KADIN DEYİP GEÇMEYİN AYAKLARININ ALTINDA CENNET VAR!

Çok Değerli Dostlarım ve Okurlarım,
Gün geçmiyor ki,sosyal medyada ya da gazete haberlerinde bir kadına şiddet eylemi ile karşılaşmayalım.Bizler geçmişimizde kadını baştacı etmiş bir milletin torunlarıyız.Hem dinimiz hem millet özelliğimiz tarihler boyunca bunu gerektirmiş ve böyle de olmuştur.
Osmanlı tarihi ve islam tarihi bunun örnekleriyle doludur.Peygamber Efendimiz Hz.Muhammed’in (asm) veda hutbesini hatırlayalım.Cahiliyye karanlığında,kadınların eşya gibi görüldükleri,ve hiç bir haklarının olmadığı bir dönemde kadınların erkekler üzerinde hakları olduğunu haykırmış,ve “Kadınlar sizlere emanettir,onlara iyi davranın” diyerek onların haklarını sıralamıştır.

Burda en önemli nokta “emanet” kelimesidir.Elbette Hz.Peygamberimizin bütün sözleri önemlidir lakin kadına şiddet mevzusunda bu önemle üzerinde durulması gereken bir tanımdır.

Emanet kelimesi Kur’an-ı Kerim’de geçmekte ve Allah mü’minleri emanete ihanet etmemeleri konusunda uyarmaktadır.”Ey iman edenler, Allah'a ve Resûlü'ne ihanet etmeyin, bile bile emanetlerinize de ihanet etmeyin.(Enfal/27)

Sadece ayetler değil Peygamber Efendimizin bu konuda pek çok hadisi bulunmakla beraber yaşantısı da bizzat bunun canlı bir örneğidir.

O henüz 25 yaşında genç bir delikanlıyken, 2. Eşini kaybetmiş ve 45 yaşında olan Hz.Hatice ile evlilik yapmış ve Hz.Hatice vefat edene kadar bir başka hanımla evlenmemiştir.Hayatı boyunca Hz Hatice’yi bir eş olarak iyilikle yad etmiş,hayırla anmış,övmüş ve özlemiştir.
Günümüz islam karşıtları,sırf din düşmanlığı adına,islamı karalamak adına dinimizin 4 eş ruhsatını kullanıp bunun üzerinden beyhude bir karalama çabasına giriyorlar.

Dostlarım düşünün öyle bir devir ki bir erkeğin 80 tane kadın alma hakkı olabiliyor,kadınların bırakın evleneceği kişiyi seçme,konuşma haklarının dahi olmadığı bir devir.

Eşi sıkıldığında götürüp pazarda sattığı bir devir.Kız çocuklarının hakir kabullenildiği,kız çocuk dünyaya getirdi diye evden atılan anne ve toprağa diri diri gömülen kız çocukları.İşte böyle bir devirde onlarca eşi olan insanlara sadece dört kadın ruhsatının gelmesi ödül değil cezadır.
Üstelik bunu islamın emri gibi algılayan,yansıtan cahil insanlar var.Halbuki bu emir değil sadece gerekli durumlarda verilen izindir.Ve bu iznin yanısıra getirilen şartlar çok ağırdır.
İşte böyle bir dönemde islam kadına pek çok haklar vermiş ve onu hem toplum içinde hem Allah katında bir birey olarak kabul etmiştir.

Kadın hiçbir konuda erkekten ayrı tutulmadan büyütülmüş ve yetiştirilmiş,ve eğitilmesi konusunda erkekle eşit tutulmuştur.Hz Aişe (ra) bir hadis hafızıydı.2210 tane hadis ezberlemiş nakletmiştir.Zamanının müşkül mevzularını ona gelip sorarlardı ilim sahibiydi,keskin zekasıyla meşhurdu.

Yine sahebe hanımlardan Nesibe Hatun Uhud savaşında Peygamberimizin yanında kılıç sallamıştır..Savasta yaralılara koşan Ümmü Süleym ve Hz Aişe (r.a) da unutmamalıyız..Savaş sonrası erkeklere verilen kadar savaşa katılan hanımlara da ganimet verilmesi uygulaması islamın kadına ne kadar değer verdiğinin önemli bir örneğidir.

Kadına evlilik çağı gelince eşini görme hakkı verilmiştir.Bu aynı zamanda bir sünnettir. Beğenmezse reddeder, velîlerin ve damat adayının ısrarı hiçbir şeyi değiştirmez.
Evlenirken ağırlığını koyar, damat adayından istediği kadar "mihir" alır. Mihir onun Allah tarafından belirlenmiş en tabii hakkı ve hayat garantisidir. Harcama sahası, meşru çerçevede tamamen kendi iradesine bağlıdır.

Mihrini, ya da varsa diğer mal varlığını, hayır yolunda harcayabileceği gibi ticarî işletmelerde kullanabilir, şirketler kurar, şirketlere hisse senetleriyle ortak olur, kazanır ve kazandığını da istediği yerde harcar. Çünkü kendi sosyal güvenliği, kocaya varmakla garanti altına alınmıştır.

