420 Defa Okundu

Yıl 2012. Bir gâvur yazarın “tutuklanan gazetecileri protesto” amacıyla Türkiye’ye gelmeme kararı alması konuşuluyor...

O herifin (!) adı Paul Auster. Amerikalı bir roman yazarı, okulu bitirip Fransa’ya yerleşmiş 1974 yılında tekrar ülkesine dönmüş ve ilk evliliğini yapmış. Şair ve senarist. 73 yaşında. Birçok ödül falan da almış.

Hakikaten güzel senaryoları var... Bu yüzden Türkiye hakkında da kulaktan dolma, hasseten FETÖ’nün verdiği yalan yanlış bilgilerle oturmuş bir senaryo yazmıştı...

Paul Auster, Hürriyet’te yayımlanan röportajında, “Hapiste yatan yazar ve gazeteciler yüzünden Türkiye’ye gelmeyi reddediyorum! Kaç kişi oldu? 100’ü geçti mi? Biz demokratlar Bush’lardan kurtulduk. Bir savaş suçlusu olarak yargılanması gereken Cheney’den kurtulduk. Neler oluyor Türkiye’de! En çok endişelendiğim ülke...” falan demişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Paul Auster üzerinden kendisine saldıranlara “kim takar Paul Auster’ın gelip gelmeyeceğini?” meâlinde bir cevabî konuşma yapmıştı... O takmıyordu ama toplum etkileniyordu bu algı operasyonlarından.

Auster’e “Tesadüflerin Efendisi” denilmesi sebepsiz değil. Ruh dünyası materyalist tüm insanlarda az ya da çok tesadüfçülük var. Zira yaratılışa, binaen’aleyh kadere, mukadderata hiç inanmazlar.

Tesadüfen bir patlama olmuş, galaksiler, gezegenler oluşmuş, sonra birinde su oluşmuş, su (deniz) içre tek hücreli bir canlı evrilmiş devrilmiş ve diğer canlılar, en nihayetinde de insan meydana gelmiş...

Gökten üç elma düşmüş... Pardon  ya, o masalların sonunda söyleniyordu. Gerçi bunlarınki masallardan daha abuk... Masallarda hiç değilse gerçeklerle yan yanadır hayalî olanlar... Bunlarınki başından sonuna kurgu...

Kâinattaki her şey tesadüf. O yüzden yalnızca Auster’e “Tesadüflerin Efendisi” demek haksızlık... Baksanıza, hazret Türkiye’de diktatörlük var demeye getiriyor, yerli uşaklar da balıklama atlıyorlardı.

Neyse... Aslında bu tür kişiler ve söyledikleri ibretamizdir. İyi tahlil edilirlerse, FETÖ dahil tüm kumpasları aydınlatır...

Şöyle: Durduk yere kimse hadiseleri “tesadüfler zinciri” bir senaryo olarak görmez. Amma, öyle bir oyun  oynar, öyle bir beyin yıkama yaparlar ki, gün gelir “tesadüf işte, kandırılmışız” dersiniz...

Birkaç misâl vereyim:

1) Türkçe olimpiyatları tesadüf zannedersin... Değildir. B.A. o tiyatroda baş rollerdeydi. Ak Parti Feto kucağına Türkçe Olimpiyatları ile çekiliyordu.

2) Herif-i na şerif, coniler diyarına tesadüfen o tarihte gitti zannedersin. Değildir... Malûmâlileri Fethullah Gülen, 28 Şubat sürecinde, 21 Mart 1999 günü ABD'ye gitti, o günden bu yana ABD'de yaşıyor.

Tedadüf değildi: 28 Şubat postmodern darbesi 15 Temmuz’u hazırlamak için yapılmış. Feto, sebep buymuş gibi ABD’ye çekilmişti…

3) “Üç İbrahimî Hak Din” diyen diyalogcu herife tesadüfen büyük hoca (imam) denilmiş, Papa ile samimiyetinin bile İslâm için olduğuna kitleler tesadüfen inanmışlardı...

Hayır dostlar... Ne Feto sera patlıcanıdır ne de peşine taktığı kitleler... Düşünsenize, reis imam hatipli, dini bilen biri ama tüm kadrosuyla bunun peşine takılıyordu... Bir değil, bin hinlik vardı netekim...

Ve Türkiye’nin kâbus yılları böyle başlamıştı...

Yorumlar