172 Defa Okundu

Genellikle müstakil bir tarîkat olarak değerlendirilen Bedeviyye, Ahmed el-Bedevî’nin mürşitlerinden Şeyh el-Berrî’nin silsilesi Ahmed er Rifâî’ye ulaşması sebebiyle Rifâiyye’nin, kendisinin Ebu’l-Hasen eş-Şâzilî ile görüşmesi sebebiyle de Şâziliyyenin bir kolu olarak ele alınmıştır. Kur’an ve sünnete bağlı kalmak, kalbî zikre devam etmek, teheccüd namazı kılmak, sıkıntılara karşı sabır ve tahammül göstermek, sözünde durmak, kötülüklere iyilikle karşılık vermek, gariplere ve misafirlere ilgi göstermek, mütevazı olmak, şeyhlere hürmet etmek, dervişliğin âdâbına dikkat etmek Bedeviyye’nin başlıca esaslarıdır. Tarîkat mensuplarının kırmızı hırka giydikleri görülmektedir. Evliyâ Çelebi Bedevileri; “Mısır’da üç yüz bin beyaz kırmızı örtülü, gözleri sürmeli fukaraları vardır” diye tavsif etmektedir. Bedeviyye dervişlerinin kullandığı taç, on iki terkli olup lenger kısmına kırmızı sarık sarılır. Bedeviyye hırkası ile tarîkatın âlem ve sancağı ise kırmızıdır. Bir gün Abdülâl bu sancağı taşıyan insanda bulunması gereken şartları mürşidine sorduğunda şu karşılığı almıştır:

“Yalan söylememek, fuhuştan uzak durmak, haramlardan yüz çevirmek, iffetli olmak, Allah’tan korkmak, Kur’an’ın emirlerine boyun eğmek, zikre yapışmak, tefekküre devam etmek. Tarîkat mensupları, sünnet-i seniyyenin gereği olarak seccade, tesbih ve asa edinmişlerdir. Bedevî dervişlerinin tarîkat giysilerinde yer alan bir özellik de arakiye ve takyelere yerleştirilen gül mührüdür.[1] Kırmızı renkli ve beş köşeli Bedeviyye postunun beş vakit namazı, beş meleğin beş köşesinden tuttuğu ‘refref’ denilen serîri ve ‘Hamse-i Âl-i Abâ’yı, beş çeşit secdeyi ve İslâm’ın beş esasını temsil ettiği düşünülmektedir.

[1] Gül-i Celcelûtiyye’ de denilen bu mührün aslı, korunma amaçlı bir duadır. Seyyid Ahmed er-Rifâî’nin Hz. Muhammed’in kabrini ziyareti sırasında, müritlerinin vecd halinde kendilerine vurmaları sırasında Ahmed Rifâî İbrânî harfleri ile ‘Sevâkıt-ı Fatiha’ harflerini, yâni ‘Celcelûtiyye vefkini’ parmağıyla toprak üzerine yazar ve toprağı avucuna alıp müritlerine koklatarak onları ayıltır. Bundan sonra gelen halifeleri, o vefki beyaz çuha üzerine siyah ibrişimle işleyerek başlarına mühür gül yapmayı âdet hâline getirmişlerdir. Sa’diyye ve Bedeviyye ashabının da o vefki teberrüken, yâni uğur getirmesi için başlarına koydukları söylenmektedir. Nurhan Atasoy, eserinde Agâh Efendi’nin çizimlerini yaptığı üç Bedevî gülünü oldukça net bir şekilde vermektedir. Bunlardan birisi Rıfâiyye, Sa’diyye, Bedevî tarîkati ile ortak kullanılan mühürdür ki, gülün ortasında on iki terkli taç, onun etrafında üç halka içinde üçerden on iki kere ‘Allah’ yazılıdır. En dış halkada ise üç tâne beş uçlu yıldızın arasında vefk vardır. Bir diğer Tarîkat-i Aliyye-i Bedeviyye gülünde; en iç dâirede ‘el-Bedevî veliyyullâh’, ikinci dâirede ‘Lâilâhe illallâh Muhammeden Resûlullâh’, en dıştaki üçüncü dâirede de ‘Allâhümmerham Ebû Bekr ve Ömer ve Osman ve Ali’ yazılıdır. Bir diğer Bedevî gülünde; iç dairede on iki dilimli bir gül, ikinci dairede ‘üç yıldız arasında üç adet celcelûtiye vefki, en dış üçüncü dairede ‘dört yıldız arasında dört celcelûtiyye vefki’ bulunmaktadır. Bkz. Atasoy, Derviş Çeyizi, s. 220, 224, 225; Baş, Seyyid Ahmed el-Bedevî, s. 461.

 

Yorumlar