3204 Defa Okundu

Yaklaşık bir hafta içinde yazmaya bile utandığım iki farklı olay yaşandı. Bir kadını bir erkeğin zayıf yanı olarak görüp tabiri caizse belden aşağı yapılan hayasızca saldırılardan söz ediyorum.

Önce Selahattin Demirtaş’ın eşi ardından Berat Albayrak'ın eşi Esra Albayrak bu saldırıların hedefi oldu ve tüm Türkiye bunu konuştu.

Büyük infiale neden olan bu alçak saldırılara karşı her kesimden sert tepkiler geldi. Bu saldırıları yapanlar hukuk karşısında da hesap verdiler.

Bu saldırılara verilen tepkiler de bu ahlaksızlığı yapanların hukuk karşısında hesap vermesi güzel ama kamu vicdanında açtığı yarayı hafifletmeye yetmeyecek.

Gayet iyi biliyoruz ki bu ahlaksızca saldırıların hedefi haline getirilen kadınların ortak yönü ya da belki de tek suçu (!) sadece bir siyasi kişiliğin eşi olması. Hedeflerinde esas olarak bazı siyasi kişileri alan bir grup ahlaksız bu kişileri eşleri üzerinden yıpratmak gibi zavallı bir anlayışın temsilcileri maalesef.

Bu ahlaksızlığın ne izahı ne tarifi ne de gerekçesi izah edilemez.
Kahredici olan da kadınlara yönelik -ve sadece kadın oldukları için- bu tip girişimlerin ilk örneği değil tanık olduklarımız.

Daha önce de iş kadınlarına, gazetecilere, sanatçılara, bilim insanlarına, politikacılara benzer şekilde ve hayasızca bir çok saldırı oldu.

Burada konuşulması gereken iki konu var;

İlki ve en önemlisi kadına olan saldırı, şiddet ve cinsiyetçi ayrım.

İkincisi ise transfer edilmiş, bindirilmiş ilkel nefret söylemi, apolitikleştirilmişlere yüklenmiş “politik şiddet kültürü”.

Bu iki hayasızca saldırıda da bu iki temel faktör çok net olarak önümüze çıkıyor.

Bu iki olay istisna mıdır, daha önce olmamış veya daha sonra olma ihtimali yok mu?

Maalesef istisna değil ve bu ülkenin acı bir gerçeği olarak karşımızda duruyor.

Peki bu iki konuda ne yaptık da bu toplumun siyasete ve kadına bakış açısı bu noktaya geldi?

Kadına uygulanan şiddet, kadını erkeğin yumuşak karnı, belden aşağı saldırıların hedefi olmaması için ne yaptık?

Toplumun, kadına gerekli saygıyı duyması, onu “ana”, onu “eş”, onu “kardeş” olması dışında başka sıfatlarla tanımlamaması için ne yaptık?

Anneler gününde anneler günü mesajları, 8 Mart’ta kadın emeğine saygı mesajları yayınlama, süslü sözler söyleme, sevgililer gününde belki bir çiçekle avutma dışında ne yaptık?

Kadına şiddet uygulayanları iş dünyasından men mi ettik, eşini döven gazeteciyi ekranlardan alaşağı mı ettik, sevgilisini darp eden sanatçının filmlerini mi protesto ettik, kadını siyasette istemeyen siyasetçiyi partilerden mi attık?...

Kadını gerçek hayatta EŞ ‘yani eşit, yani aynı olarak’ görmeyi sağlayacak hangi eğitimi okullarımızda çocuklarımıza verdik? Kısacası kadının ana olma kutsiyetini, eş, can yoldaşı, evin direği olma bilincini ne kadar yaşadık ve öğrettik.

Maalesef kadını erkeğin yumuşak karnı, belden aşağı vurulacak hedef gibi gören hastalıklı kişilerin toplum içinde var olması ve bu kokuşmuş zihniyetin hala hüküm sürmesinin sorumlusu bizleriz.

Hamasi sözlerle, sloganlarla, kotalarla, yasalarla, mesajlarla değil hayatın içinde var olmalarına engel olmadıkça bu zihniyet bitmez.

