Selocanı tebrik etmek lazım. En azından hapishanede bile boş durmadığı için tebrike şayan... Tiyato dediğin de aslında böyle bir şey...

Nedir tiyatro? Sahnelenen oyundur... Tabi oyunun sahnelendiği yerin ismi de tiyatro... Ve tiyatro aynı zamanda, oyun yazma sanatıdır edebiyatta...

Neresinden bakarsanız bakın bir oyun sahnelemişler... Türkiye üzerinde oynanan oyunlardan yalnızca bir tanesi, ama bizce en iyilerinden... Baksanıza akıllı geçinen adamlar bile günlerdir neyi konuşuyor...

Tiyatro olur da seyircisi olmaz mı? Seyirciler... Buraya bir ünlem ve üç nokta koyunuz... Seyirciler bu yüzden işin en önemli kısmı...

Eskiden temaşa sanatları derlerdi... Siz tiyatroya gidip oyunu değil seyircileri izleyin... Veya sinema, tv filmi, dizi vs. izlerken izleyin... Ne demek istediğimizi daha iyi anlayacaksınız...

Devletin temellerine dinamit koyan, ahlâkı sukut etiren, toplumu kamplara ayırıp bölmek için hazırlanmış böylesi nice tiyatro sergilenir ve fakat aşk olsun ki, bizim seyirci oyundaki mazlûma gözyaşı döker zalim rolündekine sin kaf küfreder, belâ okumaya kadar gider...

Siz hiç senaristlere küfredildiğini duydunuz mu? Senaristin, oyun yazarının ne olduğu bile bilinmez... Zafer kazanan da suçlu olan da oyuncudur. Sokakta boynuna sarıldıkları gibi dayak attıkları da olmuştur...

Adam öyle kaptırmıştır ki, vururken bir yandan da “Ulan şerefsiz nasıl tecavüz edersin?” “Garibe vurup küfredersin hâ… Vay alçak, al sana...”

Oysa o üstlendiği rolden başkasını yerine getirmiyor. Vazifesini yapıyor, parasını alıyor... Role değil, sergilenen oyunun karşılığında elde edilene bakmak bizimkilerin aklına bile gelmez...

CHP’nin HDP ile birlikteliğini vurguladığı, CHP’li İBB başkanın, CHP müdürünün ve mezkûr tiyatroyu yazan Selo’nun eşleri yanyana poz veriyor, oyuncunun kocası sinema artisti Kadir İnanır da yanlarında...

Tamamı milletin değerlerine muhalif bir kadro var kadrajda… Gelelim işin öteki tarafına... Yàni, “Devran” isimli bu mini tiyatro ile ne murad edildiğine..

“Kürt, Türk, Âlevî, Sünnî... hepimiz kardeşiz...” edebiyatı ile birkaç oyuncu tarafından sergilenen pek de tiyatromsu olmayan oyunu bizim için “büyük oyun” yapan nedene yàni...

Kâh ellerindeki metinden okuyorlar, kâh geri plandan veriliyor okumalar... Jandarma’nın bulunduğu yerde “Ne mutlu Türküm diyene” yazıyormuş, “her Türk asker doğar” yazısı da hálâ aynı yerde duruyormuş...

Fakat hayır, bu gibi subliminal, ince mesajlar da değil, bu tiyatroyu (!) “büyük oyun” yapan...

Mesele, tam da PKK havlu atarken, dağa kaçırılmış evlâtları için nöbet tutan Diyarbakır anneleri büyük ses getirmiş, PKK’nın zalimliği sessiz çığlıklar olmaktan çıkıp gündeme oturmuşken bütün bunları unutturup faşist Kürt milliyetçiliğini hortlatmak ve elbette karşısına da Türk kavmiyetçiliği faşizmini dâvet ile ülkeyi karıştırmak...

Yàni, Türkiye maddî ve manevî terör kaosundan biraz sıyrılmış nefes almışken, boğazını sıkıp yeniden boğmak!..

Ágâh olabildik mi? Ne gezer, hálâ meseleyi idrâk edebilmiş değiliz. Takıldık ahmak tiyatrosuna, sahne önünde memişhane ıbrıkları gibi sıralanıp kadraja alınan ünlülere (!) gidiyoruz kıyamete...

Cumanız mübarek, aklınız başınızda olsun, ágâh olunsun. 

Yorumlar