2264 Defa Okundu

Tarihin gerçekleri gün yüzüne çıkarmak gibi bir sorumluluğu vardır.

Bu tarih adına bir zarurettir.

Yalana karşı direnir.

Yıllar sonra bile ipuçları verir. Yeni deliller sunar.

Geçte olsa hakkını teslim eder, haksızlığa uğramışların…

Şanlı bir tarihimiz olmasına rağmen tarihine sırtını dönen Osmanlı’yı reddetmeyi Cumhuriyetçilik sayan, iftira atmayı tarihçilik zanneden, okumak yerine duyduğuna inanan,araştırmadan her konuda uzman olan, tarihinden kopuk talihsizlerin uydurma ve yanlı tarihini okuduk yıllarca.

Osmanlı tarihinin; özellikle son yıllarda en çok konuşulan, tartışılan padişahı 2. Abdülhamid Hanbu ayrımcılığa belki de en çok maruz kalan insandı.

Tarihin yalana karşı direnci ve yalanla uyutulan nesillerin gerçeği öğrenme yolunda gayretleri sayesinde gerçek tarihimize ve tarihi şahsiyetlerin gerçek hüviyetlerine vakıf olma yolunda epey olumlu adımlar atıldı.

Avrupa’nın en buhranlı döneminde ve sömürgeciliğin zirve yaptığı bir vakitte geniş ve büyük bir İmparatorluğu 33 yıl ayakta tutmayı başarmış bir hakan 2. Abdülhamid Han.

Kendisinin açtığı mekteplerden yetişen,  Avrupalılar gibi giyinip kuşanarak, onlar gibi yiyip içerek, onlar gibi düşünerek İmparatorluğun selamete ereceğini hayal eden, halkla ve devletle alakası, devlet ve millet kaygısı olmayan, milli şuurdan uzak sözde aydınlar padişahın hal edilmesine zemin hazırlayarak koskoca Osmanlı İmparatorluğunun itibarını yerle bir etmişlerdi.

Yahya Kemal, genç bir öğrenci olarak Paris’e gidiyor. Bakıyor ki Bulgarlar, Rumlar ve Ermenilerle beraber bizim Jön Türkler de sürekli olarak Sultanın aleyhinde gösteriler yapıyorlar.

Önce buna şaşıyor!..

“Nasıl olur da bir hükümdar hem Rumların, Bulgarların, Ermenilerin hem de Türklerin düşmanı olabilir?”  diye düşünmeye başlıyor.

Sonunda vardığı kanaat şudur:

“Anladım ki, bu adamlar Türk devletinin başını istiyorlar. Yoksa istedikleri Sultan Abdülhamid’in veya bir padişahın kellesi değildir.”

Sonunda bunu yapanlar acı gerçekle burun buruna gelince Abdülhamid Han Hazretlerine “Kızıl Sultan, müstebit, despot, tiran, diktatör” gibi yakıştırmalarla onu hal eden aklı evvellerdaha sonra onunaklına sığınmadıklarına pişman olmuşlardır. Ama vatan ve devlet elden gitmiştir. 2. Abdülhamid’in hal edilmesiyle beraber Osmanlı devleti zaten bitmiştir.

Bu vefasızlığı yapanların, gaflette olanların pişmanlığını şair Rıza Tevfik Bölükbaşı şu şekilde dile getiriyor:

Tarihler ismini andığı zaman,

Sana hak verecek, ey koca Sultan;

Bizdik utanmadan iftira atan,

Asrın en siyâsiPadişâhına.

     *                    *

Padişah hem zalim, hem deli dedik,

İhtilâle kıyam etmeli dedik;

Şeytan ne dediyse biz ‘beli’ dedik;

Çalıştık fitnenin intibahına.

     *                    *

Dîvâne sen değil, meğer bizmişiz,

Bir çürük ipliğe hülyâ dizmişiz.

Sade deli değil, edepsizmişiz.

Tükürdük atalar kıblegâhına.

     *                    *

Lâkin sen sultânımgavs-ı ekbersin

Âhiretten bile himmet eylersin,

Çok çekti şu millet murada ersin

Şefâat kıl şâhım mededhâhına.

     *                    *

Kalın Sağlıcakla…

Yorumlar