O iş adamını, akademisyeni, gazeteciyi, sanatçıyı hayatın içinde var olmasına, mevcut konumunu korumasına izin vermez isek bu kokuşmuş alçak zihniyet bitmez.

Peki bu yaşanan olaylarda asıl mesele kadına bakış açısını sonucu mu çıkmıştır?

Elbetteki hayır. Sadece burada hunharca kadının hedef alınması kadın bakış açısının ürünüdür.

Bu alçak saldırıların asıl sebebi transfer edilmiş, bindirilmiş ilkel nefret söylemi, apolitikleştirilmişlere yüklenmiş “politik şiddet kültürüdür”.

Yani siyasi düşünceyi, ezberlenmiş içi boş politik sloganlar, küfür ve şiddet söylemlerinden ibaret olduğunu zanneden ve kendini bu küfür ve şiddet söylemleri ile ifade etme anlayışı tüm bu hayasız saldırıların esas kaynağıdır.

Son olaydan örnek vererek açıklamaya çalışalım. Eşi Esra Albayrak’ın anne olma sevincini, kendisine yeni bir evlat dünyaya getirme mutluluğunu paylaşmak isteyen Berat Albayrak’ın sosyal medya paylaşımından hareketle Esra Albayrak’a yapılan alçak saldırının asıl hedefi ne Esra Albayrak ne de Berat Albayrak’tır.

Asıl hedef politik nefretin hedefi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dır. Bu alçak saldırının hedefinde politik olarak sevmediği, iktidar olmasından rahatsız olduğu Erdoğan'a saldırmak ve onu istemediğini dile getirmek için yapılmış bir saldırıdır. Bir tarafta Erdoğan'ın kızı bir tarafta Erdoğan'ın damadına ve onların yeni doğan çocuklarına alçakça saldırmayı bir siyasi söylem zanneden “ahlaksızlığın” bir sonucudur. Aynı durum Selahattin Demirtaş ve eşine yapılan saldırı içinde geçerli.

Bütün bu politik barbarlığın, politik ahlaksızlığın bu kadar pervasızca yapılmasının arkasındaki gerçek nedir? Bu cesareti nereden alıyorlar.

Söyleyelim Türk siyasi arenasından ve siyasetçisinden alıyorlar bu cesareti. Her fırsatta rakiplerine ağır hakaretleri, şiddet ve hakaret söylemlerini meydanlardan, medyadan dile getiren siyasetçiler değil mi?

Küfür hakaret ve nefret söylemini rakibi için sarf eden gazetecileri baş tacı yapan yine siyasetçiler değil mi?

Küfrü, şiddeti, nefret söylemini politik söylem olarak vatandaşa öğreten politikacılar değil mi?
Hangi küfreden, şiddet ve nefret dilini kullanan politikacı partisinden atıldı?

Hangi gazeteci politik şiddeti ve nefret kustuğunda işine son verildi?

Hangi siyasi partini kendini seven karşıya küfreden medyası, gazetecisi yok?

Peki şiddet ve nefret dilini kullanan hangi politikacıya oy verilmedi?

Hangi nefret söylemini ekrana, köşe yazısına taşıyan gazeteci okunmadı protesto edildi?

Elbette bu yazdıklarım yaşanan ahlaksızlığı izah etmek için değil. Bu yazdıklarım bu tür alçaklıklar bir daha yaşanmadan kendimizdeki hata ve eksikleri dile getirmek ve bir daha yaşanmaması için artık toplum olarak bu eksiklerimiz gidermek için harekete geçmemiz içindir.

Gelelim bu alçaklığı kadınlara reva gören alçaklara söylenecek sözümüze. Sizi bir ana doğurmadı galiba!

Değerli dostlar böyle can sıkıcı bir konu ile ilk yazıda karşınıza çıkmak istemezdim. Ama böylesi bir alçaklığı da yazmasak olmazdı.

Umarım daha keyifli yazılarda buluşuruz.

Hoşbulduk.

 

Yorumlar