420 Defa Okundu

Covid19, kadim bir vürüs olan Korona’nın 2019 modeliymiş.. Pekâlâ ismi nereden geliyor? Uzmanlar, “Korona virüsler tek zincirli RNA virüsleridir ve yüzeylerindeki çubuksu uzantıları ve çıkıntıları taç şeklinde olduğu için 'taç'ın Latince karşılığı olan «Korona» ismi verildi..” diyorlar.

Lâkin bu virüs başımızın tacı değil, alenen ve kesin olarak başımızın belâsı. Öyle sanıyorum ki, “asrın belâsı” olarak tarihe geçecek...

Her belâ gibi korkunç. Her belâ gibi dehşet saçıyor. Hattâ bu zöyle bir belâ ki, pandemic yàni küresel salgın ve binaen’aleyh dünya çapında dehşete yol açıyor! İnsanlık tarihindeki en ölümcül salgınlardan, (vebalardan) da korkutucu…

* * *

İstanbul büyük bir depremi bekliyordu. Fakat bugünlerde ne deprem konuşuluyor, ne de başka meseleler!.. Ev hapsinde olduğumuz, haberlere yoğunlaşıp korona vak’a ve ölüm sayılarına kilitlendiğimiz şu günlerde tek gündem Covid19.

Oysa korona dışında üzücü hadiseler de oluyor. Trafik kazalarında ölümler... PKK terörü... Hastahanelere (Şifahane olmalı) korona dışındaki hastalıklar yüzünden mecburen başvuranlar korku ile geliyor, hemen kaçmak istiyorlar.

Ne yapsın zavallılar, hastaneler korona için en riskli yerler. Hálâ tam bir düzenleme yapılamadı. Koronalı da, başka dertlerden muzdarip olan da aynı hastanelere geliyor, hattâ birçok yerde tüm hastalar aynı kapılardan içeri alınıyorlar!

Diş ağrısı insanı ne hale getirir malûm. Lâkin bugünlerde diş polikinliklerinin birçoğu kapalı. Korku dağları bekliyor. Öyle kolay değil bugünlerde insanları kabul etmek... Neyse en azından bazıları aciller için açıyorlarmış polikinliklerini.

Corona ya da taçlı belâ... Belki azgınlaşan insanoğlu ile ilâhî istihza. Muhtemelen, “Dilersem sizi yarattığım en küçük bir mahlûkla bile hizaya çekerim, hálâ akıllanmayacak mısınız?” diyor Rabbimiz Tealâ. 

Allah (c.c), Nahl Sûresi 90’ıncı âyetinde şöyle buyurmakta:

“Şübhesiz ki Allah adaleti, iyiliği, (hususiyle) akrabaya (muhtâc oldukları şeyleri) vermeyi emr eder. Taşkın kötülük(ler)den, münkerden, zulm ve tecebbürden nehyeder. Size (bu suretle) öğüd verir ki iyice dinleyib ve anlayıb tutasınız.”

İnsanoğlu bu âyet-i celîlenin de tüm Kur’ân’ın da hikmetinden uzaklaştıkça uzaklaştı. Ve nihayet dikey plandan belâ iniverdi.

Yukarıdaki âyetin son kelimesi olan tezzekkür, “iyice dinlemek ve anlamak suretiyle ibret almak” olarak açıklanmış. Doğrudur lâkin tezekkür, hatırlayarak tefekkürdür. Tefekkürden yàni etraflıca düşünmekten farkı, geçmişte yaşanmış benzeri hadiseleri, tarihte yahut hatıralarda kalmış ibretamiz olayları gözümüzde canlandırmak suretiyle daha derin bir düşünceyle fikr etmek, ibret almaktır.

Bunu yapmadığımız takdirde, Nasreddin Hoca’nın hindisinden farkımız kalmaz.

Hatırlayarak düşünelim... Nemrut’u, hani şu Hz. İbrahim’i (a.s) mancınıkla ateşe attıran ve kendisini tanrı ilân etmiş beyinsiz hükümdarı... Nasıl da âciz olduğunu, kafasına tokmakla vurdura vurdura öğretti Allah.

İlâhî istihzaydı o da… Küçücük bir tatarcık sineğinin sinüs boşluğuna girmesi… Onlar virüsün ne olduğunu nereden bilecekti? Bugünün insanı biliyor, mikroskopla görebildiği bir mahlûkun yol açtığı dehşet onu ciddî bir TEZEKKÜRE zorluyor.

Hikmetinden sual olmaz. Allah’ım. Gazabından rahmetine, mağfiretine iltica ediyoruz. İçimizdeki beyinsizler yüzünden hepimizi helâk mı edeceksin? Bize takat getiremeyeceğimiz yükü yükleme. Amin. 04.04.2020

 

Yorumlar