3644 Defa Okundu

Türk milleti ezelden beri mazlum olanlara yardım eden bir topluluk olmuştur. Hatta Müslüman olup olmamalarına da çok bakılmadan her ezilen, her aç kalan, her belaya uğrayan toplumlara yardıma koşan muazzam derecede yardımsever bir millet olmamızdan dolayı da hala gurur duymaktayım.

Amerika’da ki kıtlık belasına hindi gönderdiğimiz için İngilizce de hindinin adının Türk olduğunu hala birçoğumuz bilmeyiz. Uzak doğuda bizi tanımayan, bilmeyen, soydaşımız olmayan, sel belasında mağdur olan milletlere dahi gemiler dolusu yardım gönderen, komşularımızdan yangın olana uçak, deprem olana kurtarma ekibi gönderen, savaştan kaçana ev açan, kucak açan harika bir devlet ve Ali-cenap bir milletiz. Hatta bu kısa dönemde hastalık sebebi ile bizim bir dönem parayla satın aldığımız medikal ürünleri dahi dünyanın öbür ucundaki ülkelere yardım olarak gönderdiğimiz oldu. Yani o kadar yardımseveriz ki bizim ihtiyacımız olan birçok ihtiyaç ürününü dahi yardım olarak gönderebiliyoruz.

Peki, yedi düvele yardım gönderen, evini açan, nakdi veya ayni yardımlarda bulunan Türkiye devleti neden Zulüm altında inim inim inleyen kendi soydaşımız ve dindaşımız olan doğu Türkistan’lı kardeşlerimize yardım da bulunmuyor. Hatta doğu Türkistan’daki kardeşlerimiz bilerek ve isteyerek bir soykırıma tabi tutulurken bırakın maddi desteği, bırakın aynî desteği sadece bir kınama mesajı dahi verilmiyor. Ekranlardan Çin’i kınayan, bu zulmün durması için verilen bir beyanat, bir nota, bir bildiri dahi göremiyoruz.

Eğer iğrenç ilişikleri konu alan dizilerden, ya da ahlak sınırını aşan ailevi bozuklukları gösteren günlük programlardan vakit bulup da azıcık araştıran birileri varsa basında görebileceği tek şey birkaç sivil toplum kuruluşunun az bir kalabalıkla yaptıkları zayıf protestolar olacaktır. Ancak bu protestolarla bu toplantılar, maalesef günlerce gündemi meşgul eden basit bir iletişim programı kadar bile basında yer bulamıyor kendine. Ne acı bir durum değil mi?

Neden bu konuda üzerimize ölü toprağı serpilmiş gibi kimse bir hareket etmiyor. Ne hükümetten ne muhalefetten ne aktivistlerden ne basından ne sanatçılardan, hiç kimsenin bu yönde yapıcı bir adım atıldığını göremiyoruz. Cılız köşelerden bizim gibi acizane birkaç insanın dile getirmesinin, birkaç ismi az duyulan siyasi insanın söylemesinin oradaki kardeşlerimize ne faydası olacağı da malumunuz.

Devlet başkanımızın bu konuda neden bu kadar aciz olduğu ile ilgili birçok hipotez geliştirmeye çalışıyorum. Ama hiç biri mantıklı gelmiyor.

Yani tüm dünya Yahudi topluluğunu karşısına alma pahasına “one minute” hadisesinin kahramanı, tüm müttefik ilişiklerine zarar vereceğini bile bile yapılan darbe girişiminin arkasında Amerika’nın olduğunu açıklayan ve bunun hesabını soracağız diye kürsülerden bağıracak kadar cesaretli bir başkanımız var. Avrupa’nın bütününü karşısına alacağını bildiği halde denizlerimizde sondajları başlatan ve buna güçlü bir iradeyle de hala devam eden, güçlü kararlı bir siyasi iradenin, Çin’den korkarak doğu Türkistan’lı kardeşlerimize yapılan zulme NEDEN müdahale etmediğine şiddetle şaşırmaktayım.

En azından Neden bir meclis kararı aldırıp birkaç kelam edilemediğini bir türlü anlamış değilim. Yani bir şeylerden ya da birilerinden korkuyor diyecek bir başkana sahip değiliz diye düşünmek istiyorum.

