Mağlova Dünya Su Mimarisinin Baş yapıtı. Mimar Sinan,ın estetik harikası şaheseri. Hem su kemeri hem köprü. 1554-1563 Mağlova'da o kadar keyifli anılarımız varki anlat anlat bitmez.

Mağlova Dünya Su Mimarisinin Baş yapıtı. Mimar Sinan'ın estetik harikası şaheseri. Hem su kemeri hem köprü. 1554-1563 Mağlova'da o kadar keyifli anılarımız varki anlat anlat bitmez. Başlayalım bakalım nerelere gideceğiz.

Bir gün telefonum çaldı. Telefonun ucundaki kişi Mağlova Belgeseli Yönetmeni ve İski Özel Kalemi Umut Mete Soydan. Biz sosyal medyadan tanışmıştık. Güzel bir sohbetin ardından bir gün buluştuk. Çaylarımızı yudumlarken sohbetin koyulaştığı anlarda bana Mağlova'yı çekmen lazım senin mutlaka çünkü o Sinan'ın eseri demişti. Bende Mağlova nedir diye sormuştum ? İlk defa ondan öğrenmiştim. Sonrasında Tarihçi Araştırmacı Yazar İbrahim Akkurt hocamız konuyu dahada derinleştirmiş olacaktık.

Yaptığı Mağlova Belgeselini gösterince benim dünyam değişti. Olağanüstü güzellikte müthiş bir belgesel izlemiştim. Bu bendeki isteği dahada perçinlemişti. Oraya gitmeliydik mutlaka araştırdım okudum heyecanım dahada arttı. Mağlova aynı zamanda bir köprü vazifesi görmekte olup 1554-1562 yılında tamamlanmış selden sonra tekrar onarılarak 1563'ten itibaren günümüze ulaşan eşsiz bir eser. 460 yıllık dünkü gibi ayakta. İnşaallah Unesco Koruma Mirasına alınır. Dünyada tek örneği. Bir gün Umut Mete Soydan Fotoğraf sanatçısı Saime Güler ile birlikte buluşup yola revan olduk. Orman içlerinden ilerlemeye çalışıyoruz ama nafile araba yolu yok gidemiyoruz. Bizde sonra program yapar gideriz demiştik. Ve başka bir gün yine aynı ekip buluştuk bu sefer farklı meşekkatli bir yoldan belli bir noktaya kadar ulaştık. Aldık eşyalarımızı sırt çantamızı patika yoldan hep birlikte ilerlemeye başladık. Umut arkadaşımız tabii orayı iyi biliyor az kaldı derken bir anda o heybetiyle gözleri kamaştıran
güzelliği ile karşımıza çıkıverdi Mağlova su kemeri. Suların içinde ağaçların arasında olağanüstü bir şaheser karşımızda.

İlk defa görüyordum orayı. İstanbul içinde Bozdoğan Su Kemeri var Kemerburgaz'da uzun kemer, kovuk kemerler var ama burası bambaşka bir yerdi. Mağlova Su Kemeri bambaşka bir estetiğe,mimari yapıya sahip bir kemerdi.

Dinlendikten sonra patika yoldan ilerlemeye çalılştık. Zor bir yoldu dikenler ağaç dalları bizi zorluyordu. Ama bize zorluk dayanırmı Sinan bizi çağırıyor hatta dedim bir an şimdi olsa Sinan bana neden bu saate kadar gelmedin de camileri dolaştın demez mi? İnsanoğlu işte içinden geçirmeden duramıyor. Ona saygı sonsuz. Yaptığı eserler hala dünyada konuşuluyor. Sonunda ağaç dalları arasından kah ağaç dalına çıkarak kah dikenler arasından çekmeye
çalışıyoruz. Şimdiki gibi temzi yollar yok. Kemerin dibine kadar gitmiştik. İçine girmek istesekte suların çok yüksek olmasından mütevellid giremedik. İçinden yol vardı karşıya geçilebilen. Merak ettik tabii ama nafile. Ellerimiz hep diken yaraları dolmuştu ama vazgeçmek kitabımızda yoktu bizim. Saime ve Umut arkadaşıma çok teşekkür ederim çok emek verdiler.

