392 Defa Okundu

Türkiye’de Hollywood artistlerine taş çıkaracak kabiliyette bir insan yetişmiştir. Öyle ki ağlarken konuşabilecek kadar yetenekli bir insandır Fetullah Gülen. Her gün haşa Peygamber Efendimizle (asm) konuştuğunu söyleyebilecek kadar rahattır ve bunu muhataplarına kabul ettirecek kadar ikna etme kabiliyeti vardır.

ABD, elbette böylesine yetenekli insanları kaçırmaz. Derhal ilişkiye geçerek menfaatleri doğrultusunda kullanmaya çalışır. Nitekim kullanma ömrü sona eren Abdullah Öcalan’ı Türkiye’ye teslim etmiş çok fazla umut bağladığı Feto’yu Pensilvanya’daki sarayına almıştır. Çok kullanışlı bu zındığı; her türlü provakatif operasyon kullanabilmektedir. ABD’li olduğu için kolayca deşifre edilebilen CIA elemanları, FETÖ okullarında kolaylıkla çalışıyor gibi görünerek kendilerini gizleyebilmektedir. FETO sayesinde her türlü kirli işi yapabildikleri için böylesine kabiliyetli elemanını Türkiye’ye vermemesine şaşmamak gerekir tabii.

Burada Feto’nun çok rahatlıkla yapabildiği yalancılık üzerinde durmak gerekiyor. Elbette İslam ahlakına uygun olmayan türlü türlü fitne ve desiseyi kullanabilmektedir lakin yalancılıkta kimse eline su dökemez. Kizb yani yalan ise İslam’ın reddettiği çok çirkin bir harekettir.

Bu konuda ayet ve hadislerde bu konu sık sık dile getirilerek Müslümanlar ikaz edilmiştir. “Allah şöyle buyuracaktır: Bu, doğrulara, doğruluklarının fayda vereceği gündür. Onlara, içinde ebedî kalacakları, zemininden ırmaklar akan cennetler vardır. Allah onlardan razı olmuştur, onlar da O’ndan razı olmuşlardır. İşte büyük kurtuluş ve kazanç budur” (Mealli Kuran – Maide süresi ayet 119)

Bir hadiste Hazreti Peygamber (asm): “Allah’a verdiğiniz sözde durun. Zira Allah sadıklarla beraberdir. Yalandan da uzak durun. Zira yalanla iman bir arada bulunmaz”, buyurmaktadır.

Bu konuda İslam alimleri de çok hassastır. Eserlerinde yalancılığın ne derece çirkin bir iş olduğunu ifade ederek doğruluğun önemine değinmişlerdir. Her ne suretle olursa olsun yalana cevaz verilmemiştir. Bu vesile ile askerlik hayatımdan bir hatırama yer vermek istiyorum.

1987 yılında daha teğmen rütbesinde iken beni Deniz Harp Okulu’na çağırdılar. Karşıma iki öğrenciyi dikerek şunları söylettiler: “Vehbi Kara, bize namaz kılmamız konusunda ve dini kitapları okumamız konusunda baskı yapıyordu” dediler. Sanki ayıp ve çok büyük bir günahmış gibi bir de bana sordular: Bu söyledikleri doğru mu?

Beni irtica soruşturmasında sorgulayan Alay komutanı pek keyifli idi. Zira bir ay önce çok başarılı fakat namaz kıldıkları gerekçesi ile son sınıfa gelmiş 6 öğrenciyi okuldan atmışlardı. Benim çok tedirgin olacağımı ve inkar edeceğimi düşünmüş olacaklar ki verdiğim cevap karşısında şaşkına dönmüşlerdi.

Dedim ki; “Yahu bu adamlar 18 yaşın üstünde genç adamlar, böyle bir zamanda baskı yapılabilir mi? Fakat namaz kılmaları ve özellikle imanı kuvvetlendirdiği için dini kitapları okumaları tavsiyesinde bulundum tabii”.

Bu söylediğim sözler ve iddiaların hepsi bir astsubay tarafından daktiloya alınmıştı. Nitekim soruşturma sonunda her sayfayı imzalamamı istediler. Baktım neredeyse her şey doğru yazılmış. Hepsine imzamı attım.

