzun şuurunda olduğumuzda aydınlanıyoruz.

Telaşelerimiz son buluyor.

Hırslarımız sönümleniyor.

Korkularımız kayboluyor.

Öfkelerimiz diniyor.

Kavgalarımız nihayete eriyor.

Sonuçta ölümlüyüz.

Bu dünya ve içindekiler kimseye kalmıyor.

Yar olmuyor.

Yanında götüremiyor.

Hayatın öte yakasında burada değer verdiğimiz pek çok şey beş para bile etmiyor.

O halde kendini 'Ölümlü ölümsüz' olarak tanıtan bilgenin söylediklerine daha fazla dikkat kesilmemiz gerekiyor.

Aslında hayatın tüm aşamaları bunu bize sarih bir şekilde söylüyor.

GÜN akşamlıdır.

Batıyor.

Ama ertesi gün güneş yeniden doğuyor.

Mevsimler de öyle değil mi? Yerlerini bir sonrakine bırakmıyorlar mı mütemadiyen?

Hangi coşku daimidir?

Hangi acı ilelebet sürüyor?

Hangi keder yerini zamanla neşeye devretmiyor?

Hangi haz sonrasında acıyla çekip gitmiyor?

Hangi ağaç büyüyüp gelişerek meyveye durduktan sonra kurumuyor?

Hangi derenin suyu zamanla çekilmiyor?

Hangi çocuk sürekli çocuk kalıyor?

Hayat bir devri daim şekilde dönüp duruyor.

KENDİSİNİ 'Ölümlü ölümsüz' olarak tanıtan kişi haksız mı şimdi?

Hayatın manasınıyakaladığını göstermiyor mu bu tek cümlesiyle bile.

Uzun konuşmak her zaman şart mıdır?

Gerekli midir?

Her uzun nutkun her cümlesi anlamlı mıdır?

Hayat madem bir değirmen ve bizi öğütüyor geriye neyin kaldığına bakmayacak mıyız?

Ölümsüzlük adına neler biriktirdiğimizi hesaba katmayacak mıyız?

Fani olduğumuzu unutacak mıyız?

Diyelim ki, unuttuk. O bizi unutacak mı?

Demem o ki; madem ölümlü ölümsüzüz buna göre tavır alalım.

Hayat ağacımızdan sonsuzluğa namzet ebedi yemişler yetiştirelim.

Sonsuzluğun bahçevanı olalım.

Ya Selam!