3528 Defa Okundu

2020’nin başında ilk olarak Çin’de görülen Coronavirüs salgını tüm dünyayı sardı. Bu virüsle beraber dünyada bir hayli alıcısı olan komplo teorileri de üretildi. İlk etapta Amerika’nın Çin’e biyolojik savaş uyguladığı, laboratuvar ortamında üretilen virüsün kasıtlı olarak bulaştırıldığı iddia edildi. Çin bu salgının biyolojik bir saldırı olmadığını böyle bir bulguya rastlamadıklarını defalarca deklare etti. İkinci iddia ise kripto paraya geçişin hızlandırılması, dijitalleşmenin ve sanal alışverişin istenilen seviyelere ulaşmasını sağlamaktı. Bunun emperyalizmin gövde gösterisi olduğunu, kendini yenilediğini, bu süreçten daha güçlü ve kazançlı çıkacağını iddia edenlerde oldu.  Coronavirüs vakasına İnanç ve itikâdî açıdan insanlığın yoldan çıkmış olmasına karşı, hakikatin illeti, malumun ilamı namına yorumlarda yapıldı.

Ülke olarak salgının en son girdiği ülkelerden biri olduk.  Ülkemizin doğusunda batısında binlerce vaka ve can kaybı varken Sağlık Bakanlığının özellikle sağlık bakanının liyakati, ehliyeti ve kriz yönetme becerisiyle taraflı tarafsız herkesin takdirini ve güvenini kazanmış olması işin en başında bir  “Bilim Kurulu” kurarak meseleye ciddiyetle yaklaşması istenilen ve özlem duyulan bir “devlet adamı” yaklaşımıydı.

Bereket versin “bu virüs ülkemize CHP tarafından bulaştırıldı” diyen kimse çıkmadı. Ya da “dış güçlerin, dış mihrakların oyunu” diyen de çıkmadı. Muhtemelen karantinadalar(!)

Tüm bu yaşanan süreç içerisinde besleme basının görmezden geldiği, havuz medyasının kâle almadığı, alamadığı gelişmelerde yaşanıyor. Ak Parti’den “kuruluş ilkelerinden uzaklaştığı” gerekçesiyle istifa eden eski ekonomi bakanı Ali Babacan uzun süredir hazırlığını yaptığı siyasi hareketini ete kemiğe büründürdü. Deva Partisi’ni kurdu. Ve herkesten önce coronavirüs salgınının ekonomimiz üzerindeki olumsuz etkilerini sınırlamak amacıyla gerekli önlemleri paylaştı. Sağlık Bakanlığının alanında aldığı önlemler, planlamalar ve duyuruları bunun dışında tutarsak olaya realist yaklaşan yeni kurulan bir parti oluyor. Muhtemelen benzer açıklamalar iktidardan da geç de olsa gelecektir. Kaldı ki kadim kültürümüzde “ihtiyat akçesi” diye bir kavram var. Eğer bu ihtiyat akçesi hazineye devredilmemiş hiç veya iç edilmemişse, AB liderlerinin virüs nedeniyle gelir kaybı yaşayanları destekleme amaçlı açıklanan yüksek miktarlar muhtemelen bizde de açıklanacaktır.

Deva partisine gelecek olursak… Millete umut olabilecek mi? Millette karşılık bulabilecek mi? Bunu zaman gösterecek. Yeni siyasi oluşumlarda üslup birliği çok önemlidir. Daha kuruluş aşamasında herkesin farklı telden çaldığı bir oluşum topluma umut ve güven duygusu vermez. Önümüzdeki dönemde üslup birliği ve birleştirici söylem milletin o oluşuma iktidar alanını açmada çok belirleyici olacaktır.

Deva partisinin öncelikle adaletin temini, sorunların çözümü konusunda sorumluluk alacak, sorunların üzerine gidecek, devlet kurumlarının itibarını güçlendiren, STK’ların itibarını zedelemeden, hassasiyetle bir çalışma bir çözüm önerisi, bir yol haritası sunması gerekiyor. Özellikle son on yılda değerlerimize ait bazı kavramların “dava”, “hizmet” örselendiği istismar edildiği bir ortamda partinin lansman toplantısında kurucu üyelere ve katılımcılara “yol arkadaşlarım” diye hitap eden Ali Babacan hemen akabinde “Dini kutsallarımızı siyasete malzeme etmeyeceğiz” söylemi kayda değerdi.

Hayatta değişmeyen tek şey değişimdir. Nasıl geçmişte rahmetli Erbakan’a bayrak açıp ayrılan “Yenilikçi Kanat” bugün iktidar olduysa… Pek tabi Ak Partiden ayrılan insanlarda yarın iktidar olabilir. Bugün gerek Ahmet Davutoğlu’nu, gerekse Ali Babacan’ı hain ilan etmek doğru ve etik bir yaklaşım tarzı değildir.

Bugün Ak Parti büyük dönüşümler yaşasa da, dava-para dengesinde yalpalasa da, genel yapısını, kuruluş ilkelerini korumaya çalışan dar bir kadroyu hâlâ içinde barındırdığını söylemek mümkündür. Aklen ve kalben yaşadığı ayrılığı çeşitli nedenlerle dile getiremeyenlerin oranının oldukça yüksek olduğu tahmin ediliyor. Bunun yansımalarını en gerçekçi anlamda seçim sandığında görmek mümkün olacaktır.

İktidar, gücünü koruma, yani var olan düzenin devamını sağlamada zorluk çekiyor, yıpranma riskini ve metal yorgunluğunu göz ardı ediyor. Bu nedenle “Ce-Ha-Pe, Dış güçler, Faiz Lobisi, Bekâ meselesi” gibi argümanları ısıtıp ısıtıp servis ediyor. Millet bunları mazeret olarak kabul etmiyor artık. 2002-2008 yılları arasında gerek özgürlükler, gerekse ekonomideki olumlu gelişmeler yaşanırken, aynı riskler ve aynı tehditler yok muydu?

Hâsılı Kelâm!

İnşallah Ülkemiz, coronavirüs salgınından şifasını, maddi-manevi ve ekonomik anlamda Deva’sını bularak çıkmış olur.

Kalın sağlıcakla…

 

Yorumlar