Bugün için genç okuyucular “bunda ne var ki” diyebilir. Fakat 12 Eylül faşist rejimi zamanında böyle konuşup hareket etmek her babayiğidin harcı değildi. İnsanları hapiste sürüm sürüm süründürürlerdi. Her ne ise doğruluğun önemine dair bir İslam aliminin sözlerine kulak verelim bakın neler söylemiş:

  • Muhammed-ül Emin Aleyhissalâtü Vesselâm’ı a’lâ-yı illiyyîne (en yüksek seviyeye) çıkaran sıdktır ve doğruluktur.

  • Sahabeler ise sıdk ve doğruluk için, can ve mal ve peder ve validelerini ve kavim ve kabîlelerini feda edip, sıdk ve hak için fedai olmuşlardır.

  • Sual- Her şeyden evvel bize lâzım olan nedir? Cevap- doğruluk. Sual- Daha? Cevap- Yalan söylememek. Sual- Sonra? Cevap- Sıdk, sadakat, ihlas, sebat, tesanüddür.

  • Eğer biz, doğru İslâmiyet’i ve İslâmiyet’e lâyık doğruluğu ve istikameti göstersek, bundan sonra onlardan (diğer dinlerin müntesiplerinden) fevc fevc (grup grup) İslam’a dâhil olacaklardır.

  • Hayat-ı içtimaiyemizin (toplum hayatımızın) esası olan sıdkı, doğruluğu içimizde ihya edip onunla manevî hastalıklarımızı tedavi etmeliyiz. Evet sıdk ve doğruluk, İslâmiyetin hayat-ı içtimaiyesinde ukde-i hayatiyesidir…. Küfür, bütün enva’ıyla kizbdir, yalancılıktır. İman sıdktır, doğruluktur.

  • Necat (kurtuluş) yalnız sıdkla, doğrulukla olur. “Urvet-ül vüska” (çok sağlam kulp) sıdktır. Yani, en muhkem ve onunla bağlanacak zincir doğruluktur. Amma maslahat için kizb ise, zaman onu neshetmiştir. (ortadan kaldırmıştır)

  • Evet, her söylediğin doğru olmalı, fakat her doğruyu söylemek doğru değil. Bazen zarar verse sükût etmek.. yoksa yalana hiç fetva yok. Her söylediğin hak olmalı, fakat her hakkı söylemeğe senin hakkın yok. Çünki hâlis olmazsa sû’-i tesir eder; hak, haksızlıkta sarf olur.

  • Hâlbuki o zamandan sonra (asr-ı saadetten sonra), gitgide ve gele gele sıdk ve kizb (doğruluk ve yalan) ortasındaki mesafe azala azala, omuz-omuza geldi. Bir dükkânda, ikisi beraber satılmağa başladığı gibi, ahlâk-ı içtimaiye bozuldu. Propaganda-i siyaset, yalana fazla revaç verdi. Yalanın müdhiş çirkinliği gizlenip, doğruluğun parlak güzelliği görünmemeye başladığı zamanda, kimin haddi var ki, sahabenin adalet ve sıdk ve ulviyet ve hakkaniyet hususundaki kuvvetlerine, metanetlerine, takvalarına yetişebilsin veya derecelerinden geçsin.

  • Yol ikidir: Ya sükût etmektir. Çünki söylenilen her sözün doğru olması lâzımdır. Veya sıdktır. Çünki İslamiyet’in esası, sıdktır. İmanın hâssası, (özelliği, göstergesi) sıdktır. Bütün kemalâta îsal edici, sıdktır. Ahlâk-ı âliyenin hayatı, sıdktır. Terakkiyatın mihveri sıdktır. Âlem-i İslâm’ın nizamı, sıdktır. Nev’-i beşeri kâ’be-i kemalâta îsal eden, sıdktır. Ashab-ı Kiram’ı bütün insanlara tefevvuk ettiren (üstün kılan) sıdktır. Muhammed-i Hâşimî Aleyhissalâtü Vesselâm’ı meratib-i beşeriyenin en yükseğine çıkaran, sıdktır, vesselam…
Yorumlar