Bangladeş’e Myanmar’dan kaçan Müslümanlara dahi “biz size gereken maddi yardımı göndeririz açın kıpılarınızı” diyerek yardımda bulunan bir devletiz biz.

Doğu Türkistan’lı kardeşlerimiz komşumuz Suriye’li kardeşlerimizden daha mı az değerli. Özel uçak kaldırıp Afrika’nın bir ucundan vatandaşlarımızı getiren bu devlet için, insan değeri neye bağı acaba. Doğu Türkistan’dan insan taşıyalım demiyorum.  Bunun için bir çaba sarf edin en azından diyorum.

Irak’ta Suriye’de ya da yakın bir coğrafyada bir bomba patlasa, bir toprak kaysa hemen yardıma koşarak yaralıları getirip tedavi ediyoruz. Doğu Türkistan’da her gün onlarca yaralı ve ölüm oluyor.

Peki, Bunu neden kendi soydaşlarımıza yapmıyoruz yapamıyoruz.

Hatta Doğu Türkistan’lı kardeşlerimiz öyle doğal afet ya da deprem gibi bir belaya ya duçar değiller. Yani müdahale edilebilse belki bu zulümden kurtulma ihtimalleri dahi olabilir. Çünkü bu zulüm onlara insan eliyle yapılıyor.

Yapılan zulmü anlayabilmemiz için biraz detaya gireceğim. Çünkü basında bu konu nedense detaylandırılmadığı için oradaki kardeşlerimizin neler yaşadığını kimse anlayamıyor kimse hissedemiyor.

Doğu Türkistan’da yaşayan bir Türk iseniz yaşamaya hakkınız yoktur zaten. Hiç mal mülk sahibi olamazlar. Çocuk sahibi dahi olmamalılar. Sağlık hizmeti alamazlar. Zaten bu yüzden hastalık sebebi ile binlerce kardeşimiz vefat etmiştir. Yaşamaya hak verilmeyen bir insanın yaşamsal ihtiyaçları için hiçbir ortam oluşturulabilir mi yani siz düşünün. Evinizin içinde bir Çin’li ajan sizinle yaşamaya mecbur bırakılmış. Yaptıklarınızı sürekli kolluk kuvvetlerine bildiriyor. Dini bir faaliyette bulunmanız yasak. Çok affederseniz erkeklerin ailesi ile birlikte olmasına dahi karışabilen bir ev ajanından bahsediyorum.

Her ailenin mutlaka bir ya da birkaç ferdi hapishanede. Hapishane dediğime bakmayın, Hayvanların dahi zor yaşayacağı toplama kampı oralar. Hiçbir suç isnat edilmeden zoraki götürtülüyorlar. Geri dönen ise çok az. Bir annenin kız bebek doğurduğunda günlerce ağlamasının sebebi ne olabilir sizce.

Lütfen düşünün kendinizi varsa kızınızı düşünün. Evet, o anne kızım büyüyünce ona tecavüz edecekler ve kötü emellerinde kullanacaklar diye ağlıyor. Babalarının gözleri önünde işkenceye maruz kaldığı çocukların psikolojisini düşünün lütfen. Bizim sadece düşünürken bile tüylerimizi diken diken eden bu zulmü oradaki her bir kardeşimiz her hücresine kadar yaşıyor hissediyor ve elinden hiçbir şey gelmiyor.

İnsanları ilaç üretiminde deney olarak kullanmak veya organlarını hunharca alarak onları ölüme terk edecek kadar cani bir zulümden bahsediyorum. Bu yapılanlar altı boş bir soykırım kelimesini ifade etmiyor. Burada Tam anlamı ile Türk soyunun kırılması azaltılması ve yok edilmesi planlanmıştır. Lütfen anlayalım hissedelim. Bu soykırım planlıca programlıca başlatılan, içinde organ ticaretini de barındıran, ve oradaki Türk nüfusunun yıllar içine yayılarak azaltma programı olarak devam ettirilen bir faciadır.

Belki sosyal medyada dolaşan elleri kolları bağlı insanları görmüşsünüzdür. Ama o görüntüler büyük buz dağının sadece bir kısmı sadece. Çin’in komünizm ülkesi olmasından dolayı dışarıya hiçbir bilgi sızmaması için büyük gayret sarf ediyorlar buna rağmen işkence fotoğrafları ve videoları bize kadar ulaşabiliyor.