Umut Soydan ile sonra çekim planı yaptık. Mağlova'ya bir bot gelmeliydi bot ile çekimi yapmamız lazımdı. İmkanın sınırlarını zorluyoruz fikirler üretiyoruz. Umut bey sağolsun çok emek verdi. Sonunda bir gün bot geldi baraja indirildi. Bizde bota bindik barajda 25 dk gittikten sonra Dünya Su Mimarisinin Baş yapıtı Mağlova Su kemeri tertemiz tüm estetiği, asaleti tüm heybetiyle karşımızda bizi selamlıyordu. Tabii bot içinde çekim yapmak hayli zor devamlı hareket halinde içeriye zaman zaman su doluyor Saime arkadaşımız bir yandan suyu maşraba
ile atmaya çalışıyor bir yandan fotoğraf çekmeye çalışırken biz hayli bir ıslanmıştık. İlk defa kemerin içine botla girmiştim. O gün ama müthiş fotoğraflar çekmiştik ıslanmıştık ama hayli Fotoğraf Sanatçısı Saime Güler ile birlikte ve bot ekibiyle keyifli bir çekim yapmıştık. Hepsine ayrı ayrı teşekkürlerimi iletirim. Ve güzel bir çekimin ardından dönüşe geçtik. 30 dakikalık zaman diliminden sonra varış noktamıza ulaştık. Gerçekten bir ilki daha yapmıştık bu çok büyük bir keyif vermişti bize. Bazı şeyler anlatılmaz yaşanır bizde bol bol andrenalin yaşıyoruz.

Mağlova Su Kemeri projesinde bizlere desteklerini hiç esirgemeyen o heyecanı beraber yaşadığımız değerli büyüğüm dönemin İski Genel Müdürü Raif Mermutlu beyfendiye ve Mağlova Belgeseli Yönetmeni İski Özel Kalem Müdürü Sn Umut Mete Soydan beyfendiye çok ama çok teşekkürlerimi iletirim. Katkılarıyla önemli çalışmaya imza atmanın mutluluğu ortaya önemli prestij eser koymak ayrı bir lezzet olmuştu bizim için. Hep birlikte tarihe not düşecek gelecek nesillere çok önemli eser bırakmanın mutluluğunu beraber yaşadık. En kalbi teşekkürlerimi tekrar iletirim. O heyecanı yaşamak herkese nasip olmaz.

Tabii benim Mağlova ile araştırmalarım devam ederken aynı zamanda iştişareler yapıyorum ve bir gün Umut beyle Raif beyi ziyarete gittim. Orada güzel sohbet ilerledikçe buranın bir kitabını yapalım dedik. Raif ve Umut beye tekrar çok müteşekkirim çünkü Mağlova'nı bir tek kitabını yazan rahmetli Prof. Dr. Kazım Çeçen hoca yazılarla anlatmıştı.
Bende Raif Mermutlu müdürüme şöyle demiştim. Müdürüm fotoğraf görselli olursa çok daha prestij eser ortaya çıkarırız. İnsanlar sadece dışardan görüyor buranın tüm detaylarını çeker müthiş bir görsel eser ortaya koyarız demiştim. Hiç tereddütsüz hemen işe koyulalım demişti. İşte bu saatten sonra asıl hikaye başlayacaktı. Planımda yaz, sonbahar, kış olmak üzere farklı zaman dilimleri içerinde fotoğrafların olması lazımdı. Uzun bir dönem çalışmalarımız devam etti. Sabahın ilk ışıkları ile başlayan çekimler akşamın gün batımları ile hayli heyecanlı geçiyordu.


