984 Defa Okundu

Türkiye Müslümanlarının değer yargıları gittikçe yozlaşıyor. Yozlaşmanın da ötesinde haramlar helal kılındığı gibi, dünkü İslami semboller, bu gün haramlarda kullanılıyor.

Faiz “kâr payı” olurken, kumar “milli”leşerek “ek gelir” haline getirildi.

Başörtüsü; yani tesettür, imani bir zaruretten ötebir “şıklık unsuru”na dönüştü.

Türkiye’de Müslümanlar AK Parti ile iktidarı yaşadıkça islamdan uzaklaştı. İSlamın değerlerini hiçe saydı. Dünya malının peşine düştü, esiri oldu

Deizim denen bela, bu dönemde başımıza bela oldu. Doğu’daki İmam Hatip okullarında Kürtçülük egemen olurken, batıdaki dakileride ise “Deizm” denen şirk yayılmaya başladı.

İster kabul edelim ister gizleyelim, bu gün İmam Hatip okullarında lezbiyen ve gay vakaları, diğer liselerle yarışacak hale geldi.

İlahiyat Fakülteleri, Hadisleri ve risalet (peygamberlik) müessesesini inkar eden, sorgulayan okullar oldular.

Bu yozlaşmışlığı tam 62 yıl önce bir siyasi dile getiriyor. Şimdi o siyasinin konuşmasının virgülüne dokunmadan aynen yayımlıyorum. Bakalım siz okurlar kendinizi o konuşmada ne kadar bulacaksınız:

“Muhterem Vatandaşlarım!

Sevgili İşçi kardeşlerim!

Bugün, Müslüman İstanbul'umuzun, İstanbul'dan önce Müslüman olan Eyüp bölgesinde ….. sesini duyurmaya geldik.

Sevgili vatandaşlarım!

Bunu söylerken, elimde olmayarak, Müslümanlığın büyük bir hizmetini hatırladım. O büyük söz derki: "Kıyamete kadar yaşıyacakmış gibi çalış, yarın ölecekmiş gibi ibadet et" der.

Vatandaşlar!

İbadet: HAK önünde konuşmak, halk önünde hakkı teslim etmek manasına gelir...

Bugün, ……'nin kendini HAK ve ÇALIŞMAK gibi iki prensipüzerine kurduğunu açıkça ortaya koymak lüzumunu duyuyorum.İ slamın büyük prensibi, hepimizin bildiği gibi: "Leyse lil insane illâ mâ seâ" der.(Yani: İnsan için, çalışmaktan , emekten başka her şey yalandır) der. İşte, o büyük hakikat: Aradan binlerce yıl geçtikten sonra bugün, dünyanın en ileri memleketlerinde dahi, tek büyük İÇTİMAİ HAKİKAT, insanlığın bulabildiği en büyük hakikat olarak tanınmıştır. Bugün insanlığın yarattığı değer: EMEK üzerine kurulur.

Avrupa'nın en büyük iktisat alimleri, İngiltere'nin klasik iktisatçısı denilen Adam Smith'ler, Ricardo'lar, binlerce senelik insan ilminin neticelerini toplarken, o hakikati bulabilmişlerdir: "Leyse lil insane illâ mâ seâ!" hakikatini: "Değer, insanın emeğinden doğar" şeklinde ifade etmişlerdir...

İşte …… prensibi de, herşeyin temelinin, memleket siyasetinin de üzerinde kurulması icabeden temelin emek olması lazım geldiğini ifade eder.

Türkiye'de emeği, insanın çalışmasını kim temsil ediyor?

Şehirlerde işçi kardeşlerimiz, esnaf kardeşlerimiz.. Köylerde alınteriylçe çalışan küçük, fakir köylülerimiz! ….. Türkiye'de -bütün öteki ……lerden farklı olarak, - bu alışkan zümrelerin hakkını arayan, hakkını aramak için kurulmuş tek teşkilattır.

Şimdiye kadar maalesef, büyük hakikatler daima küçük insanlardan uzak kalmıştır: Uzak bırakılmıştır. Yine vatandaşlarım iyi bilir ki, Muhammed (aleyhisselam): "Benhâtemel enbiyâyım" demiş. (Yani: "Ben peygamberlerin sonuncusuyum") demiştir. O büyük sözün manası üzerinde vatandaşlarımı bir an düşünmeye davet ederim...

Vatandaşlarım!

O zamana kadar insanlar arasında bütün düzeni kuran kanunlar ve kaideler "gökten iner" di. Hazreti Muhammed: "Ben sonuncu peygamberim!" demekle, bizlere şu büyük hakikati anlatmış oluyordu: Arkıt kendinizi siz idare edeceksiniz demek istemiştir... Ve onun için insanların büyük toplantı yerleri: Camiler meydana gelmişti. Bütün İslamların camii:Adı üstünde CAMİ!.. Cami: Hepinizin bildiği gibi, TOPLAYICI demektir, vatandaşlarım. VeMüslümanların tatil günü de vaktiyle "CUMA" günü idi, vatandaşlarım. Bu ne demektir? Bir an düşünelim: CUMA, toplanma günü demektir.

Nerede toplanıyoruz? Toplayıcı olan Cami'de... niçin toplanıyoruz, vatandaşlarım? Hak için değil mi?

(Devamı yarın)

Yorumlar