3848 Defa Okundu

Yıllardır her siyasetçinin ağzından “tam bağımsız bir Türkiye” vaadini duyarız. Bunun duyulması bile aslında bağımsız olduğunu zanneden bir ülke için garip değil midir? Acaba Türkiye cumhuriyeti tam bağımsız bir ülke değil midir de hep bu vaatleri duyuyoruz. Bağımsızlık nedir peki?

Kendine ait Bayrak, marş ya da milli ordu mu belirliyor bir ülkenin bağımsızlığını. Eğer öyle ise adı kürdistan olan çapulcu devleti bozuntusunun da var marşları ve bayrakları orduları.

Demek ki bağımsızlık bayrak la marş la veyahut bazı devlet kurumlarının ihdası ile olmuyormuş.

Birkaç ay evvelki “Biri Adalet mi dedi” yazımızda kanunlarımızın neden yabancı, hem de bize düşmanlık etmiş devletlerden alındığını bir anlam veremediğimi yazmıştım. Belki O zaman ki batı hayranlığı devlet adamlarının üzerindeki batı baskısı devleti buna mecbur kıldı onları.

Peki ya şimdi?

O mecburiyet hala devam ediyor mu acaba. Eğer etmiyorsa neden gavur devletlerin kanunları ile bağımsız bir ülke olmaya çalışıyoruz.

Bazen ülkemizi Almanya ile kıyas ettiğimizde bunun çok mantıklı bir kıyas olmadığını yanlış yaptığımı ifade eden büyüklerime şunu söylüyorum.

Almanya ikinci dünya savaşından sonra dümdüz olan bir ülkeydi bırakın sanayiyi yiyecek ekmeğe muhtaç durumlara düştüler. Ve biz aynı zaman diliminde onlardan bir tık daha iyiydik. Savaşın yaralarını sarmakla birlikte artık kendi dertlerini çözümler arayan bir devlet idik. Ve geçmişinde devasa bir birikimi olan bir millet idik. Yani onlardan daha önde başladık yarışa. Peki ne oldu da Avrupa Almanya bu kadar ilerleyebildi de biz geri de kaldık.

Evet biz neden geri kaldık biliyor musunuz?

Şimdi bağımsız bir ülke miyiz değil miyiz siz karar verin buna.

Türkiye cumhuriyetini kurarken elimize bir liste verildi ve ülkemizin, milletin kemik yapısını oluşturan değerlerin, omurgasının değiştirilmesi ve onların istedikleri kanunları nizamları çıkarılmasını istediler.

Biz yeni kurulan bir ülkeydik ama neden yeniden kurulmamızı istediklerini anlamamız için şunları izah etmem gerekiyor.

Mevcut devlet düzeni devam etse idi eğer, padişah veya saltanat erki devam ederdi ve bu düzeni değiştirmek kolay olmayacaktı, bundan dolayı da tüm dünyada halife kabul edilen ve ülkenin dünya Müslümanlarının lideri konumunda olması onlar için büyük tehlikeydi. Her an yeniden güçlenebilir ve baş kaldırabilirler di.

Sonra bu milletin bunca yıldır başarılı olmalarının sebebi İslam dini idi. Allah’ın adaletini yeryüzünde uygulamaya çalışıyorlardı. “Ellerinden dinlerini almamız gerekir” demişti İngiliz başbakanı.

Ama dinlerini ve ahlaklarını aldığımızı bilmemeleri gerekiyor. O zaman yeniden savaşırlar. Onlara bağımsızlık, bayrak, istiklal, milliyetçilik duygularını hissettirelim, hatta Müslüman olmaya devam etsinler ama Hristiyan gibi yaşasınlar” diye de eklemişti.

Bu gizli Maddelerden bir sonraki şuydu; “Türklere tarihlerini unutturmamız lazım hatta dedelerini, onlara kötü olarak tanıtmamız ve onlara karşı bir nefret uyandırmamız lazım. Bunun en önemli adımı ise dillerini değiştirmekten başlıyor “ diye devam ediyordu.

Değiştirelim ki okuyamasınlar 100 yıl önce yazılmış önemli bir edebi ya da ilmi kaynağı dahi okuyamasınlar en önemlisi de Kutsal kitaplarını okuyamasınlar ve böylece dinlerinden adım adım uzaklaşsınlar olacaktı.

