İstanbul’a kar yağmaya görsün reyting ve tiraj peşindeki haber kanalları mutlaka bu tür sözleri kullanırlar basit bir havadurumu haberi bile sunarken. Oysa popülerlik kokan sözlerdeki “kartpostallık manzara” zengine güzellik, fakire üşümektir...

Evet İstanbul’da kar yağışı başladı! Şimdi tuzukurular “Aaa, ne güzel kartpostallık manzaralar oluştu” diye sevinecekler...

Bir ünlü profesörümüz henüz yağış başlamadan kar ile alâkalı paylaştığı “tweet”lerinde çocuklar gibi sevinmiş. Haber şöyleydi:

İstanbul Teknik Üniversitesi Meteroloji ve Afet Yönetim Bölümü öğretim üyesi bu arkadaş, sosyal medyada kar yağışı paylaşımlarında bulunmuş...

İlk tweetinde “Ctesi sabahı inşallah kar yağacak, kestane ve salepleri hazırlayın.” diyen hoca, tahminini “Büyük ihtimalle bu gece yarısından itibaren İstanbul'da kar var. Sabah kara uyanırız” sözleri ile sürdürdü.

Yazdığı esprili bir tweetinde “Rüzgar aynı ama sıcaklık düşüşü durdu ve hattâ yükselişe gecti. Ne oldu ya! Kapatın pencereleri filan. Böyle yaparsanız İstanbula kar yağmaz tabi” diyor...

* * *

İsteyen kar yağışına sevinebilir tabi. Bendeniz fazla sevinemiyorum, hattâ yoldan geçen ve geçimini çöpler arasındaki kâğıtları toplayarak sağlayan çocukları gördükçe üzülüyorum kar yağdığı için...

Sıcacık evlerde çaylarını kahvelerini yudumlarken dışarıdaki Allah’ın çizdirdiği “kartpostallık manzara”ları seyreden Müslüman zenginlerimiz hiç değilse sadaka ve zekatlarını aksatmasınlar ki o garibanların da içecek bir tas çorbası olsun...

Aksi halde Allah korusun bir zelzele olur onlarla aynı akıbeti paylaşıverir herkes… Bunları efekkür ederek içimden duâlar ettim balkonda...

“Allah’ım, bu günümüze bu halimize şükürler olsun, şu soğuk ve kapalı havada bile ne güzellikler ihsan ediyorsun. Lâkin şu garibanlara da bize verdiklerini hattâ daha iyilerini ver. Ben durumum müsaitken onlara zekâtımı verdim. Yarın birgün içimizdeki beyinsizlerle birlikte gazabına uğrayıp meselâ bir zelzele ile sokaklarda yatmak zorunda kalırsak o kâğıtçı çocuklardan altımıza serecek karton isteyebilirim...”

* * *

Yazı başlığımla aynı isimdeki şiirimle bitireyim:

Kar yağar lapa lapa sevinir tuzu kurular

Garip gurabaya bak çöplükte ekmek arar

Ne terstir şu fani dünyanın böyle işleri,

Kimi düğün eder, kimi yer masada neşteri...

 

Bir de selâ okunur ve müezzin der ki,

Mahallemizden filan oğlu falan kişi gitti…

Sevinçle keder hep, yan yana heryerde,

Tefekkür yoksa inmiştir o gözlere perde

 

Kulaklar duymaz ne beş ezanı, ne selâyı

Zaten bak, kulakları tıkamış Şeytan parmağı,

İşitmek ne mümkün hepten bulmuşlar belâyı

Nerde kaldı ki, duyacak kopan şu vaveylâyı...

 

Aniden acı, uzun bir fren sesi, çığlıklar o ne?

Biri öyle dalgın gidiyormuş, telefonu elinde,

Yuh artık, neredeyse oluyormuş canından....

Kartpostallık manzara asıl, böyleydi işte...

 

İmam önde, yürüdük ardından mevtanın

Vaveyla kesildi, adı neydi, gömüldü...

Üzerine karlar düşerken titremiyordu kefen,

Sonra zaten toprak örtüldü, bir kalın yorgan

Kartpostallık çeken olmadı, yalnızca ben,

Zihnime çizdim ve sabah kalkıverdim erken...

 

 

Yorumlar