1444 Defa Okundu

42 yıl önce nifakla iç savaş noktasına getirilmiştik de bugün her alanda lazım yetişmiş insan gücümüzü yitirmiştik. Kalmadı  kendilerine dünya, ikisi de merhum Demirel ile Ecevit, belki farkında değillerdi ama zıtlaşmalarıyla sağ sol çatışmalarının hamisi olmuşlardı. Yangına körükle gidiyorlardı hep.

Ecevit, 74 affıyla ‘Tek Yol Devrim’ slogancılarının Anadolu’ya yayılma yolunu açmıştı. Kayıtlara bakılırsa görülür, hatırası acı,    o yüzden hiç unutamam, romanımda da işledim: Fatsa Devyol örgütü üssü yapılmış, onlarla mücadele için gönderilen vali de ülkücülerden destek alıyordu. Ecevit liderli CHP vekili Ertuğrul Günay, vali defolup gitmelidir diyordu halk huzurunda. Biliyor muyudu acaba hangi senaryo oyuncularına hamilik ettiğini? Demirel de gözü göre göre sağcılar da suç işliyor dedirtemezsiniz bana diyebilmişti. Sonuç? Açıkça şartların oluşmasını bekledik diyen ve de Atatürk’le aldatanların vesayetçi darbesi! Ecevit kendisine malum olmuş gibi birileri düdüğü çalar, demokrasi bitti herkes evine der sözünü etmişti ama uzlaşmadı Demirel’le. Cumhurbaşkanını bile seçemediler. Geç fark ettiler taşın sert olduğunu, ateşin insanı yaktığını, suyun boğduğunu.

Yazık olmadı mı? Emperyalist ABD’nin bizim çocuklar başardı dediği darbecilerin zulmü de ayrılıkçı terör zemini için tahrik kaynağı olmadı mı? Darbeden sadece 4 yıl sonra baş veren ama yarım asra yakın zaman geçmesine rağmen hâlâ sürmüyor mu terörle mücadelemiz? Binlerce şehit verdiğimize mi yanalım, ekonomimize vurduğu darbe üstüne darbeye mi milletçe? Yıllar yılları kovaladı çeşit çeşit huzursuzluklar içinde. Ta 2001’de Adalet ve Kalkınma Davası diye benin de katıldığım Erdemliler Hareketi lideri dirayet ve cesaretiyle destek aldı milletinden ve bitirdi vesayeti. 18 yıl oldu, yola devam ama şimdi endişeliyim!

Niye? Kuruluşta birbirine kenetlenmiş yol arkadaşları vardı. Lidere güven tamdı. Hatalar da olurdu ama görmezden gelinir, depreştirilmezdi. Örneğin birçok sağlam yol arkadaşı dururken Ertuğrul Günay üst sıradan vekil, sonra da iki kez nasıl bakan olabilmişti? Sorup soruşturmuştum biraz. Denge için vitrine koyuldu demişlerdi de çıkışmıştım: Hani vitrinci değil, dava partisiydik? Cevap ilginçti: Sol kanaat önderiymiş, geniş kitlelere nasıl ulaşacakmışız? Düşünekalmıştım: Gerçekten hamisi kitleler miydi yoksa bir aldatıcı referans mı? Süreç içinde güven kaybına neden başka örnekler de görüldü, kimi yol arkadaşları davalarını terke başladı. Şimdi de mazide suyun başında olanlar ayrı başı çekiyor. Nereden nereye? Tarihçi ve ülkücü Asena da ocağından kopup bambaşka bir vitrine çıktı? Farklı bir yol açma mücadelesini niye kendi ocağında vermedi? Ocağında ün kazanıp da ayrı parti kuranlar parayı nereden buluyor? Acaba yeni bir ayrıştır, böl ve yönet senaryosu mu yazıldı? Onları oyuncu yapan hamiler var mı yok mu? Karıştı halkın kafası, ağızdan ağıza soran sorana!