Aynen de öyle oldu

Cumhuriyetin ilk yıllarındaki Osmanlı devleti düşmanlığının ve Osmanlıdan kalan her şeyin kötülenmesi ve düşman ilan edilmesinin sebebi işte buydu. Ve bu yıllarda attıkları tohumlar neticesinde ülkemizin içinde, bu topraklarda yaşayıp bu milletin bir ferdi olduğu halde dedesine, ecdadına düşman bir kesim ortaya çıkmıştı. Bunu çok görmüyorum, Sebebi onları tanımamalarıydı.

Daha sonra yeni kurulan devletin kanunları, kurumları, onları sürekli kontrol edebilmemizi sağlamalıydı.

Kanunların Ucu açık olması ve kimsenin onları anlamayacağı bir dilde uzun uzun yazılmalıydı. Farklı farklı Avrupa devletlerinden alınıp karman çorman hale getirilerek bir anayasa yazıldı ki hukukçular dahi saçma sapan birbirine tezat kanunlar içinde boğulup kalsınlar, evet mahkemeler açılsın, dev gibi adalet sarayları açılsın ama içi boş bir adalet mekanizması olsun istemişlerdi. Hakimler bu kadar geniş kanunların içinde istedikleri maddeden ceza verebilsinler, hatta vermeseler de olurdu. Adalet olmamalıydı ülkede çünkü adalet olursa millet kalkınabilirdi. Güçlü olanın adaletini sağlayabileceği 5. Sınıf dünya ülkeleri gibi olmamızı istemişlerdi. Bizden bu kadar nefret ediyorlardı işte.

Ne zaman bu bozuk düzenin farkına varan bir devlet adamı görecek olsalar, anında suikast, darbe ya da bambaşka akıl oyunlarıyla kendi kurdukları düzenin değişmesine asla izin vermediler.

Birde ekonomi tarafı var bu düzenin onların istediği gibi kalmasını sağlayacak. O bambaşka bir yazı konusu ancak hafif den girecek olursak.

Üretim toplumu olmamız daima engellendi. Varsa yoksa çiftçilik hayvancılık yapabileceğimiz bizim bir tarım ülkesi olduğumuz bilinçaltımıza işlenmeye çalışıldı, ben ilkokuldayken ülkemizin bir tarım ülkesi olduğu bilmem ne kadar tahıl üretimi yapıldığı filan öğretilirdi bize. Çünkü öyle öğretilmesi istenmişti. Asla bir bilim adamı çıkamazdı bu ülkeden. Çok zeki birileri çıkarsa ve bir icat yapmaya çalışırsa hemen bürokratik engellerle boğarak sıkarak ülkeden transfer ettiler.

“Üretim mi yapacaksınız, ne gerek var biz ürettik alın siz sadece tüketin” dediler. Adaletin 5 . sınıf kanunlarla sağlandığı ülkemizde üretim standartlarını en üst seviyede hatta Avrupa ve Amerika’da ki kadar bile ağır olmayan mümkün olan en zor prosedürlere bağladılar. Her üreticiyi boğmak sıkmak yıldırmak istediler. Çünkü üretmemiz onlar için çok kötü olacaktı.

Hala da öyle devam ediyor. Zannetmeyin ki bir şeyler değişti, zar zor bir şeyler üretebildiğimize bakmayın. Bu, becerikli milletimizin tüm engellemelere rağmen kendi çabasıyla becerebildiği bir olaydır.

Oyun kuruculardan izin almadan Bu ülkede ne parti kurabiliyor ne iktidar olabiliyor nede yasa değiştirip kurumsal değişiklik yapabiliyoruz. Hatta uluslararası bir üretim dahi yapamıyoruz. Ama en önemli konu ise biz hala bunları yapabildiğimizi zannediyoruz.

Karşımızda bu kadar dönek bu kadar sahtekâr bu kadar gözü dönmüş ve çepeçevre kuşatılmış demiyorum ta içimize kadar sokulmuş türlü türlü düşmanlarla mücadele edebilmemizin tek yolu var dostlarım;  özümüze dönmek.

Sizce Biz bağımsız bir ülke miyiz?

Yorumlar