Ev için ve kendisi için gerekli bütün zarûri harcamalar erkeğin sırtınadır. Erkek, elbiseni ya da süs malzemeni kendi kazancınla al, diyemez. Kendi varlığı ölçüsünde kadının nafakasını sağlamak zorundadır. Sağlayamayacaksa evlenemez. Evlendikten sonra sağlamazsa kadının boşanma talebi olumlu sonuçlanır.

Durumuna göre kadın kocasından hizmetçi isteyebilir. Hizmetçinin ücreti kocasına aittir. Örfe göre kadınların yapmaması ayıplanan ev işleri dışında kadın, hiçbir iş yapmak zorunda değildir.

Daha önce insan yerine bile konmayan kadına miras hakkı verilmiştir ve erkeğe kalan mirası erkek sorumluluğu altında olan kişilere(eşi,ailesi varsa boşanmış ve ihtiyac sahibi kız kardeşleri)ne harcamak zorundayken,kadın kendine kalan mirası sadece kendisi için tasarruf etme hakkına sahiptir,eğer istemezse eşine dahi vermez.Bu kadının çalıştığı zaman kazancı içi de geçerlidir.Rızası yoksa başkası kadının kazancına dokunamaz.

Peki Osmanlıda durum neydi?

Osmanlı sadece kadına değil bütün canlılara kol kanat geren adeta bir merhamet imparatorluğu idi.

Hangi medeniyet vardır ki ev imar ederken yapının bir kenarına kuşlara da aynısından birer “evcik” kondursun?

Hangi imparatorluk vardır ki padişahı “aç hayvanlara yiyecek dağıtıla,dağlara tepelere çuvallarla buğday,et döküle kurtlar kuşlar aç gezmeye” diye ferman çıkarsın?
İşte bu imparatorlukta Hayme Ana’dır Osman Gazi’yi yetiştirip büyüten,ilk terbiyeyi veren.600 yıllık çınarın ilk tohumlarına vesile olan değerli kadın..
Ve yine Osman Bey’in hanımı Halime Hatun ki hem yol arkadaşı,hem desteği,hem eşi Orhan Bey’in annesi.

Fatih Sultan Mehmed Han’ın annesi.Çağ açıp çağ kapatan bir imparator ve arkasında en büyük desteği annesidir.

Sekiz yıllık saltanatında Osmanlı topraklarını 2.5 katına çıkaran,yabancı tarihçilerin “sekiz yıl daha saltanat sürse dünyayı fethedecekti”dedikleri Sultan Yavuz Selim Han’ın annesi Hürrem Sultan sayısız vakıf eserleri hizmetleri ile iz bırakmış hanımlardandır.

Evet değerli dostlarım islamda kadının yerini örnekleriyle yazsak sayfalara sığmaz.
Maalesef bugün bir çok islam ülkesinde görmekteyiz ki kadının adı bile yok,eve hapsedilmiş,hiç bir faaliyeti yok ,hakkı yok.Ve bu ülkeler şeriat ile yönetildiklerini iddia ediyorlar.Şeriat Allahın koyduğu kanunlardır,bu kanunlarda kadın emanettir,kadına zulüm yoktur.

Ülkemizde ise durum yasalarla kontrol edilmeye çalışılıyor ancak son on yılda gördüğümüz,duyduğumuz haberlerde kadına uygulanan bu şiddet yüreğimizi acıtmaktadır.
Hadi eskiden “okumamış kesim,eğitim almamış kesim kadının kıymetini de bilmez” deniyordu.Şimdi her şehirde neredeyse 2-3 üniversite var.Bakıyorsun gayet iyi eğitimli,hatta güzel işi imkanları var kadına şiddet uyguluyor.bazen bakıyorsun medyada örnek şahsiyet,her kes tanıyor,şiddetle gündeme geliyor.

Demek ki bunun diplomayla ilgisi yok,bu tamamen ahlakla ilgili bir durum.Ve islam ahlakından uzak kalmanın sonuçları.

Biz islama göre kadını anlayıp sünneti bilseydik değil el kaldırmak onları emanet bilip baştacı yapardık.Kadına şiddet hem Peygamer Efendimiz’in vasiyetine hem de emanete ihanettir.
El kaldırdığımız kadın,bir annedir,anne adayıdır,kendi kız kardeşimizi annemizi düşünelim onlar nasıl değerliyse eşimiz de öyledir.

Tartışmalar olur bunlar hayatın gerçekleri,her zaman huzurlu gitmez,öyle zamanlarda biz tartışmaktan uzak duralım,nefsimize hakim olalım.İlla ki yolları ayırmak gerekirse de Hadis-i Şerifte olduğu gibi bunu güzellikle yapalım.

Allah bizi emanete hakkıyla sahip çıkanlardan eylesin.
Son olarak yine bir Hadisle kapatmak istiyorum “Cennet annelerin ayakları altındadır.”
Allah’a emanet olunuz!