1200 Defa Okundu

Değerli dostlar

Memleketimizde hangi konunun hangisinden daha önemli olduğunu tartacak bir mizan yok,

Daha doğrusu önemsiz konu yok, hangisi hakkında yazı yazmaya değmez ki?

Ama bu sefer hiç birinden bahsetmeyeceğim,

Emekli amirallere “artık siz dede oldunuz park gezmelerine çıkın size rahat ve emeklilik battı herhalde oturun oturduğunuz yerde” diyesim geldiği halde bir şey demeyeceğim.

CHP nin ıslarla 128 milyar dolar nerde diye affedersiniz bir yerlerini yırtarcasına aynı konu üzerinde durmaları kadar garip olaya da değinmek istemiyorum.

Öbür taraf da Hükümet kanadında, CHP bu feryadına karşı yapılan açıklamada dövizin kimlere kimlere satıldığının kayıtlarının olduğu belirtildiği halde karışlığında alınan Türk lirasının nereye harcandığından hiç bahsedilmemiş olmasının ne kadar garip olduğunu konusuna zaten konu edecek bir şey değil,

Ramazan ayının girmesiyle hayat pahalılığının daha çok fark edilmesi, geçen Ramazan dan bu Ramazan’a temel tüketim maddelerinin %  51 oranında artmış olduğu sanki haber bültenlerinin çok ilgisini çekmediğini, zira bunun hükümet aleyhine bir konu olduğu için dokunmak istemedikleri de zaten çok yazımıza konu edecek bir şey değil.

Hayat pahalığının artık dövize bağlı olmadığı da aşikâr hale geldi. Binaenaleyh tüm ürünlerde birden arz talep çizgisi ile beraber bir yükselme olduğu bu durumda dövizin artışının inişinin çok bir hükmü kalmamıştır. Ama bu konuda çok zikretmeye gerek olduğunu düşünmüyorum.

Her haber bülteninde görebileceğimiz kadar sık cereyan eden şiddet, hırsızlık ve cinayetlerin toplumda bu denli artmasına karşın hiçbir tedbir almaya yeltenmeyen yetkili kurumların neden bir şey yapmamakta ısrar ettiklerini de sormak da istemiyorum.

Hukuk reformu diyerek milletimizin ağzına bir parmak bal çalıp herkesi sevindirecek bu güzel haberin meğerse hâkim savcıların hayat şartlarının iyileştirme operasyonu olduğunu öğrendiğimizdeki hayal kırıklığından hiç bahsetmeyeceğim.

Hâkimlerin bir suça verdiği cezanın sosyal medyadaki beğeni sayısı ve paylaşım sayısına göre değişkenlik göstermesi ne kadar trajikomik bir durum değil mi sizcede?

Gerçeklerin birçoğunun haberlerde verilmediği için bilemeyen toplumumuzun ne olur uyanın diye haykıran bazı cılız sesleri de duymasınlar diye türlü survivor programları, gelin kaynana, ya da kayıp aranıyor programları ile uyutulduğu konusu zaten çok derin, hiç girmeyeceğim.

Mevcut hükümet tarafından 9 yıl önce onaylanan ve içinde sakıncalı kısımları olduğu için Türk aile yapısına verdiği zararları yıllardır tüm sivil toplum örgütlerinin bağırarak dile getirdiği halde hükümetin ısrarla savunduğu İstanbul sözleşmesinin neden 9 yıldır değil de bir anda iptal edilmesinin sebebini sormaya zaten mecalim yok.

Diziler ve filmler le toplumuzda operasyon yapılıyor, aile yapımıza saldırıda bulunuluyor şeklinde açıklama yapan sayın başkanımızın bu konuda neden bir tedbir almıyorsunuz o zaman diye neden hiç kimsenin sormadığı konusu da çok ilginç ama o konuya da değinmeyeceğim.

Hangi doktora inanacağını şaşırmış milletimizin, her akşam bir uzmanın birbirinden tamamen farklı beyanatlarından sıkılan, her duyduğuna inanan naif haklımızın Pandemi, hastalık, hijyen, maske, mesafe diyerek artık hareket edecek yer bırakmadan sıkarak boğarak çıldırma seviyesine getirmelerinden de bahsetmek istemiyorum.

Alınan tedbirlerin mantıksızlığını sadece ben mi görebiliyorum acaba diye etrafıma sormaktan sıkıldım inanın. Ama gariban vatandaşlarımız tedbirlere uymayınca en ağır ceza ve baskı ile karşılaşırken parası olan insanlara tanınan ayrıcalıklara haykırasım geliyor, ama hayır hayır,  o konuyu da yazmayacağım.

