400 Defa Okundu

Abdu’r-raḥīm el-Merzifonī  (Rumi )

Gerçekten şeyhinin "Aşk ateşi" diye övdüğü Abdürrahîm hazretlerinin kalbi ilâhî aşkla dop doluydu. Yanık ve içli şiirler söylerdi. Zaman zaman;

"Tövbe yâ Rabbî! Hatâ yoluna gitdüklerüme,

Bilüp itdüklerüme, bilmeyüp itdüklerüme."

Diyerek gözlerinden yaşlar döker, kalbi Allahü teâlânın korkusundan titrerdi. Abdürrahîm hazretlerinin Merzifon'a gelmelerinden sonra burası ülkenin dört bir tarafından feyz almak ve ilminden istifâde etmek isteyenlerin akınına uğradı. Bunu duyan İkinci Murâd Han, ilminden daha geniş bir kitlenin faydalanmasını sağlamak üzere kendisinden Merzifon'daki Çelebi Sultan Mehmed Medresesi'nde müderrislik yapmasını istedi. Kabul buyurunca, beş akçe ile müderris tâyin etti. Daha sonra, 1439 yılında yevmiyesi, üç akçe ilâve ile sekiz akçeye çıkarıldı. Bazı kimseler şeyhin müderrislik görevini ve tâyin edilen ücreti kabul etmesini onun dünyâya olan rağbeti şeklinde yorumladılar. Buna karşı Abdürrahîm hazretlerinin cevâbı:

"Çeşitli eller yerine bir el tuttuk. Bu lokma ile nefsin ağzını kapattık." oldu.

Tasavvuf yolunda bulunanlar, yedikleri, içtikleri şeylerin ve kullandıkları eşyânın helâl olmasına çok dikkat ederlerdi. Pekçok kimse, helâl olduğu şüphelidir diye, sultanlardan gelen hediye ve ihsânları kabûl etmezlerdi. Kabûl etseler de, fakir ve yoksullara dağıtırlardı. Sultan İkinci Murâd Han, her şeyiyle âdil bir sultan olduğundan; Abdürrahîm bin Emir Merzifoni ondan maaş almakta mahzur görmedi.1465 yılında Vefâtına kadar Pekçok talebe yetiştirdi. Talebelerinin içinde zamanının meşhûr şairleri de vardır. Abdürrahîm hazretlerinin mübârek kabirleri Merzifon'da Câmi-i Cedîd Mahallesi Eren sokağındadır. Halen halk tarafından ziyâret olunmakta mübârek rûhu vesile edilerek Cenâb-ı Hakk'a duâ ve niyâzda bulunulmaktadır. Zeynüddin Hâfî’nin “Bir aşk kütüğün yakıp, Diyâr-ı Rûm’a attık” ifadesiyle övdüğü halifesi Abdürrahim-i Rumî ve Abdüllatif-i Kudsî (ö.856/1452)32, Zeyniyye tarikatının Anadolu’da yayılmasının öncüleri olmuşlardır.

Gey sakın bir gün bu dürr-i şâhvâr elden çıkar

Ömr şehrin kıl imâret ârif ol Abdürrahim

Şehr olur virane çün kim şehriyar elden çıkar

 

Aşkın odı serbeser tutdı cihânı yandırur

Mahz-ı nûr eyler vücûdı cism ü cânı yandırur

 

Varlığın bir gün tecellî nâgehânî yandırur

Işka münkirdür safâsız sofi bilmez anı kim

Âşıkun cânını ışk odı nihânî yandırur

 

Derdi ışk âteşlerin şerh idemez Abdürrahîm

Neylesün ol söz dile gelse lisânı yandırur.[1]

 

[1] Ergun, Türk Şairleri Ansiklopedisi, 242-43.

Yorumlar