Ayrı kulvar açmak yerine ana partilerde el ele demokrasiyle halkı kalkındırma yolunda fikirler üretmek çok mu zor? Lider yol arkadaşlarını özgürce konuşturup bütünleştiremez mi? Fikirlerin çatışmasından doğrular çıkar demek yetmez ki! Lafla yürür mü siyaset gemisi? İcraat önemli. Lider buna dikkat ederken, onun icraatlarını yadırgayan yol arkadaşları da sabretmeli. Sabır taşı çatlarsa da aynı yerde verilemez mi mücadele? Nifak hamilerinin işine yaramadı mı bölme, bölünme? Destanlarımızda ve tarihimizde kayıtlı nifak, münevverin umru olmalı! Milletini ondan koruma ışığı yaymak için cevabı duyulsun diye sormalı:

 İktidar da muhalefet de bünyesine nifak odaklarının ideoloji ve inanç sömürüsüyle çatışma oyuncusu yaptığı radikalleri niye sızdırdı, sızdırıyor ve bunlar aklıselim olanlardan niye daha da etkililer? Nasıl çekiyorlar oy silahını da korkutuyorlar yetki sahibi siyasetçileri? Kilit noktalara getirilmeleri mi sağlanıyor böylece? Sonra da çekişme ve çatışma odağı yapılıp üzerlerinden niye karşıtlıklar üretilip duruyor. Nice tecrübeye rağmen kurtulamanın bir yolu yok mu bu sarmaldan?

Ünlü yazar, akademisyen ve siyasetçiler radikalleri asla tartışma odağı yapmamalı. “Onların  kitlesel oyları falan yok. Çok sıkı, gizli ve bukalemun örgütlenme-dayanışma içindeler sadece. Yanıltıyor, aldatıyor, hile yapıyor, tuzak kuruyorlar; sanki halk desteği de tüm iplerin uçları da ellerinde kanısı oluşturuyorlar. Böylece vesayet gücü kazanıyorlar siyasetçi üzerinde. Onları da her kötü gidişin sorumlusu gösteriyorlar üstelik. Tarikatcı denen bir başhekim yardımcısı niye saçma sapan konuşmalar yaptı durup dururken? Kısa süre önce de TTK Başkanı saçmalamış ve görevinden ayrılmıştı. 28 Şubat sürecinin nifak oyuncuları mı sürüldü yine sahneye? Sağlık İki Önceki Bakanı için Recep ağabeyimle yakın çalıştım niye dedi? Şimdi ona bu adam anormal diyen, doğruysa atamasını niye yaptı? Başarısına günün birinde koyu gölge düşürsün diye mi?” gibi sözlerle halka ışık tutmalı.

Atatürk’le aldatanların oluşturduğu vesayet, İslam’la aldatanların vesayetine dönüştü algısını halk arasında yaygınlaştırsın diye provakasyonlar üst üste. Cumhurbaşkanı mümin yoklukta acıyı bal eylemelidir dedi diye CHP lideri, sen mümin değil misin tepkisiyle çekişme kaynağı nifak püskürtüverdi hemen. Kendinden sonra Başbakan yaptığı Davutoğlu da. Oysa toplantı din görevlileriyleydi. Yıpratma malzemesi yapılmamalıydı. Ancak madem ki nifak başlıyor hemen, bundan da korunmak için tedbir gerek. Lafını etmeden İslam ilkelerine uyan hep kazanır ama siyasî çekişme konusu da tarikat, şeyh… gibi aracı güdümlü de olamaz. Herkes bildiği dilde İslam’ı öğrenemez mi, hangi devirdeyiz? Danışmanlık makamı da Diyanet değil mi?

Saldırılar yoğunlaşmışken dört yanımızdan, niye sürekli yeni nifak tohumları püskürtülsün ki sıksan şüheda fışkıracak toprağımızdan? Ne zaman uyanacağız? Yeter, titre de kendine gel ey münevver! Bilerek nifak tohumu saçanlar elbette hain! Lakin bilmeden onların senaryolarına oyuncu veya hami olabileceğimizi hesaba katalım da ayınalım, ayındıralım artık!

Yorumlar