Metroya tıklım tıklım binen insanların normal olarak görüldüğü ama dolmuşta ayakta 2 iki varsa ceza yazılması, içeriye sadece 3 kişi alabiliriz diye güya tedbir alan bankanın kapısının önünde kalabalık bir insan topluluğun oluşması kadar bir birine tezat konulara da girmek istemiyorum.

İflas etmeden bu güne gelebilen ve normale dönme hevesiyle açılan lokantaların zaten ramazan ayı ile beraber işleri düşmesini beklerken “hoppala” bir daha yasaklar geldi şimdi ne yapacağız diye yükselen feryatlarını duymamak için kulaklarımı tıkayacağım.

Aşı oyununda dönen dolapları yazmaya çalıştığımızda bazı okuyucularım tepki vermişti. Serveti dünya zenginleri listesine girecek kadar artan (4,5 milyar dolar)  biontech şirketinin, ürettiği aşı ile ilgili, hastalarda ortaya çıkabilecek herhangi bir olumsuz durumdan sorumluluk almadığını açıklamasının neden kimse tarafından dikkate alınmadığına ve gündeme getirilmediğine de hiç girmeyeceğim. 

Diğer aşı üreticilerinin aşılarının da birçok ülkede yasaklanması, aşıların aslında bir işe de yaramadığı kanaatini doğurmasından korkan küresel güçlerin yeni oyunlarını hep beraber görüyoruz.

İnsanların üzerindeki korku paranoyası azaldıkça yeni şeyler türetmeleri artık komedi haline  geldi. Hastalık artık insanlar tarafından kanıksandıkça, yani önem verilmez hale geldikçe önce bir mutasyon çıkardılar ortaya, bu mutasyon çok tehlikeli hemen bulaşabilir dediler, sonra yok yok o kadar tehlikeli değilmiş dediler. Şimdide yalancı negatif diye bir tabir uydurdular. Yani test’te çıkmadığı halde virüs kapmış olabilirmişsiniz. Sadece komik. Peki neden yalancı pozitif gibi olayın olabileceği kimsenin aklına gelmiyor.

Kaç yüz bin vaka var ama hasta sayısı yüzde bin altında. Toplumda bir çok kişi hissetmeden virüsü yendi.

Daha yapılan testlerin bile tam olarak koronayı tespit edemediği, doğruluk oranının yüzde 60 lar da olduğu bilindiği halde, insanları bu hastalıktan nasıl daha fazla korkutabiliriz diye neler çıkartacaklarını hep beraber bekliyoruz.

Elon musk adlı zengin adamı hatırlarsınız, hasta olmadığı halde iki gün boyunca 4 defa test yaptıran ve ikisi pozitif ikisi negatif çıkan adam “ Aynı hemşire, aynı test ve aynı adam. ne oluyor burada?” şeklinde ki açıklaması sizce ne demek. Ama neyse bu konuda yazmaya değer görmüyorum zaten.

Bu ülkede Bir savcının Doktor odasına destursuz girip sıra beklemeden randevu almadan ben savcıyım beni muayene edeceksin şeklindeki despotluğuna ve doktorun itiraz etmesi üzerine savcının onu gözaltına aldırması kadar iğrenç bir egonun önüne kim geçecek. Sanki bu konu biraz dikkate şayan ama yok girmeyeceğim.

İflas eden bir sürü esnafın ve henüz iflas etmeyen esnafın zor durumda olması sadece muhalefet partilerinin gündemini oluşturuyor sanki. Çok azının yararlandığı Göstermelik birkaç ay yapılan yardımlarla yaralarının sarıldığını düşünmek abes olur. Ancak dedim ya bu konu sadece muhalefet partilerinin gündemi, ona da girmeyeyim.

Tablo bu  kadar kötü değil aslında memleketimizde güzel şeyler de yapılmıyor değil. Haksızlık etmemek lazım,

Mesela savunma sanayiinde muhteşem gelişmeler oluyor. İnsansız hava ve kara araçlarının üretimini yapabilen dünyada birkaç ülkeden birisiyiz. Bu gerçekten her türkü gururlandıran bir olaydır.

Ha Birde…

Başka …

Durun ya vardı birkaç tane daha…

Ama aklıma gelmedi.

Neyse onları yazan çizen bir sürü gazete ve televizyon var zaten.

Hayırlı ramazanlar diliyorum Saygılarımla…

Yorumlar