Bir gün Saime Güler ve İbrahim Akkurt ile çekim yaparken dedim bu su nereden akıyor buradan İstanbul,a Sinan su getirmiş 55 km zamanıda ve haka aktif halde. İbrahim kardeşim en üst galeri dedi. Dedim oraya girmeliyim oranında fotoğrafı olsun insanlar görsün. Tabii en üstü piramit gibi yürümek imkansız. Bizde imkansız yoktur bir söz varya aklıma o geldi orada;

Fatih Sultan Mehmet'in unutulmaz sözü; İmkanın sınırını görmek için, imkansızı denemek lazım…

Evet bende öyle yaptım kararlıydım ve içerisini çekmeliydim. Haydi bismillah deyip Allah'ın verdiği o imkan ile en üstte yürüye yürüye galerinin içine girilebilecek yere ulaştık. İçerde zararlı yaratıklar vardır vs denilsede o an bişey düşünmüyorsunuz. O heyecan ile suyun aktığı galerinin içine girdim. Tabii su akmıyor o ara bakım yapıldığı için. Tripotu makinamı içeri aldım. İbrahim kardeşimde içeri girdi. Orada sanki Sinan arkamda bana tarif ediyor bizler o duyguyla o çekimleri yapıyoruz. Orada arkadan esen o rüzgarı eğim farkıyla Sinan'ın nasıl bir ince hesaplamasıyla suyun nasıl aktığının kemeri nasıl yaptığına şahitlik ediyorduk. 2 ayrı günlerde galerinin içinden fotoğrafları çekmenin mutluluğunu yaşıyorduk. İkimiz o an tarihin zirvesinde tam içindeydik. Bu şekilde kimseye nasip olmamıştı fotoğraf çekmek ve araştırmak için oraya girmek.

Çekimler tüm heyecanıyla sürerken sadece kar manzaralı fotoğrafı kalmıştı. Ama kar pek yağmıyordu o sene.
Bir gün çekim için Edirne'ye gitmiştik. Sabahın 06:00'sı telefonum çalıyor. Sersem gözlerle açtım aloo Cemil abi kar yağdı neredesin……..

Cemil dururmu hemen kalkıp kahvaltı yapmadan yola tam gaz çıktık. Saat 07:40'da Mağlova'ya ulaştık ama kar çok ince ve erimişti. Bir fotoğraf çekmenin önemi aslında anlayan için burada öne çıkıyor. Tabii çekemiştik üzüntü ile döndük. Ve derken o unutulmaz an gelmişti. Kar çok yağmıştı. Biz hemen Mağlova'ya hareket ettik. Karın kalınlığı 25-30 cm benim araba kar lastiği olmasına rağmen çıkmıyor. Bende hemen Umut beyi aradım. Hemen İSKİ'ye gel buradan arazi arabasıyla geçelim. Zaman kısıtlı güneş bir çıkarsa kar hemen eriyor. İSKİ'ye gelip jeeple hemen Mağlova'ya hareket ettik. Çok şükür karı yara yara oraya ulaştık. Hemen acele ile çekimlere başladık. Donduk ama iyiki gitmişiz biz çekim yaptıktan 2 saat sonra havanın ısınması ile o muhteşem görsel kalmamıştı.

Allah'a ne kadar şükür etsek azdır. Bunları bize nasip etti. Oradan müdürlüğe gelip sıcak çayı içtikten sonra benim tüm heyecanım bitmişti o an. Yeni heyecan Kitap olmuştu tabii. Büyük emekler veriyorsunuz Kitabın tüm çekimlerini yapmıştık. Yazıyla, kışıyla muhteşem çekimler olmuştu. Belkide tekrarı olmayacak bazı fotoğrafların o
yüzden her bir fotoğraf çok değerlidir. Mimar Sinan'ın izinde Dünya Su Mimari,sinin Baş Yapıtını çekmek bir o kadarda keyifliydi. İnsan sevdiği işi yaptığı sürece hayatı boyu çalışmazmış. Evet çok doğru bir tespit. Mutlu keyifli oldukça sizin veriminiz o kadar büyük oluyor.

İbn-i Haldun'un müthiş bir sözü var;

İnsan beyni değirmen taşına benzer içine bişeyler atmassanız kendi kednini öğütür durur. Bizlerde öyle aslında hergün yeni bir şeyler öğrenmeye devam ediyoruz. En derin sevgi ve saygıyla.