4744 Defa Okundu

Çağın beraberinde getirdiği teknolojik yenilikler insanların birbirlerine ulaşmasını fazlaca kolaylaştırdı. Bu durum haliyle bazı problemlere yol açtı. Bu problemlerin başlıcası; insanlar arasındaki sosyal, kültürel ve düşünce farklılıklarının her an çatışma ortamına dönüşebilmesidir. Şimdilerde bu çatışmanın taraflarından en az birine Klavye Delikanlısı diyorlar.  Bu klavye delikanlıları özellikle sosyal mecralarda düşüncelerini veya fikirlerini beyan eden insanları başta anlamadan, okumadan, araştırmadan linç ediyorlar. Bu klavye delikanlılarının en çok kullandığı cümlesi ise  “Vatan Haini” dir. Büyükler; “Bin tart bir konuş.” dese de, yerli yersiz ağızdan çıkan bu ve buna benzer onlarca sözün bu klavye delikanlıları için bir karşılığı illaki olacaktır.

Hain ve ihanet kelimeleri Arapçadan dilimize geçmiş olup; “arkadan vurmak, aldatmak” anlamına gelmektedir. Vatan haini de bu bağlamda; “ülkesini arkadan vuran, aldatan” anlamına gelecektir.  Bununla beraber birde 1920 tarihinde çıkarılmış 1991 tarihinde kaldırılmış bir kanun vatan hainliğini nasıl tanımlıyor bir bakalım!

1920 yılında çıkarılan Hıyanet-i Vataniye Kanununda en kısa tabiriyle, TBMM’nin varlığına ve çalışmalarına isyan eden kişiler vatan haini olarak tanımlanmış ve ceza olarak idamları istenmiştir. 1991 yılında Terörle Mücadele Kanunu ile kaldırılan bu kanundan sonra askeri ceza kanununun öngördükleri hariç olmak üzere kişiler en fazla Devlete Karşı Suç İşleyebilecekler ve bu suçun cezası ise süreli hapis ceza olacaktır.

 

Teknolojinin gelişimine müteakip ortaya çıkan ithal kafalı,  yerli kaportaya sahip bu klavye delikanlılarına yerli ve milli birkaç şey söyleyip fikir üreten insanları haksız bir biçimde itham etmenin inanıyorlarsa Din, inanmıyorlarsa Hukukta ki karşılığını ifade etmek istiyorum.

Öncelikle ekserisi Müslüman olan bu toplum fertlerinin, salt düşünce ve siyasal görüş ayrılıkları yüzünden,  bir diğer insanı Vatan haini, hırsız, fesatçı ve benzeri sıfatlarla itham etmesi, yani o kişiye iftira atması hem suç, hem günahtır.  Nur Suresinin 15. Ayeti  “Çünkü siz bu iftirayı, dilden dile birbirinize aktarıyor, hakkında bilgi sahibi olmadığınız şeyi ağızlarınızda geveleyip duruyorsunuz. Bunun önemsiz olduğunu sanıyorsunuz. Halbuki bu, Allah katında çok büyük (bir suç) tur.” iftiranın ne denli büyük bir günah olduğunu ortaya koymaktadır. Kafi gelmediyse kaportası yerli klavye delikanlıları için bir hadis-i şerif paylaşalım. Tirmizi’den nakledilen  “ Kıyamet gününde iftira ve yalanla başkasına suç isnat edenlere, itibarını rencide edenlere, malını haksız yere yiyenlere büyük bir ceza vardır. Bunlar, dünyada namaz kılmış, oruç tutmuş, zekât vermiş olsalar bile, söz konusu ibadetlerin sevabı kendileri için yeterli olmayacaktır. Tam tersine bu ibadetlerden elde ettikleri hayır ve sevap, muhataplarına yaptıkları haksızlığın bedeli olarak kul hakkı şeklinde verilecek ve kendileri servetini kaybetmiş bir müflis gibi boş ve çaresiz kalacaklardır.” hadis-i şerifte meselenin ciddiyeti yeterince vurgulanıyor!

Peki ya bu klavye delikanlılarının aklı da kaportası da farklıysa! Onu da düşündük elbet…

İncil’in Matta pasajının 15. Bölümünde ise; “İsa, halkı yanına çağırıp onlara, ‘Dinleyin ve şunu belleyin’ dedi. Ağızdan giren şey insanı kirletmez, İnsanı kirleten ağızdan çıkandır.” denilmektedir. Ağzı temiz tutmak lazım.

Farklı din – inanış ya da hiçbir şeye inanmama ihtimali de olabilecek bu klavye delikanlıları için herkes için geçerli olan hukuk kurallarımızda var tabi ki; Türk Ceza Kanunun 267. Maddesi İftira’yı suç olarak düzenlemiş iftira atan için en hafif haliyle bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası öngörmüştür.

Bütün bunlardan ziyade bu toprakların kaleme alınmamış kuralları vardır. Bu kuralların yazarları Mevlana, Yunus Emre, Hacı Bektaş-ı Veli, Hacı Bayram-ı Veli ve daha niceleridir. Bu topraklar hoş görü üzerine inşa edilmiştir. Her insan hoşgörüyü hak eder, her fikir değerlendirilmeyi hak eder. Her eleştiri kayda alınmayı hak eder. Ancak kimse fikrinden, görüşünden, ırkından, duruşundan ötürü iftiraya maruz kalmayı, vatan haini yaftasını hak etmez!

Büyükler söyler, biz dinleriz;

Laf ola kese savaşı, Laf ola kestire başı.

Yorumlar