Çin’den kaçan Çin’li doktorların bile vicdanlarına yenik düşerek anlattıkları organ ticaretinin boyutu tüm dünyaya yayılmış durumdadır.

Aslında Çin devletinin düşmanlığı sadece Müslümanlara değildir. Kendinden olmayan tüm nüfusa düşmandır Çin. Azınlıkların tamamına bu gibi zulümleri reva görmekte hatta komünizm karşıtı olan Çin’li halkına dahi zulmetmektedir. Çin batıdan daha vahşi, daha acımasız, daha ahlaksız bir düşmandır. Tarihte Çin zulmü çok eskiye dayanmaktadır. Nüfusun kalabalığından olacak ki insan hayatının hiç değeri yoktur. Çok basit suçlara dahi kolayca ölüm cezası verilebilen bir adalet sistemine sahiplerdir. Yılda yaklaşık 50 bin insan idama mahkûm ediliyor.

Oradan kaçarak Türkiye’ye gelmiş ve bu sebepten dolayı tüm ailesinin hapse atılmış bir kardeşimizi dinlerken gözyaşlarımızı tutamamak ve elimizden dua etmekten başka bir şeyin gelememesi kadar bize acı veren başka bir şey olmamıştı inanın.

O kardeşimiz Türkiye’ye gelirken ne umutlarla gelmiş biliyor musunuz? Türkiye’yi hala kendileri için bir kurtarıcı olarak görüyorlar. Çünkü bizim geçmişimizde böyle bir kurtarıcı kimliğimiz var. Tüm dünya mazlumları kendileri için kurtarıcı olarak Allah’ın Türkleri göndereceğine inanmışlar. Buna en çok Müslümanlar inanmış durumda.

Belki bu umut onları ayakta tutuyor belki bu umut ile direnebiliyorlar hala.

Peki ya bizim cenah da durumlar nasıl birazda ona bakalım. Biz millet olarak belki basınla yayınlarla bu zulmü görsek en azından devletimizi buraya müdahale edebilmeye zorlayacak bir takım faaliyetlerde bulunabiliriz. Ancak bu devasa zulüm devlet nezdinden itibar görmediği gibi basında da yer almıyor. Milletimizden gizleniyor örtbas ediliyor. Sanki büyük oyun kurucular ellerini bu konuya da atmış ve bir talimatla hiçbir basın yayın kuruluşunun bu konuya temas etmemesi yönünde baskı uyguluyor.

Şimdi yine komple teorisine başladın diyenler çıkacaktır eminim. Ama emin olun durum tam olarak bu şekilde.

O halde Bu zulüm kimin işine geliyor diye sormak lazım. Onu da izah etmeye çalışmak lazım. Ancak bu soru çok zor bir soru değil hatta çok basit  ; Tabii ki Çin devletinin. Ayrıca Müslümanlara kin duyan Siyonistlerin de hoşlarına gittiğini farz edersek şayet basın üzerindeki baskının nedenini biraz anlayabiliriz.

Doğu Türkistan toprakları tam anlamıyla doğalgaz petrol ve zengin doğal maden yatağıdır. Hatta 3-4 ay evvel dünyanın en büyük doğalgaz rezervi bu bölgede keşfedilmiştir. O toprakların özerk doğu Türkistan toprağı sayılması ve henüz Çinin tam anlamıyla sahip olamaması bu zulmü iyice artırmasına yol açmıştır.

Böyle verimli toprakları elbette bir azınlığa bırakmak istemezlerdi.

Yani sizin anlayacağınız olay yine dönüp dolaşıp paraya ve maddi güce dayanıyor.

Buradan Cumhurbaşkanımıza, parti liderline, yetkili olan, olmayan tüm siyasilere sesleniyorum. Allah aşkına Finlandiya başbakanı kadar olamadınız mı?

Lütfen siyasi hesapları bir kenara bırakın ve bu zulme dur deyin. Belki gücünüz yetmez belki durduramazsınız ama hesap gününde en azından biz sesimizi çıkardık, dur demiştik diyebilirsiniz..  

Yalvarıyorum sesinizi çıkarın. LÜTFEN…

Saygılarımla…

Yorumlar