1660 Defa Okundu

Değerli Dostlar

Liyakat kelimesini hep siyasetteki söylemlerden duyarız sık sık. Hâlbuki liyakat aslında hayatın her aşaması için gerekli ve zaruri bir durumdur.

Liyakat bir insanın bulunduğu makama ya da yaptığı işe layık olması ve o iş için kabiliyet veyahut beceri sahibi olmasına denir. Bu kabiliyet yaradılıştan ya da sonradan alınan eğitimle kazanılmış olabilir.

Yani bir tamircinin de işinde usta olması, bir tesisatçının da işinde uzman olması gerektiği gibi siyaset kurumunun da liyakat sahibi insanlardan oluşması lazımdır. Hatta siyaset ve yöneticilerin mutlaka liyakat sahibi olması lazımdır.

Çünkü eğer bir oto tamircisi eğer işinde uzman değilse size daha fazla bir masraf çıkarabilir veyahut aracınız yolda kalır.

Peki, bir siyasetçi ya da yönetici makamına layık değilse; o zaman yönettiği kurum yolda kalır, verdiği hizmet yolda kalır. Eğer bir ülke yönetiyorsa ülke yolda kalır. Bu telafisi olmayacak kadar büyük bir zarardır. İşte bunun için en önemli, liyakat sahibi olması gereken insanların yöneticiler ve siyasetçiler olması gerekmektedir.

Ulu önderimiz, Efendimiz –Ona selam olsun- bize kıyamet alametlerini bildirirken, Ahir zamanda, yönetici olarak başımıza gelecek insanların makamlarına layık olmayan insanlar olacağını buyurmuştur.

Yani aynen şimdiki gibi; kendisine verilecek 5 tane koyunu bir yerden bir yere götürmeye kabiliyeti olmayan insanların devlet dairlerinde başkan, amir ya da yönetici yapıldığına şahit olduğumuz şu dönem gibi.

Peki, yönetici vasfına haiz insan yok mu memleketimiz de de, devlet dairelerinde layık olmayan insanlara veriliyor bu görevler.

Hayır, şayet aranıp bulunacak olsaydı, her görev için liyakat sahibi bir güzel insan mutlaka bulunabilirdi. Burada esas sorun bu bence, gerek dünya görüşü, gerek mezhebi, gerek meşrebi ve gerekse akrabalık ilişkileri şu anda liyakatten daha ön planda tutulmaktadır.

Bir yönetici kendi altında başka bir yönetici atayacağı ya da seçeceği zaman İlk önce kendi makamına bir zarar gelip gelmeyeceğini sorgulayarak seçimini yapıyor.

Hâkim, savcı, avukat veyahut bir daire başkanı alımı için açılan sınavda alınan puan, bir insanın yapacağı göreve layık olup olmadığını nasıl belirleyebilir.

Yapılan mülakatların ne kadar işe yarayıp yaramadığını yakinen biliyorum. Bir atama için kimin torpili daha güçlü ise işe onun alındığı bir hatıra dayalı bir rüşvet döneminde yaşıyoruz. Bu nedenledir ki bir gıdım ileri gidemiyoruz ülke olarak.

Şayet hasbelkader değerli bir yönetici bir kurumun başına gelecek olursa etrafındaki dalkavukların tekerine çomak sokacağı için anında alaşağı ediliyor. İşini yapamaz hale getirilip, sıkılıyor boğuluyor ve yıldırma politikası ile maalesef görev yapamaz hale getiriliyor.

Hangi zihniyetteki parti gelirse gelsin hemen kendine yakın, işinde ehil değil de kendi zihniyetindeki insanlarla kadro kurma peşindeyken liyakat nasıl gözetilebilir ki.

Her belediye seçimlerinde parti değişikliği olacağından korkan çalışanlar işimizden atılacağız ya da biraz önce bahsettiğim yıldırma politikası ile savaşacağız diye başına gelecekleri beklemektedir.

Herhangi bir devlet dairesinde işimiz olduğunda tanıdık aramaktan bıkmış ya da bürokrasinin bize verdiği sırayı beklemekten saatler, günler harcamış bir milletiz.

Teknolojinin ilerlemesiyle beraber neyse ki bir nebze dijital ortamlardan evrak almak, başvuru yapmak kolaylaştı. Ancak hala bu köhne bürokrasinin zincirlerinden kurtulamadık.

Ecdadımız bu sorun çok yüzyıllar önce muhteşem yöntemler ile çözmüşler. Enderun mektebi adı verilen ve yoğun bir eğitim programı uygulayarak küçük yaştan itibaren gerek insani gerek ahlaki ve gerekse dünyevi ilimlerle donatılan çocuklar, yıllarca hâkim, savcı, vali, başkan ve amir olarak makamlarının hakkını vererek bu devleti bu kadar yüzyıl ayakta tutmuşlar.

Devlet memurlarının tabii ki hepsini genellemek asla doğru olmaz ancak; devlet memuru olup da makamına ve mesleğine layık olmayan insanların bu göreve gelirken seçilmesi ile ilgili yapılan kpss gibi sınavlar ve yapılan mülakatlar demek ki liyakat tespiti yapmamaktadır.

Peki nasıl tespit edilecek bu liyakat meselesi?

Yani Anadolu’da meşhur söz var ya “kavun değil ki koklayalım” .

Nerden bileceğiz puanları gayet yüksek ama ahlakı bozuk olan bir kişinin liyakatini, özel hayatını sorgulayamadan sadece akademik başarısına bakarak bir göreve layık olup olmadığı nasıl anlaşılabilir.

Maalesef şu anda Sadece bizim ülkemizdeki kadar olmayabilir ama değil tüm dünyada bu liyakat meselesi sorunu vardır. Bundan dolayı dünya bu kadar bozulmuştur.

Ve maalesef biz de liyakat sahibi bulanamadığı için kötünün iyisi diyerek yıllarca kötü yönetilmiş bir ülkeyiz.

Hala da bu şekilde çaresiz bir şekilde yeni yöneticiyi beklemekteyiz.

Mevcut yönetimden memnun olmadığı halde daha iyi idareci göremediği ve bulamadığı için kötünün iyisini seçmek ve yetki vermek zorunda olması bile bu aziz millete reva değildir.

Ancak biz toplumu oluşturan bireyler sadece şikâyet etmekte ve idarecilerin dürüst olmasını beklemekteyiz.

Hâlbuki dürüst olmayan, düzgün olmayan bir toplumun dürüst ve düzgün bir idareci beklemeye hakkı yoktur.

“Her toplum layık olduğu şekilde yönetilir” Hadisi Şerifinde buyurulduğu gibi; Biz ne zaman kendimizden başlayarak önce ailemizi kaliteli, adaletli ve insani bir şekilde yetiştirir ve düzeltirsek belki önümüzdeki yıllarda yöneticilerimizde bize layık olarak kaliteli adil ve dürüst olacaktır.

Saygılarımla..

Yorumlar