“Dostu da düşmanı da gördük...”

Biz askerlerin en ziyâde meşgul olduğu, kıyamete kadar da tüm askerlerin üzerinde ahkâm kesip duracakları konu SAVAŞTIR. Savaşta ise iki hasım vardır, bunlar ıstılahta (termonojide) dost ve düşman olarak vücut bulur.

Biz askerlerin en ziyâde meşgul olduğu, kıyamete kadar da tüm askerlerin üzerinde ahkâm kesip duracakları konu SAVAŞTIR. Savaşta ise iki hasım vardır, bunlar ıstılahta (termonojide) dost ve düşman olarak vücut bulur.

Yeryüzündeki bütün askerler DÜŞMANA KARŞI ülke ve/veya devletlerini korumak üzere yetiştirilir, silahlandırılır. “İster isen sulh-u salah hazır ol cenge” sözü asker içindir ve lâkin asker milletlerden olan Türklerin en geniş mánâda kullandıkları bir düstur haline de gelmiştir.

Dost ve düşmanın muhterem CB’nın ifade şekliyle meselâ bir “barışpınarı harekâtı”ndan sonra görülmesi, düşmanlıklarının anlaşılması devlet zaafiyeti olarak değerlendirilir. Fakat meramın mánâ-i aslîsi bu değil. Burada zülf-ü yâre dokunma var yalnızca..

CB Erdoğan, durum tesbiti yapmakta, ve gerçekliği değil (âmiyane ifadesiyle); halkımıza ve dünyaya “bakın işte, biz biliyorduk siz de anlayın... Yüz kere söyledik anlatamadık... Türkiye’ye kim dost (müttefik) kim düşman (barışpınarı harekâtıyla) nasıl da belli oldu, hálâ ötecek mi muhalif kuşlar...” diyor..

Ve istihbarat... İstihbaratın birinci vazifesi dost ve düşmanı ayırmaktır. Toplanan (elde edilen) şifahî ve yazılı tüm malûmat nihaî gaye olarak istihbaratın dost ve düşman tefriki yapması ve buna göre tedbirleri ricál-i devletin üst kademelerine sunması içindir.

Dost ve düşman meselesi yalnızca askerlerin değil, dâva adamlarının, ülkesinin geleceği ile alâkalı tüm asil insanların da iştigal alanıdır.. Konfiçyus, “dostunu ve düşmanını tefrik edemeyen ahmaktır, akıbeti de mağlubiyet..” demiş.

Ünlü stratejisyenlerin tüm araştırma ve hükümleri dost ve düşman üzerinedir. Prusyalı general ve münevverlerden ünlü stratejisyen Carl von Clausewitz’in ünlü eseri SAVAŞ ÜZERİNE’dir.

Ve Clausewitz’e göre, “savaş, siyasetin başka aɾaçlaɾla (harb aɾaçlaɾı yani öldürücü konvansiyonel ve nükleer silahlarla) devamıdıɾ..”

Amerikan kovboyu posta attı, cevabını veremedik... Hayır tam olarak böyle değil. Zira günün savaşları eski harbî savaşlar değil. Artık devletler hattâ mafya çeteleri bile kıtali (savaşı, öldürmeyi) kahbece yapmaktalar...

Kimi zaman derin devlet diyoruz. Oysa derin devlet denilen heyulanın aslı derin istihbarat...

Derin istihbarat ise, devletlerin genlerinden kuvvet ve ilham alır. Derin devlet tâbirinin zihinlere hoş gelmesi de belki bu yüzden...

Burada dikkat edilmesi gereken en ehemmiyetli husus, bir devlet ne kadar köklü ise milletin de o kadar sağlam, derin örfleri, ahlâkı ve devletin de ancak o takdirde derin istihbaratı vardır.

Kökleriyle (mazisiyle) irtibatını koparan devlet çürür. O ülkenin insanları, yöneticileri artık kıçlarını yırtslar çürüme devam eder ve nihayet izmihlâl mukadder olur...

Türkiye Cumhuriyeti, ceddi kerim devlet Osmanlı ile tarihî, kültürel, kimlik bağlarını kesip attı, inkılâb komedyası büyük cinayetler işledi.

Şu sefalete, şu rezalete bakınız: Bugünkü nesiller cedleriyle istihza ediyor... Zira zavallılar, ataları Osmanlı hakkında, ellerine verilen tarih kitaplarından bir Batılının mekteplerde edindiği kadar azıcık bir bilgi edinebiliyor!.

Türkiye Cumhuriyeti, asırlarca bizi cihan fatihi kılmış örfümüze yüz çevirdiği, tarihimizi kabullenmediği gibi Allah indinde yegane hak din olan İslâm ile de irtibatı kesti...

İslâmcı iktidarımız devrinde hálâ çocuklarımıza dinsizlik aşılanıyor!.. Dahasını da söyleyeyim: Diyanet eliyle bile mezhepsizlik, Efganicilik, Abduhçuluk, Mevdûdicilik, Fazlurrahmancılık gibi sapık mezhepler aşılanıyor!.. Bunlar ileride İslâm mı bırakırlar ortada?

Ört ki ölem... Cumanız mübarek olsun (!) 

Yorumlar